Bazı oyunlar vardır; salondan çıktığınızda alkış sesleri kulağınızdan silinir ama bıraktığı duygu günlerce sizinle kalır. Oyun Atölyesi’nin yeni sezon hazırlıkları kapsamında sahneye taşımaya hazırlandığı “Baba” (Le Père) tam da böyle bir eser. Fransız yazar Florian Zeller’in dünya çapında ses getiren, Anthony Hopkins’e Oscar kazandıran bu unutulmaz hikâyesi, şimdi Türkiye’de Haluk Bilginer’in yorumuyla yeniden hayat buluyor.
Zorlu PSM’de izlediğim provada, henüz perde açılmadan oyunun ağırlığı hissediliyordu. Demansın bir insanın hafızasında açtığı boşlukları anlatan metin, aslında hepimizin en büyük korkularından biriyle yüzleştiriyor seyirciyi: Kendimizi kaybetmek.
Haluk Bilginer ise sadece bir karakteri oynamıyor. Adeta onun zihninin içine giriyor.
Sahnedeki performansını izlerken zaman zaman bir oyuncu seyretmediğinizi, gerçekten hafızasıyla mücadele eden bir insanın dünyasına misafir olduğunuzu hissediyorsunuz. İşte büyük oyunculuk tam da burada başlıyor. Rol yapmakla yaşamak arasındaki çizginin görünmez hale geldiği yerde.
Dünyanın birçok ülkesinde sahneye konmuş, sinemaya uyarlanmış ve ödüller kazanmış bir eseri yorumlamak zaten başlı başına büyük bir sorumluluk. Ancak Haluk Bilginer’in kariyerine baktığınızda bu yükün onun omuzlarında ne kadar doğal durduğunu görüyorsunuz. Çünkü o yalnızca Türkiye’nin değil, dünyanın saygı duyduğu oyuncular arasında yer alıyor.
Fakat beni en çok etkileyen şey sahnedeki ustalığı değil, oyun sonrasında kuliste karşılaştığım Haluk Bilginer oldu.
Yıllardır dünyanın en önemli yapımlarında rol almış, uluslararası ödüller kazanmış, sayısız başarıya imza atmış bir sanatçıdan söz ediyoruz. Buna rağmen karşınızda son derece mütevazı, içten ve samimi bir insan duruyor.
Ne bir mesafe, ne bir kibir, ne de başarılarının arkasına saklanan bir tavır…
Aksine, dinleyen, sohbet eden, göz teması kuran ve karşısındaki insana değer veren bir sanatçı.
Belki de gerçek büyüklük tam olarak budur.
Bugün birçok kişi başarıyı görünür olmakla ölçüyor. Oysa bazı insanlar vardır; büyüdükçe daha da sadeleşirler. Haluk Bilginer, bana göre o isimlerden biri.
Kuliste yaptığımız kısa sohbet sırasında tiyatroya olan heyecanının hâlâ ilk günkü kadar canlı olduğunu görmek ayrıca etkileyiciydi. Onca yılın, onca başarının ardından hâlâ yeni bir oyunun provasına aynı heyecanla çıkabilmek, sanatçı olmanın ötesinde sanata âşık olmak demek.
“Baba”, yeni sezonda sadece güçlü bir tiyatro oyunu olmayacak gibi görünüyor. Aynı zamanda seyircinin hafızasına kazınacak bir performansa da ev sahipliği yapacak.
Ve ben salondan ayrılırken şunu düşündüm:
Bazı oyuncular oynadıkları karakterlerle hatırlanır.
Bazıları ise karakterlerin ötesine geçer ve kendi başlarına bir ekole dönüşür.
Haluk Bilginer, kuşkusuz ikinci grupta yer alıyor.
Sahnedeki ustalığıyla hayran bırakan, kulisteki tevazusuyla saygıyı hak eden bir sanatçı…
“Baba”yı izlerken büyük bir oyuncuyu göreceksiniz.
Ama kuliste tanıdığınızda, neden bu kadar büyük olduğunu daha iyi anlayacaksınız.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Tuana Mina Bahadır
Bir Baba, Bir Usta ve Sahnenin Ardındaki İnsan
Tuana Mina Bahadır | Breaking News Kültür
Bazı oyunlar vardır; salondan çıktığınızda alkış sesleri kulağınızdan silinir ama bıraktığı duygu günlerce sizinle kalır. Oyun Atölyesi’nin yeni sezon hazırlıkları kapsamında sahneye taşımaya hazırlandığı “Baba” (Le Père) tam da böyle bir eser. Fransız yazar Florian Zeller’in dünya çapında ses getiren, Anthony Hopkins’e Oscar kazandıran bu unutulmaz hikâyesi, şimdi Türkiye’de Haluk Bilginer’in yorumuyla yeniden hayat buluyor.

Zorlu PSM’de izlediğim provada, henüz perde açılmadan oyunun ağırlığı hissediliyordu. Demansın bir insanın hafızasında açtığı boşlukları anlatan metin, aslında hepimizin en büyük korkularından biriyle yüzleştiriyor seyirciyi: Kendimizi kaybetmek.
Haluk Bilginer ise sadece bir karakteri oynamıyor. Adeta onun zihninin içine giriyor.
Sahnedeki performansını izlerken zaman zaman bir oyuncu seyretmediğinizi, gerçekten hafızasıyla mücadele eden bir insanın dünyasına misafir olduğunuzu hissediyorsunuz. İşte büyük oyunculuk tam da burada başlıyor. Rol yapmakla yaşamak arasındaki çizginin görünmez hale geldiği yerde.
Dünyanın birçok ülkesinde sahneye konmuş, sinemaya uyarlanmış ve ödüller kazanmış bir eseri yorumlamak zaten başlı başına büyük bir sorumluluk. Ancak Haluk Bilginer’in kariyerine baktığınızda bu yükün onun omuzlarında ne kadar doğal durduğunu görüyorsunuz. Çünkü o yalnızca Türkiye’nin değil, dünyanın saygı duyduğu oyuncular arasında yer alıyor.
Fakat beni en çok etkileyen şey sahnedeki ustalığı değil, oyun sonrasında kuliste karşılaştığım Haluk Bilginer oldu.
Yıllardır dünyanın en önemli yapımlarında rol almış, uluslararası ödüller kazanmış, sayısız başarıya imza atmış bir sanatçıdan söz ediyoruz. Buna rağmen karşınızda son derece mütevazı, içten ve samimi bir insan duruyor.
Ne bir mesafe, ne bir kibir, ne de başarılarının arkasına saklanan bir tavır…
Aksine, dinleyen, sohbet eden, göz teması kuran ve karşısındaki insana değer veren bir sanatçı.
Belki de gerçek büyüklük tam olarak budur.
Bugün birçok kişi başarıyı görünür olmakla ölçüyor. Oysa bazı insanlar vardır; büyüdükçe daha da sadeleşirler. Haluk Bilginer, bana göre o isimlerden biri.
Kuliste yaptığımız kısa sohbet sırasında tiyatroya olan heyecanının hâlâ ilk günkü kadar canlı olduğunu görmek ayrıca etkileyiciydi. Onca yılın, onca başarının ardından hâlâ yeni bir oyunun provasına aynı heyecanla çıkabilmek, sanatçı olmanın ötesinde sanata âşık olmak demek.
“Baba”, yeni sezonda sadece güçlü bir tiyatro oyunu olmayacak gibi görünüyor. Aynı zamanda seyircinin hafızasına kazınacak bir performansa da ev sahipliği yapacak.
Ve ben salondan ayrılırken şunu düşündüm:
Bazı oyuncular oynadıkları karakterlerle hatırlanır.
Bazıları ise karakterlerin ötesine geçer ve kendi başlarına bir ekole dönüşür.
Haluk Bilginer, kuşkusuz ikinci grupta yer alıyor.
Sahnedeki ustalığıyla hayran bırakan, kulisteki tevazusuyla saygıyı hak eden bir sanatçı…
“Baba”yı izlerken büyük bir oyuncuyu göreceksiniz.
Ama kuliste tanıdığınızda, neden bu kadar büyük olduğunu daha iyi anlayacaksınız.