İnsanlık tarihinin hiçbir döneminde birbirimize bu kadar yakın olmadık. Bir ekranın ucunda dünyanın öbür tarafındaki insanla konuşabiliyor, aynı anda yüzlerce kişinin hayatına tanıklık edebiliyoruz. Her an ulaşılabilir, her an görünür durumdayız.
Fakat garip bir çelişki var.
Hiçbir dönemde bu kadar yalnız da olmamıştık.
Bugün insanlar konuşuyor ama dinlemiyor. Birbirini anlamaya çalışmıyor; cevap vermek için bekliyor. Kendi hikâyesini anlatmak, kendi fikrini kabul ettirmek, kendi sesini duyurmak için sıranın kendisine gelmesini bekliyor.
Oysa gerçek iletişim, konuşmaktan çok dinlemekle başlar.
Bir insanın gözlerinin içine bakarak onu gerçekten dinlemek, ona vereceğiniz en büyük değerdir. Çünkü insanlar çoğu zaman çözüm aramaz. Anlaşılmak ister. Yargılanmadan, bölünmeden, aceleye getirilmeden dinlenmek ister.
Modern hayat bize hız kazandırdı. Ancak aynı hız, sabrımızı da elimizden aldı. Artık uzun sohbetlere tahammülümüz azaldı. Bir mesaj birkaç dakika gecikince merak değil huzursuzluk duyuyoruz. Bir düşünceyi sonuna kadar dinlemek yerine, daha cümle bitmeden cevabını hazırlıyoruz.
Belki de bu yüzden kalabalıklar içinde yalnız hissediyoruz.
Çünkü insanın yalnızlığı, etrafında kaç kişi olduğuyla ilgili değildir. Kaç kişi tarafından gerçekten duyulduğuyla ilgilidir.
Bugün birçok insanın hayatında yüzlerce takipçi, onlarca sohbet ve sayısız bildirim var. Ama içini açabileceği, susarken bile anlaşılabileceği birkaç insan yok.
İşte asıl yoksulluk budur.
Teknoloji ilerlemeye devam edecek. Mesafeler daha da kısalacak. İletişim araçları değişecek. Ancak insan ruhunun ihtiyacı değişmeyecek: Samimiyet, anlayış ve gerçek bağlar.
Belki de yeniden öğrenmemiz gereken şey çok basit.
Bir sonraki konuşmada cevap vermek için değil, anlamak için dinlemek.
Çünkü bazen bir insanın hayatında duyduğu en kıymetli şey, kendisine verilen bir öğüt değil; sessizce ve içtenlikle dinleyen bir çift kulaktır.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Tuana Mina Bahadır
Kalabalıkların İçindeki Sessizlik
İnsanlık tarihinin hiçbir döneminde birbirimize bu kadar yakın olmadık. Bir ekranın ucunda dünyanın öbür tarafındaki insanla konuşabiliyor, aynı anda yüzlerce kişinin hayatına tanıklık edebiliyoruz. Her an ulaşılabilir, her an görünür durumdayız.
Fakat garip bir çelişki var.
Hiçbir dönemde bu kadar yalnız da olmamıştık.
Bugün insanlar konuşuyor ama dinlemiyor. Birbirini anlamaya çalışmıyor; cevap vermek için bekliyor. Kendi hikâyesini anlatmak, kendi fikrini kabul ettirmek, kendi sesini duyurmak için sıranın kendisine gelmesini bekliyor.
Oysa gerçek iletişim, konuşmaktan çok dinlemekle başlar.
Bir insanın gözlerinin içine bakarak onu gerçekten dinlemek, ona vereceğiniz en büyük değerdir. Çünkü insanlar çoğu zaman çözüm aramaz. Anlaşılmak ister. Yargılanmadan, bölünmeden, aceleye getirilmeden dinlenmek ister.
Modern hayat bize hız kazandırdı. Ancak aynı hız, sabrımızı da elimizden aldı. Artık uzun sohbetlere tahammülümüz azaldı. Bir mesaj birkaç dakika gecikince merak değil huzursuzluk duyuyoruz. Bir düşünceyi sonuna kadar dinlemek yerine, daha cümle bitmeden cevabını hazırlıyoruz.
Belki de bu yüzden kalabalıklar içinde yalnız hissediyoruz.
Çünkü insanın yalnızlığı, etrafında kaç kişi olduğuyla ilgili değildir. Kaç kişi tarafından gerçekten duyulduğuyla ilgilidir.
Bugün birçok insanın hayatında yüzlerce takipçi, onlarca sohbet ve sayısız bildirim var. Ama içini açabileceği, susarken bile anlaşılabileceği birkaç insan yok.
İşte asıl yoksulluk budur.
Teknoloji ilerlemeye devam edecek. Mesafeler daha da kısalacak. İletişim araçları değişecek. Ancak insan ruhunun ihtiyacı değişmeyecek: Samimiyet, anlayış ve gerçek bağlar.
Belki de yeniden öğrenmemiz gereken şey çok basit.
Bir sonraki konuşmada cevap vermek için değil, anlamak için dinlemek.
Çünkü bazen bir insanın hayatında duyduğu en kıymetli şey, kendisine verilen bir öğüt değil; sessizce ve içtenlikle dinleyen bir çift kulaktır.