Aynı masada oturan bir anne, bir baba ve küçük bir çocuk göreceksiniz. Belki çocuk daha üç yaşında, belki dört. Önünde bir tabak yemek var. Elinde ise bir telefon ya da tablet.
Ekranda renkli karakterler koşuyor, müzikler çalıyor, videolar akıyor.
Çocuk ise farkında bile olmadan ağzını açıyor.
Bir kaşık daha.
Bir kaşık daha.
Yemek bitiyor.
Aile rahatlıyor.
Kimse ağlamadı.
Kimse masadan kalkmadı.
Kimse kriz çıkarmadı.
Her şey yolunda gibi görünüyor.
Ama gerçekten öyle mi?
Teknoloji hayatımızı kolaylaştırmak için var. Buna şüphe yok. Bugün cebimizde taşıdığımız telefonlar, birkaç yıl önceki bilgisayarlardan daha güçlü. Yapay zekâ hayatımıza giriyor, evlerimiz akıllanıyor, otomobiller kendi kendine hareket etmeye hazırlanıyor.
Fakat teknolojinin hayatımıza girmesiyle onu hayatımızın merkezine koymak arasında büyük bir fark var.
Özellikle çocuklar söz konusu olduğunda…
Bugün birçok ebeveyn farkında olmadan teknolojiyi bir iletişim aracı olmaktan çıkarıp bir susturma aracına dönüştürüyor.
Yemek yemiyor mu?
Telefonu ver.
Ağlıyor mu?
Tableti aç.
Sıkıldı mı?
Video izlet.
Yaramazlık mı yaptı?
Eline ekran tutuştur.
Çocuk sakinleşiyor.
Ama aslında sakinleşen çocuk değil, ebeveynin o anki kaygısı oluyor.
Çünkü ekran problemi çözmüyor.
Sadece erteliyor.
Çocuk sabretmeyi öğrenemiyor.
Beklemeyi öğrenemiyor.
Sıkılmayı öğrenemiyor.
Oysa insan zihni tam da sıkıldığı anlarda gelişir.
Hayal gücü biraz sessizlik ister.
Merak biraz boşluk ister.
Düşünmek biraz yalnızlık ister.
Ekran ise bunların hepsini doldurur.
Sürekli.
Aralıksız.
Durmaksızın.
Bugünün çocukları bilgiye tarihte hiçbir neslin ulaşamadığı kadar hızlı ulaşıyor. Ancak aynı zamanda tarihte hiçbir neslin maruz kalmadığı kadar yoğun uyarana da maruz kalıyor.
Belki de asıl soru şu:
Çocuklarımızı teknolojiye hazırlıyor muyuz, yoksa teknolojiye teslim mi ediyoruz?
Çünkü mesele telefon ya da tablet değil.
Mesele kontrol.
Mesele denge.
Mesele bir çocuğun anne babasının gözlerine bakarak yemek yemeyi öğrenmesi yerine bir ekranın ışığına bakarak büyümesi.
Bir gün çocuklarımız bugünü hatırladığında, sofrada ne yediğini unutabilir.
Ama o sofrada kiminle vakit geçirdiğini unutmayacaktır.
Belki de bu yüzden bazen bir ekranı kapatmak, bir uygulamayı silmek ya da telefonu masanın üzerine bırakmak teknolojiden uzaklaşmak değil, insan olmaya biraz daha yaklaşmaktır.
Ve bazen bir çocuğa verebileceğimiz en değerli şey yeni bir tablet değil, bölünmemiş birkaç dakikalık dikkattir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Süleyman Kaya
Bir Kaşık Yemek İçin Bir Ekran Vermek
Bir restorana girin.
Etrafınıza dikkatlice bakın.
Aynı masada oturan bir anne, bir baba ve küçük bir çocuk göreceksiniz. Belki çocuk daha üç yaşında, belki dört. Önünde bir tabak yemek var. Elinde ise bir telefon ya da tablet.
Ekranda renkli karakterler koşuyor, müzikler çalıyor, videolar akıyor.
Çocuk ise farkında bile olmadan ağzını açıyor.
Bir kaşık daha.
Bir kaşık daha.
Yemek bitiyor.
Aile rahatlıyor.
Kimse ağlamadı.
Kimse masadan kalkmadı.
Kimse kriz çıkarmadı.
Her şey yolunda gibi görünüyor.
Ama gerçekten öyle mi?
Teknoloji hayatımızı kolaylaştırmak için var. Buna şüphe yok. Bugün cebimizde taşıdığımız telefonlar, birkaç yıl önceki bilgisayarlardan daha güçlü. Yapay zekâ hayatımıza giriyor, evlerimiz akıllanıyor, otomobiller kendi kendine hareket etmeye hazırlanıyor.
Fakat teknolojinin hayatımıza girmesiyle onu hayatımızın merkezine koymak arasında büyük bir fark var.
Özellikle çocuklar söz konusu olduğunda…
Bugün birçok ebeveyn farkında olmadan teknolojiyi bir iletişim aracı olmaktan çıkarıp bir susturma aracına dönüştürüyor.
Yemek yemiyor mu?
Telefonu ver.
Ağlıyor mu?
Tableti aç.
Sıkıldı mı?
Video izlet.
Yaramazlık mı yaptı?
Eline ekran tutuştur.
Çocuk sakinleşiyor.
Ama aslında sakinleşen çocuk değil, ebeveynin o anki kaygısı oluyor.
Çünkü ekran problemi çözmüyor.
Sadece erteliyor.
Çocuk sabretmeyi öğrenemiyor.
Beklemeyi öğrenemiyor.
Sıkılmayı öğrenemiyor.
Oysa insan zihni tam da sıkıldığı anlarda gelişir.
Hayal gücü biraz sessizlik ister.
Merak biraz boşluk ister.
Düşünmek biraz yalnızlık ister.
Ekran ise bunların hepsini doldurur.
Sürekli.
Aralıksız.
Durmaksızın.
Bugünün çocukları bilgiye tarihte hiçbir neslin ulaşamadığı kadar hızlı ulaşıyor. Ancak aynı zamanda tarihte hiçbir neslin maruz kalmadığı kadar yoğun uyarana da maruz kalıyor.
Belki de asıl soru şu:
Çocuklarımızı teknolojiye hazırlıyor muyuz, yoksa teknolojiye teslim mi ediyoruz?
Çünkü mesele telefon ya da tablet değil.
Mesele kontrol.
Mesele denge.
Mesele bir çocuğun anne babasının gözlerine bakarak yemek yemeyi öğrenmesi yerine bir ekranın ışığına bakarak büyümesi.
Bir gün çocuklarımız bugünü hatırladığında, sofrada ne yediğini unutabilir.
Ama o sofrada kiminle vakit geçirdiğini unutmayacaktır.
Belki de bu yüzden bazen bir ekranı kapatmak, bir uygulamayı silmek ya da telefonu masanın üzerine bırakmak teknolojiden uzaklaşmak değil, insan olmaya biraz daha yaklaşmaktır.
Ve bazen bir çocuğa verebileceğimiz en değerli şey yeni bir tablet değil, bölünmemiş birkaç dakikalık dikkattir.