Günümüzde bilgi hiç olmadığı kadar hızlı. Bir parmak hareketiyle dünyaya açılıyor, saniyeler içinde çoğalıyor, üst üste biniyor. Ne var ki bu hız, beraberinde sessiz bir kaybı da getiriyor: bilgeliği. Çünkü bilgi yayılıyor, fakat insan aynı hızla derinleşemiyor.
Carl Gustav Jung’un işaret ettiği temel mesele tam da burada başlıyor. Jung’a göre bilgi, yalnızca öğrenildiğinde değil, bilince entegre edildiğinde dönüştürücüdür. Oysa günümüzde bilgi, bilincin kapısından içeri girmeden geçip gidiyor. Ego, bu yoğun akışı ayırt edecek, tartacak, anlamlandıracak zamanı bulamıyor. Sonuçta bilgi, insanı dönüştürmek yerine onu yoran bir yük hâline geliyor.
Hızla maruz kalınan bilgi sindirilemiyor; sindirilemeyen bilgi ise özümsenemiyor. Ayırt edilemeyen bilgi, değer hiyerarşisini yitiriyor. Derin olanla yüzeysel olan, anlamlı olanla gürültü aynı düzlemde tüketiliyor. Jung’un diliyle söylersek, bu durum bilinci genişletmiyor; aksine bilinçdışında ham yığınlar oluşturuyor. Kişi çok şey biliyor ama neden huzursuz olduğunu bilmiyor.
Daha da önemlisi, bu hız bireyin bireyleşme sürecini sekteye uğratıyor. Jung için bilginin nihai amacı, insanın kendine yaklaşmasıdır. Oysa hız çağında bilgi, içe doğru değil dışa doğru akıyor. Kişiyi kendi deneyimine değil, kolektif bilincin gürültüsüne bağlıyor. Bilgi eyleme, dönüşüme ve yenilenmeye çağırmak yerine seyirlik bir nesneye dönüşüyor.
Burada Jung’un enantiodromia kavramı devreye giriyor: Bir şey aşırıya kaçtığında zıddına dönüşür. Bilgi bolluğu, paradoksal biçimde bilgelik yoksulluğu üretiyor. Daha çok bilen ama daha az anlayan, daha çok fark eden ama daha az dönüşen bireyler ortaya çıkıyor.
Belki de bugün asıl ihtiyaç duyduğumuz şey, daha fazla bilgi değil; daha yavaş bilgi. Durmayı, seçmeyi, içselleştirmeyi bilen bir bilinç. Çünkü bilincin içinden geçmeyen bilgi, insanı büyütmez; yalnızca ağırlaştırır.
Ve belki de bu çağda en radikal tutum şudur:
Bilgiyi çoğaltmak değil, onu yaşanır hâle getirmek.
Sosyal Hizmet Uzmanı
Ahmet AKGÜN
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Sosyal Hizmet Uzmanı Ahmet AKGÜN
BİLGİ ÇAĞINDA KAYBOLAN BİLGELİK
Günümüzde bilgi hiç olmadığı kadar hızlı. Bir parmak hareketiyle dünyaya açılıyor, saniyeler içinde çoğalıyor, üst üste biniyor. Ne var ki bu hız, beraberinde sessiz bir kaybı da getiriyor: bilgeliği. Çünkü bilgi yayılıyor, fakat insan aynı hızla derinleşemiyor.
Carl Gustav Jung’un işaret ettiği temel mesele tam da burada başlıyor. Jung’a göre bilgi, yalnızca öğrenildiğinde değil, bilince entegre edildiğinde dönüştürücüdür. Oysa günümüzde bilgi, bilincin kapısından içeri girmeden geçip gidiyor. Ego, bu yoğun akışı ayırt edecek, tartacak, anlamlandıracak zamanı bulamıyor. Sonuçta bilgi, insanı dönüştürmek yerine onu yoran bir yük hâline geliyor.
Hızla maruz kalınan bilgi sindirilemiyor; sindirilemeyen bilgi ise özümsenemiyor. Ayırt edilemeyen bilgi, değer hiyerarşisini yitiriyor. Derin olanla yüzeysel olan, anlamlı olanla gürültü aynı düzlemde tüketiliyor. Jung’un diliyle söylersek, bu durum bilinci genişletmiyor; aksine bilinçdışında ham yığınlar oluşturuyor. Kişi çok şey biliyor ama neden huzursuz olduğunu bilmiyor.
Daha da önemlisi, bu hız bireyin bireyleşme sürecini sekteye uğratıyor. Jung için bilginin nihai amacı, insanın kendine yaklaşmasıdır. Oysa hız çağında bilgi, içe doğru değil dışa doğru akıyor. Kişiyi kendi deneyimine değil, kolektif bilincin gürültüsüne bağlıyor. Bilgi eyleme, dönüşüme ve yenilenmeye çağırmak yerine seyirlik bir nesneye dönüşüyor.
Burada Jung’un enantiodromia kavramı devreye giriyor: Bir şey aşırıya kaçtığında zıddına dönüşür. Bilgi bolluğu, paradoksal biçimde bilgelik yoksulluğu üretiyor. Daha çok bilen ama daha az anlayan, daha çok fark eden ama daha az dönüşen bireyler ortaya çıkıyor.
Belki de bugün asıl ihtiyaç duyduğumuz şey, daha fazla bilgi değil; daha yavaş bilgi. Durmayı, seçmeyi, içselleştirmeyi bilen bir bilinç. Çünkü bilincin içinden geçmeyen bilgi, insanı büyütmez; yalnızca ağırlaştırır.
Ve belki de bu çağda en radikal tutum şudur:
Bilgiyi çoğaltmak değil, onu yaşanır hâle getirmek.
Sosyal Hizmet Uzmanı
Ahmet AKGÜN