Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Empati

Breaking News - Empati haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Empati haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

MEB düğmeye bastı, proje 25 ilçede başladı Haber

MEB düğmeye bastı, proje 25 ilçede başladı

Veliler de dahil edilecekMilli Eğitim Bakanlığı, son dönemlerde ciddi anlamda artış gösteren akran zorbalığı ile mücadele için düğmeye bastı. Çocukların empati becerilerinin gelişmesi adına İstanbul’un 25 ilçesindeki okullarda 'nezaket atölyeleri' kuruldu. Tüm kademelerde yaygınlaşması hedeflenen projeye aileler de dahil edilecek. İşte detaylar... Son dönemlerde okullarda artan akran zorbalığı Milli Eğitim Bakanlığı'nı harekete geçirdi. İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü öğrencilerin bilinçlenmesi ve empati yapabilme yeteneklerinin artması için yeni çalışmalar başlattı. Bu kapsamda İstanbul’un 25 ilçesindeki okullarda 'nezaket atölyeleri' kuruldu. Nezaket atölyelerinde öğrenciler, çeşitli senaryoları tiyatro yoluyla canlandırıyor. Bu sayede çocuklara doğru ve yanlış davranışlar yaşayarak öğretiliyor. Empati kurma, saygı ve nezaket gibi değerler uygulamalı etkinliklerle pekiştiriliyor. ÖNCE İLKOKULLARDA BAŞLAYACAK SONRA YAYGINLAŞACAK Proje ilk etapta ilkokul kademelerinde uygulanıyor. Sene sonuna kadar ortaokul ve lise düzeylerinde de devreye alınması planlanıyor. Böylece nezaket atölyelerinin İstanbul genelinde tüm öğrencilere ulaşması amaçlanıyor. 3 KONUNUN ÜZERİNDE DURULACAK İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Murat Mücahit Yentür, uygulamanın özellikle ikinci dönem için öncelikli hale getirildiğini belirtti.Yentür, "Psikolojik sağlamlık, akran nezaketi ve aile yılı çalışmalarını merkezimize aldık. İstanbul’un resmi ve özel tüm okullarında, tüm kademelerde bu üç konu üzerinde yoğun bir çaba göstereceğiz" dedi. AİLELER DE SÜRECE DAHİL EDİLECEK Nezaket atölyelerinin ilerleyen aşamalarında ebeveynlerin de projeye katılması planlanıyor. Ailelere yönelik bilinçlendirme eğitimleri verilerek çocukların okulda kazandıkları değerlerin ev ortamında da desteklenmesi hedefleniyor.

Oyunculuğa Sessiz Ama Kararlı Bir Başlangıç: Tuana Mina Bahadır Haber

Oyunculuğa Sessiz Ama Kararlı Bir Başlangıç: Tuana Mina Bahadır

Türkiye’de oyuncu olmak isteyen milyonlarca insan varken, bu yolu bir heves değil bilinçli bir süreç olarak gören isimlerden biri de Tuana Mina Bahadır. Oyunculuğa yeni adım atan Bahadır, sektöre bakışını, beklentilerini ve hedeflerini samimi ifadelerle anlattı. Kendini geliştirmeyi merkeze alan bir anlayışla yola çıktığını söyleyen Tuana Mina Bahadır, oyunculuk merakının çocukluktan gelen bir gözlem ve ifade ihtiyacından doğduğunu belirtiyor. Oyunculuğu yalnızca görünür olma isteğiyle değil, uzun soluklu bir meslek olarak gördüğünün altını çiziyor. “Oyunculuk benim için sadece kamera önünde olmak değil; insanı, duyguyu ve hikâyeyi anlamakla ilgili bir yolculuk,” diyen Bahadır, bu yolda sabır ve disiplinin en önemli unsurlar olduğunu vurguluyor. Henüz yolun başında olmasına rağmen farklı projelerde yer alan Bahadır, kısa deneyimlerin bile mesleğe bakışını ciddi şekilde değiştirdiğini söylüyor. Kamera önünün göründüğü kadar kolay olmadığını, ekip çalışması ve disiplinin bu işin temelini oluşturduğunu ifade ediyor. Eğitim konusuna özel önem verdiğini belirten genç oyuncu, oyunculuğun yalnızca yetenekle değil, sürekli çalışmayla inşa edilebileceğini savunuyor. Diksiyon, beden dili ve kamera önü oyunculuğu üzerine kendini geliştirmeye devam ettiğini dile getiriyor. Sektördeki hızlı görünür olma isteğine de mesafeli duran Bahadır, sabrı şu sözlerle tanımlıyor: “Her rol, her set bir basamak. Acele etmek yerine sağlam ilerlemek uzun vadede daha doğru.” “Herkes oyuncu olabilir mi?” sorusuna ise net ama gerçekçi bir yanıt veriyor. Ona göre bu meslek; empati, gözlem yeteneği, eleştiriye açıklık ve disiplin gerektiriyor. Bu özellikleri geliştirenlerin oyunculukta daha kalıcı olabileceğini düşünüyor. Rol seçiminde projenin büyüklüğünden çok, rolün kendisine ne kattığına baktığını belirten Bahadır, küçük ama öğretici işlerin kendisi için daha kıymetli olduğunu söylüyor. Oyunculuk hayali kuran ama cesaret edemeyen gençlere de seslenen Tuana Mina Bahadır, hayallerin küçümsenmemesi gerektiğini ancak gerçekçi bir bakış açısının şart olduğunu vurguluyor: “Çalışmaya, öğrenmeye ve sabırlı olmaya hazır olan herkes kendi yolunu çizebilir. Önemli olan vazgeçmemek.” Oyunculuk yolculuğunun başında olmasına rağmen duruşu ve yaklaşımıyla dikkat çeken Tuana Mina Bahadır, sektöre sessiz ama kararlı bir adım atıyor.

Dünyanın En Uzun Kadını Rumeysa Gelgi: “En Büyük Mücadelem Boyum Değil, Zorbalıkla Yaşamak” Haber

Dünyanın En Uzun Kadını Rumeysa Gelgi: “En Büyük Mücadelem Boyum Değil, Zorbalıkla Yaşamak”

DÜNYANIN EN UZUN KADINI RUMEYSA GELGİ, BREAKING NEWS’DEN SAVAŞ UĞURLU'YA KONUŞTU: “Farklılık bir sınır değil, yeni bir başlangıçtır” Dünyanın en uzun kadını olarak Guinness Dünya Rekorları’na adını sekiz kez yazdıran Rumeysa Gelgi… Türkiye’den yükselen bir ses, dünya çapında milyonlara ilham veren bir figür, aynı zamanda Harvard sertifikalı bir web geliştirici. Bedeni, ölçülere sığmıyor; ama asıl dikkat çeken, zihninin ve duruşunun hiçbir sınır tanımaması. Breaking News Genel Yayın Yönetmeni Savaş Uğurlu’nun sorularını yanıtlayan Rumeysa Gelgi, hayatının bilinmeyenlerini, toplumdaki önyargılarla mücadelesini, en derin kırılmalarını ve geleceğe dair bilimsel hedeflerini bütün açıklığıyla anlattı. Savaş Uğurlu; Dünyanın En Uzun Kadını unvanını ilk duyduğunuz anda içinizde ne değişti? Bu unvanın yüklediği sorumluluğu hayatınızda ilk kez ne zaman hissettiniz? Rumeysa Gelgi; Bu unvanı –ve diğer yedi Guinness World Records unvanımı– ilk duyduğum an, hayatımda yeni bir sayfanın açıldığını hissettim. Bunun benim için anlamı sorumluluktan çok büyük bir onurdu. Yıllarca “hızlı büyüme sendromuna sahip genç bir kadın” olarak tanımlandıktan sonra dünya çapında tanınan bir rekortmen olmak bana güçlü bir kimlik kazandırdı. Bu unvan, kendime bakışımı ve yaşama yüklediğim anlamı yeniden şekillendirdi. İnsanlara farklılıkların da başarıyla anılabileceğini göstermek beni mutlu etti. Sorumluluk duygusu ise zamanla gelişti; özellikle çocukların ve gençlerin beni ilham kaynağı olarak görmeye başladığı dönemde bunun ne kadar önemli bir şey olduğunu anladım. Savaş Uğurlu; Ölçülere sığmayan bir bedene sahip olmak günlük hayatta çoğu kişinin hayal bile edemeyeceği detaylarla mücadeleyi gerektiriyor. Bugün hâlâ sizi en çok zorlayan şey nedir? Rumeysa Gelgi; Çocukluğumdan beri yaşadığım fiziksel zorluklar kelimelerle tarif edebileceğimin çok ötesinde. Ancak tüm bunlara rağmen beni en çok zorlayan hep zorbalık oldu. İster yüz yüze ister dijital ortamda olsun, kendimi bildim bileli bitmeyen bir döngü bu. İnsanların incitici sözleri ve bakışları fiziksel engellerden çok daha büyük iz bırakabiliyor. Ben yıllar içinde bunun ruh sağlığımı etkilemesine izin vermemeyi başardım ama buna ulaşmak çok uzun zaman ve büyük bir çaba gerektirdi. Her insanın aynı direnci gösteremeyeceğini biliyorum. Gençlerin en kırılgan olduğu yaşlarda zorbalığa maruz kalmaları hayatlarını derinden etkileyebiliyor. Bu yüzden onlara hep şunu söylemek istiyorum: Bu sizin suçunuz değil ve yalnız değilsiniz. Sizi inciten sözler sizinle ilgili değil; o insanların kendi eksiklikleriyle ilgili. Kendinizi onların bakışıyla değil, kendi gerçekliğinizle değerlendirin. Savaş Uğurlu; Bugüne kadar sizi en çok kıran söz neydi? Bir de tam tersine, sizi en çok güçlendiren cümle neydi? Rumeysa Gelgi: Beni en çok kıran söz, insanların benim kendi ayakları üzerinde duran bir kadın olamayacağıma dair önyargılarıydı. “O bunu yapamaz, kendi başına var olamaz” gibi yaklaşımlar sadece bir söz değil, hayatımı sınırlandırmaya çalışan etiketlerdi. Zamanla bu sözler güç kaynağına dönüştü. Bana güç veren cümle ise hep şu oldu: “Kendi kapasiteni sen belirlersin.” Bu cümle hayatım boyunca içimde yankılanan bir rehber gibiydi. Başkalarının dar çizdiği çerçevenin içine sığmak yerine o çerçeveyi tamamen kırabileceğimi gördüm. Savaş Uğurlu; Hayatınız tekerlekli sandalye, özel ekipmanlar, ameliyatlar gibi süreçlerle ilerliyor. “Normal bir hayat” özlemi duyduğunuz oluyor mu? Rumeysa Gelgi; Pek çok insanın “olağanüstü” olarak gördüğü unsurlar benim için hayatın doğal parçaları. Yıllardır bu düzenle yaşıyorum ve gördüm ki “normal” göreceli bir kavram. Birileri için sıra dışı olan benim için sadece günlük rutin. Ameliyatlar, tekerlekli sandalye kullanmak… Bunların hiçbirini dramatik bulmuyorum, çünkü hepsi sağlıklı bir yaşam sürdürebilmem için gerekli süreçlerdi. Tabii zaman zaman keşke bazı şeyler daha kolay olsaydı dediğim anlar oluyor ve bunu bana en çok Türkiye’deki erişim sorunları hissettiriyor. Bunun dışında kendi yaşam düzenimi kabullenmiş durumdayım. Savaş Uğurlu; Fiziksel farklılıklara yönelik önyargı hâlâ çok güçlü. Sizce en kritik toplumsal değişim ne olmalı? Rumeysa Gelgi; Toplumsal değişimin temelinde kesinlikle eğitim var. Farklılıkların ne olduğu, neden var olduğu ve nasıl karşılanması gerektiği çocuklara küçük yaşta öğretilmeli. Yaşadığım zorbalığın büyük bir kısmı çocuklardan geliyor çünkü kimse onlara empatiyi, çeşitliliği, saygıyı öğretmemiş. Empati ve saygı doğuştan gelen değil, öğrenilen davranışlardır. Müfredatta kapsayıcı eğitim yaklaşımı olmazsa bireysel ve toplumsal dönüşüm mümkün değil. Savaş Uğurlu; Uluslararası medyada sıkça yer alan bir isim olmanıza rağmen insanlar sizin hakkınızda en çok neyi yanlış biliyor? Rumeysa Gelgi; En yaygın yanlışlar, sendromumun nedeni hakkında uydurulan şehir efsaneleri. Tıbbi tanının karmaşık olması insanların bu boşluğu yanlış bilgilerle doldurmasına yol açıyor. Ses tonumdan genetik yapıya kadar pek çok konuda tahmin yürütülüyor. Oysa hepsinin bilimsel açıklaması net: anne karnında bilinmeyen bir DNA mutasyonu. Ailemde akrabalık olduğuna dair iddialar da tamamen yanlış. Savaş Uğurlu; Ailenizle ilgili söyleyemediğiniz ama söylemek istediğiniz bir cümle var mı? Rumeysa Gelgi; Açıkçası içimde kalmış bir söz olduğunu düşünmüyorum. Ailemle iletişimim hep güçlüydü. Hislerimi gizlemek zorunda olduğum bir ortamda büyümedim. Hem fiziksel hem duygusal anlamda hep yanımda oldular ve ben de minnettarlığımı her zaman ifade ettim. Söyleyemediğim bir söz değil, söylemekten hiç vazgeçmediğim bir söz var: “İyi ki varsınız.” Savaş Uğurlu; Sizi takip eden genç kızlara, kendini “farklı” hisseden insanlara söylemek istediğiniz tek bir cümle olsa ne derdiniz? Rumeysa Gelgi; İnsanların sizi kendi kalıplarına sıkıştırmasına izin vermeyin. Başkalarının sizin için çizdiği çerçeve gerçek potansiyelinizin çok küçük bir kısmıdır. Farklı hissetmek bir eksiklik değil; dünyaya benzersiz bir açıdan bakabilme yeteneğidir. Bunu keşfetmek ve dönüştürmek sizin elinizde. Savaş Uğurlu; Guinness rekorlarının ötesine geçerek gelecekte adınızın hangi başlıkla anılmasını istersiniz? Rumeysa Gelgi; Rekorlar benim için bir başlangıç noktasıydı. Nihai hedef değil. Gelecekte bilim ve tıp alanında yeni buluşlara, araştırmalara veya metodolojik yeniliklere ilham veren bir isim olmak istiyorum. Detay veremem ama uzun vadeli vizyonum insanlığa dokunan, bilgiyi ve bakış açısını dönüştüren çalışmalara kapı aralamak. Savaş Uğurlu; Yetkililere iletmek istediğiniz bir ihtiyaç var mı? Rumeysa Gelgi; Evet. Boyuma ve tekerlekli sandalyeme uygun bir araca uzun yıllardır ulaşmakta zorlanıyorum. Oturur pozisyonda bile boyum 1.70’in üzerinde olduğu için mevcut araçların çoğu bana uygun değil. Güvenli bir lift sistemi, geniş iç alan ve uzun yolculuklarda uzanabileceğim bir yapı benim için büyük ihtiyaç. Böyle bir aracın sağlanması günlük hayatımı çok daha güvenli ve bağımsız kılar.

Demet Sabancı; “Gücün, Sanatın ve Kadın Zarafetinin Buluştuğu Nokta” Haber

Demet Sabancı; “Gücün, Sanatın ve Kadın Zarafetinin Buluştuğu Nokta”

Türkiye’nin tekstil ve lüks perakende dünyasında ‘Sabancı’ gücünü kadın zarafetiyle birleştiren isim: Demet Sabancı Çetindoğan. Gücüyle, tarzıyla, sessiz etkisiyle Türkiye’nin en derin ve etkileyici iş insanlarından biri. Tekstil, onun iş dünyasındaki temel alanı; ancak son dönemlerde lüks otelcilik, sanat ve sosyal sorumluluk projelerine de imza atıyor. “Kadın olmanın, üretmenin ve gücün zarafetle kesiştiği noktada, Breaking News Turkey’den İpek Dağıstanlı, Demet Sabancı ile hayat, başarı ve zarafetin anlamını konuştu.” ~Türkiye’de tekstil denince hâlâ sizin adınız geçiyor, sizce tekstil bir sanayi mi, yoksa bir tutku mu? — Tutkuyla çalışılması gereken bir sanayi dalıdır. Tekstil çok geniş bir şemsiye. Bir ülkenin ekonomik kalkınmışlığına giden yolda en önemli araç tekstildir. Çünkü hem sanayi kültürünü geliştirir hem iş gücünü artırır. Ayrıca yerli girdiyle birçok sektörü harekete geçirir. İhracat şansı ve katma değer üretme potansiyeli yüksektir. Bizde bu kültür, tecrübe ve sevgi var. O yüzden bu sektördeyiz ve olmaya devam edeceğiz. TEKSTİL BİR SANAYİ DEĞİL, BİR TUTKU VE KÜLTÜRDÜR ~Başarınızın arkasında disiplin mi var, hırs mı, içgüdü mü? — Bunların hepsi aynı anda bir insanda olsa başarı kesin midir? Hayır. Bazen doğru zamanda doğru yerde olmanız gerekir. Bazen işinizle ilgili herkesten önde olmanız gerekir. Bazen risk almanız, bazen de bitirmesini bilmeniz gerekir. Benim için çalışkan olmak, kendini yetiştirmek ve biraz da şanslı olmak gerekir. Hırs bazen motive eder ama bazen de zarar verir; önemli olan dengeyi bulmak. BAŞARI, ŞANS, DENGE VE ÇALIŞKANLIĞIN BİLEŞİMİDİR ~Tekstil sektörünü domine eden erkekler arasında kadın olarak farkınızı nasıl hissettirdiniz? — Kadın ya da erkek olmayı hiçbir zaman iş yapış biçimime dâhil etmedim. Cam tavanla da fazla karşılaşmadım. Ancak kadınların hâlâ kendilerini ispat etme ihtiyacı içinde olduklarını görüyorum. “Eşit işe eşit ücret” meselesi bile tam anlamıyla çözülmedi. Ben bu yüzden “Ülkeye Destek, Kadına Destek” mottosuyla Shopsa’yı kurdum. Kadınların ekonomik olarak güçlenmesiyle mutlu nesillerin yetişeceğine inanıyorum. KADIN GÜÇLENİRSE TOPLUM DA GÜÇLENİR ~Sizce Türkiye hâlâ dünyanın “tekstil ülkesi” mi? Yoksa o unvanı kaybettik mi? — Aslında hem evet hem hayır. Tekstil form değiştirir. Artık tişört değil, yüksek teknoloji ürünleri üretirsiniz. Bir ülke gelişip zenginleştikçe tekstil daralır ama moda ve markalaşma öne çıkar. Değerli ve farklı mal üretirseniz ayakta kalırsınız, herkesin yaptığını yaparsanız kaderinize başkaları karar verir. FARKLILAŞAN AYAKTA KALIR, TAKLİT EDEN KAYBOLUR ~Bir Sabancı olarak değil, bir kadın olarak başarıyı ölçseniz — formül ne olurdu? — Eğitimli, farkında, istekli ve çalışkan olmanız gerekir. Başarı, diyet yapmak gibidir; herkes nasıl yapılacağını bilir ama uygulayamaz. Çalışmadan, ısrar etmeden, kendinizi yenilemeden, hatalarınızdan ders çıkarmadan başarı gelmez. Ben buna her zaman şans ve empati faktörünü de eklerim. EMPATİSİZ BAŞARI YARIMDIR ~Turizm ve otelcilik alanında büyük yatırımlarınız var. Sizce bir otelin başarısı mimaride mi, ruhta mı gizli? — Otelcilik çok bileşenli bir iş. Mimarisi, hizmet kalitesi, insan ilişkileri… Hepsi bir bütün. Ama en kritik olan şey, misafirin otelden mutlu ayrılması. On müşteriden ikisi mutsuzsa, sekizinin mutluluğu bile anlamını yitiriyor. Hizmet ruhunu doğru kurmak şart. MÜŞTERİ MUTLU AYRILMIYORSA BAŞARI YOKTUR ~St. Regis ve Pera Palas gibi sembol yapılarla ilgilenmeniz tesadüf mü, yoksa tarihî dokulara özel bir bağınız mı var? — Bu bir rekabet işi. Biz sanat, estetik ve lokasyonu bir bütün olarak değerlendiriyoruz. Bu binalar sadece mimari değil, ruh taşıyorlar. Bizim yaklaşımımız da o ruhu koruyarak yaşatmak. BİNALAR DEĞİL, RUHLAR YAŞATILMALI ~Tüm bu işlerin arasında kendinize “Demet Sabancı olarak” ne zaman vakit ayırabiliyorsunuz? — Gerektiği kadar. Ben sadece işimden ibaret biri değilim. Ailem, dostlarım, inandığım değerlerim var. Ruhsal sağlığımı korumak için kendime zaman ayırmayı erken yaşta öğrendim. DENGE, BAŞARININ EN ZARİF HALİDİR ~Gücünüzü soyadınızdan mı aldınız, kendi yolunuzdan mı? — Sabancı soyadı bana bazı avantajlar sağlamış olabilir ama bu soyadının ağırlığı da büyük bir sorumluluktur. Biz, elimizdeki imkânları ülkemiz için kullanmak üzere yetiştirildik. Soyadımızın gücüyle değil, kendi emeğimizle var olduk. SOYADIM DEĞİL, EMEĞİM BENİ BEN YAPTI ~Herkes sizin “yatırımlarınızı” konuşuyor, peki siz en çok neye yatırım yapmaktan yoruldunuz? — Yorulmak kelimesini kullanmam ama lüks perakende çok zor bir alan. Rekabet sert, beklentiler yüksek. Ama işte burada tutku devreye giriyor; ben rekabet etmeyi seviyorum. TUTKU, REKABETİN EN GÜZEL YÜZÜDÜR ~ Sizce para gerçekten her şeyi çözüyor mu — yoksa bazı duygular hâlâ paranın dışında mı kalıyor? — Para bazı sorunları çözer ama hepsini değil. Para insanın buluşu olabilir ama hayat sadece bedenden ibaret değil. Bu yüzden para hiçbir zaman her şeyi çözemez. PARA HER ŞEYİ DEĞİL, SADECE BAZI ŞEYLERİ ÇÖZER ~Güçlü kadın olmak mı zor, kadın olarak kalabilmek mi? — Benim için öncelik insan olmak. Herkesi mutlu edemeyeceğimi biliyorum. Merhamet, sağduyu ve empatiyle yaşayan bir insan olarak, bu dengenin içinde kalmayı öğrendim. GERÇEK GÜÇ, İNSAN KALABİLMEKTE ~Her şeye sahip bir kadının hâlâ eksik hissettiği şey ne olabilir? — Sahip olduklarım beni mutlu ediyor ama başkalarının sahip olamadıkları da beni düşündürüyor. Huzur, başkalarının iyiliğiyle de ilgilenmekten geçiyor. HUZUR, SADECE KENDİNDE DEĞİL; BAŞKALARINDA DA VAR ~Bir gün soyadınız olmasa sadece “Demet” olarak anılmak ister miydiniz? — Ben zaten Demet’im. Soyadlar kimliktir ama ben kim olduğumu soyadımla değil, karakterimle biliyorum. SOYADIM DEĞİL, KARAKTERİM BENİ TANIMLAR ~ Hiç gözyaşlarınızın ardına saklandığınız bir başarı anınız oldu mu? — Elbette oldu. Sevinçten de, yorgunluktan da ağladım. Ama hiçbir zaman yalnız değildim; ailem her zaman yanımdaydı. BAŞARININ ARDINDA DA GÖZYAŞI VARDIR ~ Geriye baktığınızda, en cesur kararınız mı sizi siz yaptı, yoksa en çok acıtan mı? — Babamı bir hastalıktan kaybettim, onu kurtaramamanın acısıyla ONKİM’i kurdum. Belki o kayıp beni en çok acıtan şeydi ama aynı zamanda en üretken hâlime dönüştürdü. ACI, BENİ EN GÜÇLÜ HALE GETİREN ŞEY OLDU

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.