Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Sosyal Medya

Breaking News - Sosyal Medya haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sosyal Medya haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Datça’da Bir Durağın Hikâyesi: Prunus Cafe Haber

Datça’da Bir Durağın Hikâyesi: Prunus Cafe

Datça’nın kendine özgü dokusu içinde yer alan Prunus Cafe, yalnızca bir yeme-içme mekânı olarak değil, zamanla misafirleriyle kurduğu bağ sayesinde bir buluşma noktası olarak öne çıkıyor. Eski Datça’nın sakin ama karakterli atmosferine uyum sağlayan bu butik işletme, plansız başlayan yolculuğunu bugün bilinçli bir duruşla sürdürüyor. Prunus Cafe’nin hikâyesi büyük hedeflerle değil, doğru yerde doğru zamanda olmanın getirdiği sezgisel bir kararla şekilleniyor. Emeklilik hayaliyle başlayan süreç, mekânın bulunduğu lokasyonun yarattığı hisle yön değiştiriyor. Sahipleri için bu yolculuk bir iş fikrinden çok, kendiliğinden oluşan bir karşılaşma olarak tanımlanıyor. “Biz bir kafe açmak için yola çıkmadık, yol bizi Prunus Cafe’ye getirdi” düşüncesi, işletmenin temel ruhunu özetliyor. Mekânın kısa sürede benimsenmesinde Datça’nın güçlü karakteri belirleyici oluyor. Dekordan müzik seçimine, sunulan ürünlerden servis anlayışına kadar her detay bu karakterle uyumlu bir çizgide ilerliyor. Kalite ve estetikten taviz vermeden oluşturulan bu çizgi, Prunus Cafe’yi zaman içinde Eski Datça’nın sembol noktalarından biri hâline getiriyor. Menü ise işletmenin en fazla emek verdiği alanlardan biri olarak dikkat çekiyor. Her ürün, uzun deneme süreçleri sonucunda menüye giriyor. Özellikle şeker dengesi ve malzeme kalitesi konusunda titiz bir çalışma yürütülüyor. Ürün çeşitliliği bilinçli olarak sınırlı tutuluyor; odak, az ama güçlü lezzetler üzerinde yoğunlaşıyor. Bu yaklaşımın karşılığı ise doğrudan misafir memnuniyeti olarak geri dönüyor. Datça bademiyle hazırlanan bademli kurabiye, bademli muhallebi, Karpatka tatlısı ve badem kahveli ice latte; Prunus Cafe ile özdeşleşen lezzetler arasında yer alıyor. Bu ürünler, yalnızca tatlarıyla değil, mekânla kurulan duygusal bağın da bir parçası olarak hatırlanıyor. İşletme, menüsünü sürekli büyütmek yerine, mevcut lezzetlerin kalitesini korumayı ve yeni tatları aynı titizlikle hazırlamayı tercih ediyor. Prunus Cafe’nin asıl hedefi, misafirlerinde “tekrar gelme isteği” uyandırmak. Bu hedefin gerçekleştiği ise sezon boyunca tekrar tekrar gelen konuklarla somutlaşıyor. Kimi misafir sevdiği lezzeti yeniden tatmak için, kimi ise menünün diğer ürünlerini denemek için kapıdan içeri giriyor. Tavsiye ile gelen misafirler ise işletme için ayrı bir anlam taşıyor. “Eski Datça’ya gelip Prunus Cafe’ye uğramadan gidilmez” cümlesinin duyulması, bu emeğin karşılığı olarak görülüyor. Sosyal medya, Prunus Cafe için yalnızca bir tanıtım aracı değil; misafirlerle kurulan iletişimin devam ettiği bir alan. Planlı paylaşımların yanında, anlık ve doğal içeriklerin daha güçlü bir karşılık bulduğu gözlemleniyor. Bu nedenle işletme, profesyonel bir bakış açısını korurken samimiyetten uzaklaşmamayı tercih ediyor. Kurgu yerine gerçek anların paylaşılması, mekânın ruhunu dijital dünyaya da taşıyor. İşletmenin arkasındaki isim Sevil Taşkan, Datça’da kadın girişimci olmanın bir dezavantaj oluşturmadığını vurguluyor. Bölgenin sosyal yapısının kapsayıcı olduğunu belirten Taşkan, Datça’yı ve işletmesini bir yaşam alanı gibi sahiplendiğini, bu sahiplenmenin karşılığını da hem Datça halkından hem de düzenli misafirlerden gördüğünü ifade ediyor. Kimlik ya da cinsiyet üzerinden bir ayrımın hissedilmediği bu ortamda, sürecin doğal bir uyumla ilerlediği dile getiriliyor. Zaman içinde kendi misafir profilini oluşturan Prunus Cafe, beklentileri net, iletişime açık ve damak zevki rafine bir kitleye hitap ediyor. Güler yüzlü bu misafir kitlesi, mekândaki enerjiyi besleyen en önemli unsur olarak öne çıkıyor. İşletme sahipleri için bu karşılıklı mutluluk hâli, başarının da temelini oluşturuyor. Geleceğe dair hedefler ise büyüme rakamlarıyla değil, kurulan bağların güçlenmesiyle tanımlanıyor. Prunus Cafe’nin uzun vadeli hayali; kurabiyesi, bademli muhallebisi, tatlıları ve hoş sohbetiyle hatırlanmak. Ve bu lezzetlerin, Datça’ya yolu düşenler tarafından uzun yıllar boyunca aynı keyifle tadılmaya devam etmesi.

Zayu ile Başlayan Yolculuk: Bir Husky’nin Aileye Kattığı Dinginlik Haber

Zayu ile Başlayan Yolculuk: Bir Husky’nin Aileye Kattığı Dinginlik

Siberian Husky cinsi Zayu’nun hikâyesi, sezgilerle verilen bir kararın bir ailenin yaşamını nasıl dönüştürdüğünü gözler önüne seriyor. Zayu’nun sahibi Gizem Artış, hem sahiplenme sürecini hem de bir Husky ile yaşamaya dair deneyimlerini samimi bir dille anlattı. Artış, Zayu’nun hayatına girişinin, içsel çalışmalar yürüttüğü bir döneme denk geldiğini belirterek, o süreçte okuduğu Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabının kendisinde güçlü bir çağrışım yarattığını ifade etti. Bu başlıktan ilhamla hayatında benzer bir enerji yaratmak istediğini söyleyen Artış, Zayu ve kardeşlerinin yer aldığı bir ilanla karşılaşmasının ardından ailesiyle kısa bir değerlendirme yaparak sahiplenme kararı aldıklarını dile getirdi. Ertesi gün Zayu’nun eve gelmesiyle birlikte yeni bir yolculuğun başladığını söyledi. Bir Siberian Husky ile yaşamanın dışarıdan göründüğü kadar kolay olmadığını vurgulayan Gizem Artış, Zayu’yu bilinçli bir ırk araştırmasından ziyade sezgisel bir yakınlıkla seçtiklerini, bu nedenle karakter özelliklerini zaman içinde tanımaya başladıklarını belirtti. Alışma süreci, karşılıklı konfor alanlarının oluşturulması ve yüksek enerji düzeyine uygun günlük rutinlerin belirlenmesinin zaman aldığını ifade eden Artış, Husky’lerin özgür ruhlu yapısının eğitim sürecinde sabır ve tekrar gerektirdiğini söyledi. Henüz altı aylık olan Zayu’nun karakterini “sürüsüne bağlı, güçlü bir karakter” sözleriyle tanımlayan Artış, onunla birlikte öğrenmeye ve uyumlanmaya devam ettiklerini dile getirdi. Zayu adına açılan sosyal medya sayfasının başlangıçta yalnızca anı biriktirme amacı taşıdığını söyleyen Gizem Artış, Zayu’nun gelişim sürecini yakın çevreleriyle paylaşmak için bu adımı attıklarını ifade etti. Zamanla sayfaya gösterilen ilginin arttığını belirten Artış, özellikle Zayu’nun anlamlı bakışları ve kürk renklerinin takipçilerden olumlu geri dönüşler aldığını söyledi. Zayu’nun hayatında yarattığı en büyük değişimin “anda kalma” duygusu olduğunu vurgulayan Artış, yürüyüşler ve birlikte geçirilen zamanların kendisi için sakinleştirici ve bağ güçlendirici bir etki yarattığını belirtti. Evcil hayvan sahipliğinin ciddi bir sorumluluk olduğunun altını çizen Gizem Artış, herkesin köpek sahiplenmesinin doğru olmayabileceğini, ancak düzen, sınırlar ve sevgiyle kurulan bir ilişkide bunun hayatın en öğretici deneyimlerinden birine dönüşebileceğini ifade etti. Özellikle çocuklu aileler için bu deneyimin büyük kazanımlar sunduğunu belirten Artış, Zayu’nun büyük oğlunun köpek korkusunu aşmasına da katkı sağladığını söyledi. İstanbul gibi kalabalık bir şehirde Husky ile yaşamaya dair de değerlendirmelerde bulunan Artış, site içinde sürdürülen günlük rutinlerin zaman zaman sahil yürüyüşleri ve kısa kafe molalarıyla çeşitlendiğini, Zayu’nun sosyal ve oyun sever yapısıyla çevresine kolayca uyum sağladığını dile getirdi. Geleceğe dair hayalini ise Artış şu sözlerle özetledi: Zayu’nun iyi yönlerinin pekiştiği, karşılıklı anlayışın ve iletişimin her geçen gün güçlendiği bir birlikte yaşam.

BAŞARILI, ÇOK YÖNLÜ VE VİZYON SAHİBİ BİR İŞ KADINI: GÜLAY KAMAZ Haber

BAŞARILI, ÇOK YÖNLÜ VE VİZYON SAHİBİ BİR İŞ KADINI: GÜLAY KAMAZ

Ekran önünden iş dünyasına, modadan güzellik sektörüne uzanan çok katmanlı bir kariyer… Zarafetle disiplini, estetikle etiği aynı potada buluşturan bir duruş… Gülay Kamaz, yalnızca yaptıklarıyla değil; nasıl yaptığıyla da dikkat çeken, çok yönlü ve vizyoner bir iş kadını. Bu özel röportajda; eğitim hayatından iş yolculuğuna, modaya bakışından estetik anlayışına, sosyal medyadan hayata dair prensiplerine kadar pek çok başlığı tüm açıklığı ve samimiyetiyle konuşuyoruz. Derya Özgören: Başarılı iş insanı Gülay Kamaz… Biz sizi tanıyoruz ama yine de sizden dinlemek isteriz. Kendinizi nasıl tanımlarsınız? Gülay Kamaz: Ben tipik bir İkizler burcu kadınıyım. Uzun bir eğitim hayatım oldu; İtalyan Lisesi, ardından İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi… “Acaba bilgisayar da mı öğrenmeliyim?” deyip Boğaziçi’ne gittim, sonra turizm-otelcilik okudum. Tüm bunların ardından direkt televizyon sektöründe çalışmaya başladım. Çok yönlü, meraklı, yerinde duramayan bir iş kadınıyım diyebilirim. Derya Özgören: Üç üniversite bitirmişsiniz. Peki iş hayatı nasıl şekillendi? Gülay Kamaz: Uzun yıllar televizyon sektöründe çalıştım, kendi programlarım oldu. Kurumsal tarafta da görev aldım ama sonra tekrar program tarafına döndüm. Eşim vesilesiyle güzellik sektörüne giriş yaptım. MOS Kuaförleri’nin Türkiye’de büyüme sürecinde; akademi kurulumundan franchising yapılanmasına kadar birebir çalıştım. Kuaförlük bir sanat ve büyük saygı gerektiriyor. Eşimi kaybettikten sonra ortaklık yapısında biraz geri planda kalmayı tercih ettim ve kendi işlerime odaklandım. Derya Özgören: Televizyon tarafı hiç kopmadı sanırım… Gülay Kamaz: Hiç kopmadı. Habertürk’te çalıştım. Spikerlerin kıyafetleri, saç-makyaj ekipleri bana emanet edildi. Orada aslında bugün yaptığımız işlerin temelini attım; ekip kurma, hizmet veren profesyonelleri doğru yerlere konumlandırma… Aynı zamanda güzellik sektörü de medikal estetikle çok büyüdü. Ben de danışmanlık vermeye başladım. Derya Özgören: Moda ve markalarla iş birlikleri de bu dönemde mi başladı? Gülay Kamaz: Evet. Giyim markaları, yeni girişimler derken birçok marka ile iş birlikleri yaptım. Örneğin Moët & Chandon’un Türkiye lansmanını moda ile birleştirdik. Nişantaşı vitrinlerini kapsayan büyük bir yılbaşı organizasyonu yaptım. Roberto Cavalli dahil birçok marka katıldı. Çok başarılı oldu ve ben bu tip konsept işlere devam ettim. Derya Özgören: Allservice süreci nasıl başladı? Gülay Kamaz: Ebru çok yakın arkadaşım. O farklı sektörlere geçiş yaptığı bir dönemdeydi. Birlikte üretim odaklı bir işe girelim dedi. Başta daha destek ekibi gibiydim ama süreç içinde operasyonel tarafı da öğrenerek aktif rol aldım. İyi polis-kötü polis dengesi kurduk diyebilirim. İşte eğlenmenin de çok önemli olduğuna inanırım. Derya Özgören: Sosyal medya bu işin neresinde? Gülay Kamaz: Instagram benim için başta tamamen eğlenceydi. Pandemide ciddi bir iş alanına dönüştü. Takipçi sayım çok yüksek değil ama organik. Markalar zaten sizi takip eden kitleye ulaşmak istiyor. Ayrıca yıllardır Toçev Vakfı ile sosyal sorumluluk projeleri yürütüyorum. Söyleşiler, etkinlikler… Orası benim evim gibi. Derya Özgören: Rol modeliniz var mı? Gülay Kamaz: Çok kitap okurum. “Bir mesleğin en iyisi kim, oraya nasıl gelmiş?” diye bakarım. En büyük ilhamım etik değerlerdir. Para değil, etik… Takım çalışması, emeğe saygı, kimseyi yok saymamak. Benim kırmızı çizgim budur. Derya Özgören: “Saygısızlığı not alırım” dediğinizi duymuştum… Gülay Kamaz: Doğru. Çünkü saygı benim için her şeydir. Çok çabuk unuturum, o yüzden not alırım. Unutursam kendime saygısızlık etmiş olurum. Bu annemden öğrendiğim bir duruştur. Derya Özgören: Ralli, tekvando… Oldukça hareketli bir geçmiş. Gülay Kamaz: Tekvando yaptım, ralliye co-pilot olarak katıldım. Kayak hayatımın sporu. Oğlum milli sporcu. Çok iddialı değildim ama çok eğlendim. Hayatımda hep “keyif alarak yapmak” vardı. Derya Özgören: Instagram’daki filtre dünyası hakkında ne düşünüyorsunuz? Gülay Kamaz: Filtrelerle eğleniyorum ama saklamıyorum. Filtreli fotoğraf koyup ardından filtresiz video paylaşıyorum. Sorun, insanların filtreli hâllerine inanması. Bu çok tehlikeli ve psikolojik olarak zararlı. Yalanla başlayan ilişkiler bana çok mantıksız geliyor. Derya Özgören: Estetikle ilişkiniz nasıl? Gülay Kamaz: Çok erken yaşta tanıştım. Annem çok güzel bir kadındı ve bakıma çok önem verirdi. Küçük dokunuşlara inanıyorum. Ama ifade bozan işlemlere hayır. Estetik benim için gençleşmek değil, daha iyi hissetmek. Derya Özgören: Tarzınızı nasıl tanımlarsınız? Gülay Kamaz: Muhafazakâr ve mono. Tek renk giyerim. Renk uyumu, aksesuar uyumu benim için çok önemli. Aynı elbiseyi yıllarca aynı şekilde giyebilirim. Casual tarzı da çok severim ama orada da takım ve bütünlük şart. Derya Özgören: Asla giymem dediğiniz şeyler var mı? Gülay Kamaz: Var. Kısa pantolon-bot kombinasyonu mesela… Renk uyumsuzluğu… Aksesuar uyumsuzluğu… Bana göre değil. Derya Özgören: Beğendiğiniz tasarımcılar? Gülay Kamaz: Siren, Yıldırım Mayruk, Canan Yaka… Couture konusunda Türkiye çok güçlü. Machka’yı da çok severim. Son dönemde Dilara Fındıkoğlu’nu da çok başarılı buluyorum. Derya Özgören: Kadınlara ne önerirsiniz? Gülay Kamaz: Kendinize vakit ayırın. Yerine göre giyinin. Konforu öncelik alın. Dolabınızda sizi her zaman kurtaracak temel parçalar olsun. Şık olmak rahatsız olmak değildir. Kendinizi iyi hissettiğiniz kıyafet en şık kıyafettir. Derya Özgören: Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı? Gülay Kamaz: Araştırmacı bakışın ve detayları yakalama yeteneğinle çok güzel sorular sordun. Çok teşekkür ederim. Derya Özgören’le Derya’ca Moda

Temiz İçerik Odaklı Yerli Kozmetik Markası Heiluna’dan Ekonomi ve İhracat Değerlendirmesi Haber

Temiz İçerik Odaklı Yerli Kozmetik Markası Heiluna’dan Ekonomi ve İhracat Değerlendirmesi

Temiz içerik ve kadın sağlığı odaklı ürünleriyle dikkat çeken yerli kozmetik markası Heiluna, Türkiye ekonomisindeki dalgalanmalar, yerli üretim, fiyat politikaları ve ihracat hedeflerine ilişkin kapsamlı bir değerlendirme paylaştı. Heiluna tarafından yapılan açıklamada, markanın doğuş hikâyesinin; kadınların sade, etkili ve ulaşılabilir ürünlere erişimde yaşadığı zorluklardan ilham aldığı belirtilerek, temiz içerikli ve kullanıcı odaklı ürünler geliştirme hedefiyle yola çıkıldığı ifade edildi. Türkiye ekonomisindeki dalgalı sürecin üretim maliyetlerine etkisine de değinilen açıklamada, yerli üretici partnerlerle çalışmanın önemli bir avantaj sağladığı, ancak hammaddelerin büyük ölçüde dövize endeksli olmasının maliyetleri doğrudan etkilediği vurgulandı. Bu nedenle güçlü planlama ve fiyat-performans dengesinin öncelik haline getirildiği kaydedildi. Üretim süreçlerine ilişkin değerlendirmede ise Heiluna ürünlerinin tamamının Türkiye’de, yerli üretici partnerler aracılığıyla üretildiği; ambalaj, formül geliştirme ve üretim aşamalarının yerli kaynaklarla gerçekleştirildiği aktarıldı. Açıklamada, Türkiye’nin kozmetik alanında küresel rekabette daha güçlü bir konuma ulaşabileceğine olan inanç da dile getirildi. Fiyat politikalarına ilişkin olarak, kalite standartlarından ödün vermeden sürdürülebilir ve erişilebilir fiyatlandırmanın esas alındığı belirtilirken, tüketici güveninin kârdan önce geldiğinin altı çizildi. Dijitalleşmenin marka için temel bir yapı taşı olduğu vurgulanan açıklamada, Heiluna’nın dijitalde doğmuş bir marka olduğu, e-ticaret ve sosyal medya kanallarının hem iletişim hem de satış açısından stratejik rol üstlendiği ifade edildi. Tüketiciden gelen geri bildirimlerin ürün geliştirme süreçlerine doğrudan katkı sağladığı da belirtildi. Tüketicilerin içerik okuma ve bilinçlenme eğiliminin artmasının markanın temel yaklaşımıyla örtüştüğü ifade edilerek, “doğal ve temiz içerik” anlayışının bir pazarlama dili değil, markanın ana omurgası olduğu vurgulandı. İhracat hedeflerine ilişkin paylaşımda ise Heiluna’nın Florida’da şirket kurduğu ve Miami’de ofisinin faaliyete geçtiği bilgisi verildi. Ortadoğu ve Avrupa pazarlarında distribütörlük görüşmelerinin sürdüğü, temiz içerik ve kadın sağlığına odaklı ürünlerin küresel ölçekte ilgi gördüğü aktarıldı. Önümüzdeki beş yıla dair sektör öngörülerinde; sade, etkili ve doğal içerikli ürünlere olan talebin artacağı, dijital dönüşüm, regülasyonlara uyum ve sürdürülebilirliğin sektörü şekillendiren temel unsurlar olacağı ifade edildi. 2026’ya doğru Türkiye ekonomisine dair değerlendirmede ise dijital ihracat ve mikro ihracat modellerinin, özellikle niş kozmetik markaları için önemli fırsatlar sunduğu belirtilerek, doğru iş birlikleri ve planlamalarla bu süreçten güçlenerek çıkılabileceği kaydedildi.

RAGIB NARİN ISTANBUL’DA Kİ İLK KONSERİ İLE 14 ARALIK ZORLU PSM TURKCELL PLATİNUM SAHNESİ’NDE! Haber

RAGIB NARİN ISTANBUL’DA Kİ İLK KONSERİ İLE 14 ARALIK ZORLU PSM TURKCELL PLATİNUM SAHNESİ’NDE!

Türk Pop Müziği’nin genç ve en üretken seslerinden Ragıb Narin, yayınladığı tekliler, ışınlanma videoları, sosyal medya içerikleri ile son yılların en çok konuşulan isimlerinden. Ragıb Narin 2019 yılından bu yana dinleyicisiyle paylaştığı ve dijital platformlarda milyonlarca dinlenen ve listelerde zirveye tırmanan şarkılarıyla büyük beğeni topladı. “Sevda Çiçeği”, “Gecekondu”, “Mavi”, “Gel Diyemem”, “Menekşem”, “Mucize”, “Vur Beni”, “Narin Narin”, “Yok”, “Yok Yok”, “Yarınım Ol”, “Yaz”, “Harbi”, “Leyla”, “Sal”, “Bal Kaymak”,“Bergen”, “Hiç Sevmedim De” gibi teklileriyle dikkat çeken şarkıcı “Doktor” ve “Araba” ile de büyük bir çıkış yakaladı. İlk konseri CSO Ada Ankara’da günler öncesi biletleri tükenen Ragıb Narin son 5 yıldır oluşturduğu repertuvarını , birikimlerini İstanbul’da ilk konseri ile sizlere sunmak için 14 Aralık’ta Zorlu PSM Turkcell Platinum Sahnesi’nde sizlerle. Konserde yakında çıkacak yepyeni teklisi ‘İstanbul’u ilk kez sevenleri ile paylaşacak olan Ragıb Narin,konserde daha önce de YOK YOK şarkısında düet yaptığı Arap dünyasının sevilen sesi Rima Yussef’ı ve de Harbi şarkısında düet yaptığı Özgür Balakar’yı ( a.k.a Uzunmakarna ) ağırlayacak. Biletler Passo ve Biletix’de. RAGIB NARİN Hakkında Ragıb Narin Hatay’ın Antakya ilçesinde doğdu. Küçük yaşlardan beri müziğe ilgi duyan Ragıb Narin, okul korosunda, tiyatrolarında ve müzik yarışmalarında yer aldı. Annesinin memleketi Şam ve aynı zamanda Kuveyt’e yazları sürekli gittiğinden sadece Türk müzik kültürüne değil aynı zamanda Arap müzik kültürüne de yakın büyüdü. Küçük yaşlardan itibaren spora olan yatkınlığından dolayı okul hayatı boyunca birçok spor yarışmasına katılan Ragıb Narin için bunlardan en ağır basanı futbol oldu ve 2010 yılından itibaren lisanslı olarak futbol oynamaya başladı. Önce Hatayspor’da, daha sonra da Mersin Idman Yurdu’nun a2 takımında yıllarca futbol oynadı. Ragıb Narin, uluslararası ticaret yapan aile şirketinde yöneticilik yapmak üzere kendi kararı ile futbol kariyerini sonlandırdı. Futbol oynadığı süre zarfında müzik ile iç içe olmayı sürdüren Ragıb Narin, birçok beste ve söz çalışmasına imza attı. Ragıb Narin, 2013 yılında sosyal platformlara yüklediği kendi söz ve müziğini yaptığı şarkıları ile kısa sürede geniş bir hayran kitlesi yarattı. Futbolu bıraktıktan sonra isletme okuyan ve aile şirketlerinde ticaretle uğraşan Ragıb Narin, 5 yıl içerisinde 70’e yakın ülkeye yaptığı iş gezileri sırasında da gitarıyla şarkılar yazmaya ve söylemeye devam etti. 2019 yılının Temmuz ayında artık profesyonel anlamda müzik piyasasına girmeye karar veren Ragıb Narin, sözü ve müziği kendisine ait olan ilk single çalışması “Sevda Çiçeği”ni yayınladı. Şarkı kısa süre içinde 2 milyonu aşkın izlenme oranına ulaştı. Müzik kanallarında ve radyolarda da kendine yer bulan “Sevda Çiçeği”nin ardından Ragıb Narin, bu başarısını“Gecekondu”, “Mavi” “Gel Diyemem” “Menekşem” “Mucize” “Vur Beni” ve “Narin Narin” “ Yok” “Yok Yok”“Yaz” “Yarınım Ol” ve ”Harbi” teklileri ile sürdürmeye devam etti. Ragıb Narin’in Nisan 2021’de yayınladığı” Mucize” dijital platformlarda ve radyolarda en çok dinlenen şarkılardan biri haline geldi. TikTok ve Instagram’da yüz binlerce takipçisi olan Influencer ve oyuncu Sena Mia Kalıp’ın Ragıb’a eşlik ettiği “Mucize”nin klibini deneyimli yönetmen Murad Küçük çekti. Ragıb Narin’in yedinci teklisi olan ve Ağustos 2021’de yayınlanan “Vur Beni” şarkısının söz ve müziği Ragıb Narin, aranjesi Sabı Saltıel’e ait. Ragıb Narin, sekizinci teklisi “Narin Narin”i Pasion Turca etiketiyle Mart 2022’de tüm dijital platformlarda dinleyici ile buluşturdu. Yönetmenliğini Gökhan Özdemir’in yaptığı klipte, Ragıb Narin’e abisi oyuncu Rami Narin ve Aslı Bekiroğlu da eşlik etti. Ragıb Narin dokuzuncu teklisi “Yok”u Pasion Turca etiketiyle tüm dijital platformlarda dinleyici ile buluşturdu. Söz Müziği Ragıb Narin, düzenlemesi Batu Çaldıran’a ait olan şarkı Murad Küçük’ün imzasını taşıyor. Ragıb Narin, Tiktok’ta uçak içinde çektiği videolarla bir akım yarattı ve milyonlarca kez izlendi. Yok’un ardından, Ragıb Narin ve Lübnanlı şarkıcı Rima Yussef'in yepyeni şarkısı “Yok Yok” dünyanın en büyük müzik yapım şirketlerinden Universal Music Mena etiketiyle dinleyici ile buluştu. Rima Yussef’in Türkçe söylediği bir bölüme de yer verilen şarkıda, Ragıb Narin de bir bölümü Arapça olarak seslendiriyor. Ragıb Narin “Yarınım Ol”un ardından, söz müziği yine kendine ait olan, “Yaz” teklisini Pasion Turca etiketiyle tüm dijital platformlarda yayınladı. Ragıb Narin’in sosyal medyada Uzunmakarna olarak tanınan sosyal medya fenomeni, şarkıcı ve oyuncu Özgür Balakar ile düet yaptığı Harbi”nin ardından “Leyla”, “Sal”, “Bal Kaymak” , “Bergen” ve “Hiç Sevmedim De” dinleyecilerler buluştu. Ragıb Narin müzikal yolculuğuna beraber başladığı Emir Buğra’nın ilk teklisi “Ukde”de yakın arkadaşına destek vererek şarkıda düet yaptı. Ragıb Narin, yayınlanmadan viral olan yeni şarkısı “Araba”20. teklisi “Araba” hakkında “Bu şarkı benim için çok özel. Çünkü daha çıkmadan binlerce kişinin diline dolandı. İlk nakaratı yazıp sosyal medyada paylaştığımda gelen tepkiler inanılmazdı. Bu heyecanla devamını hemen yazmaya başladım ve ortaya bence çok güzel bir giriş ve nakarat bölümü çıktı. Bu şarkı bana özgürlüğü hatırlatıyor/ Hiçbir şey düşünmeden, dertleri arkada bırakıp yola çıkma hissini. Belki de hepimizin ihtiyacı olan şey bu, o yüzden bu kadar sevildi diye düşünüyorum. Artık eski sosyal ilişkiler pek kalmadı, her şey teknolojiye dönüştü. Ama bu şarkı inatla bizi eski duygulara, buluşmalara, yolculuklara götürüyor. Umarım siz de dinlerken kendinizi bambaşka yolculuklarda yepyeni heyacanlarda bulursunuz” dedi Diskografi: 2019 - Sevda Çiçeği / 2020 - Gecekonu / 2020 - Mavi / 2020 - Gel Diyemem / 2020 - Menekşem / 2021 – Mucize / 2021 - Vur Beni / 2022 - Narin Narin / 2022 – Yok / 2022 - Yok Yok / 2023 – Yarınım Ol / 2023 – Yaz / 2023 – Harbi / 2023 – Leyla / 2024 – Sal / 2024 – Bal Kaymak / 2025 – Bergen /2025 – Emir Buğra ft. Ragıb Narin - Ukde/2025 Hiç Sevmedim De/2025 – Doktor/ 2025- Araba

Ünlü İsimlerde Marka Tescil Alarmı: “Türkiye’de Asıl Sorun, Sorun Çıktıktan Sonra Harekete Geçilmesi” Haber

Ünlü İsimlerde Marka Tescil Alarmı: “Türkiye’de Asıl Sorun, Sorun Çıktıktan Sonra Harekete Geçilmesi”

Ünlü İsimlerde Marka Tescil Alarmı: “Türkiye’de Asıl Sorun, Sorun Çıktıktan Sonra Harekete Geçilmesi” Üstün Patent Yönetim Kurulu Başkanı Özlem Arslan Kart, Breaking News’e yaptığı açıklamada, Türk ünlülerinin marka tescili konusundaki bilincinin son yıllarda artsa da hâlâ kritik seviyede eksik olduğunu belirterek uyarıda bulundu. Kart, “Türkiye’de hâkim olan yaklaşım, sorun ortaya çıktıktan sonra çözmeye yönelmek. Oysa marka tescili kriz anında değil, en baştan planlanması gereken bir süreçtir.” dedi.  “Ortadoğu’da ünlü isimlerin başkaları tarafından tescil edilmesi hukuki boşluk değil, takip eksikliği” Kart, Türk oyuncu ve ünlülerin isimlerinin özellikle Ortadoğu ülkelerinde farklı kişiler tarafından hızlıca tescil edilmesinin temel sebebinin “hukuki boşluk” değil, “stratejik takip eksikliği” olduğunu söyledi. “Bazı Ortadoğu ülkelerinde tanınmış marka koruması Avrupa kadar güçlü değil. Popüler Türk oyuncularının isimleri fırsatçılar tarafından ticari fırsat olarak görülüyor. Sorun, gerekli izleme sistemlerinin kullanılmaması.” ifadelerini kullandı. Yurtdışında izinsiz tescil edilen isim nasıl geri alınır? Özlem Arslan Kart’a göre, bir ünlünün ismi yurtdışında izinsiz tescil edildiyse süreç ortalama 8–24 ay sürebiliyor. “İtiraz veya hükümsüzlük davası açılır, ardından ünlünün tanınırlığını ispatlayan tüm medya delilleri sunulur. Başvuru sahibinin kötü niyetinin ispatlanması süreci hızlandırır. Doğru yönetildiğinde isim çoğunlukla geri alınabiliyor.” dedi. “Sadece Türkiye’de tescil artık yetmiyor” Kart, ünlüler için yeni dönemde çok daha geniş bir koruma stratejisinin zorunlu hâle geldiğini vurguladı: “Hedef ülkelerde önceden başvuru yapmak, global marka izleme sistemi kullanmak ve menajerlik sözleşmelerine marka koruma maddeleri eklemek şart. Türk dizilerinin global etkisi nedeniyle bu artık bir seçenek değil; zorunluluk.” diye konuştu. Sadece isim değil, sahne adı ve karakter adları da tescil edilebiliyor Kart, birçok ünlünün hâlâ marka tescilini yalnızca isimden ibaret sandığını belirterek şu bilgileri verdi: “İsim–soyisim, sahne adı, lakap, imza, dizi ve film karakter isimleri, sosyal medya kullanıcı adları ve logolar tamamen tescil edilebilir. Ünlünün ticari kimliğini oluşturan tüm unsurlar marka koruması kapsamına alınabilir.” “Tescil almayan ünlü, kendi adını kullanma hakkını kaybedebilir” Marka tescili olmayan ünlülerin ciddi ekonomik risklerle karşı karşıya olduğunu belirten Kart, şu uyarıda bulundu: “Kendi adını ticarette kullanma hakkını kaybetmekten sahte ürünlerle mücadeleye, itibar kaybından e-ticaret gelir kaybına kadar birçok risk ortaya çıkıyor. Tescil edilmeyen her ad, potansiyel bir kayıp demektir.”  “Menajer ve yapımcılar artık marka koruma ekibinin bir parçası olmalı” Kart’a göre, ünlü isimlerin marka değeri artık kariyer yönetiminin ayrılmaz bir parçası: “Artık yapımcı ve menajerlerin yalnızca projeleri yönetmesi yeterli değil. Ünlünün marka varlığını profesyonel şekilde koruyacak bir ekip kurulması ya da uzman IP ajanslarıyla çalışılması günümüzün gerekliliğidir.” dedi. En çok kötüye kullanım tekstil ve kozmetik sektöründe Türkiye’de ünlü isimlerinin en sık kötüye kullanıldığı sektörleri de sıralayan Kart, “Tekstil, kozmetik–parfüm, aksesuar, takı ve sosyal medya ürünleri en riskli alanlar. Bu sektörlerde fırsatçılık çok hızlı gelişiyor.” açıklamasını yaptı. Kendi markasını kurmak isteyen ünlüler için üç kritik adım Kart, ünlüler için markalaşma sürecinin temel yapı taşlarını şöyle özetledi: “Doğru sınıflarla tescil, uluslararası koruma stratejisinin baştan kurulması ve markanın iş modelinin doğru yapılandırılması… Bu üç adım güçlüyse, marka büyür ve sürdürülebilir olur.” “İzinsiz kullanım sadece tescille engellenemez; çok katmanlı koruma şart” Kart, ünlü isimlerinin parfüm, çorap, çanta, gıda gibi ürünlerde izinsiz kullanılmasını önlemek için yalnızca marka tescilinin yeterli olmadığını vurguladı: “Haksız rekabet hükümleri, kişilik hakkı davaları, alan adı korumaları, sosyal medya marka araçları ve telif hukuku mekanizmaları birlikte kullanılmalı. Gerçek koruma ancak çok katmanlı bir stratejiyle sağlanır.” ifadelerini kullandı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.