Sosyal Medya Dizileri mi Yönetiyor? Reytingin Yerini Etiketler mi Aldı?
Yazının Giriş Tarihi: 25.01.2026 08:16
Yazının Güncellenme Tarihi: 25.01.2026 08:16
Bir zamanlar dizilerin kaderini yalnızca reyting ölçüm cihazları belirlerdi. Ertesi sabah açıklanan oranlar, yapımcıların, kanalların ve senaristlerin pusulasıydı. Bugün ise tablo bambaşka. Artık dizilerin kaderi sadece reytingle değil; sosyal medyada açılan etiketler, trend listeleri, fan hesaplarının baskısı ve birkaç saat içinde binlerce kez paylaşılan yorumlarla şekilleniyor. Soru net: Dizileri hâlâ yaratıcı ekipler mi yönetiyor, yoksa sosyal medya mı?
Özellikle son yıllarda bir dizinin yayınlandığı akşam Twitter (X) gündeminde kaçıncı sırada yer aldığı, neredeyse reyting kadar önemli hale geldi. Hatta bazı projelerde, reytingi orta seviyede olan ama sosyal medyada yüksek etkileşim alan dizilerin yayında kalabildiğini görüyoruz. Bu durum, ilk bakışta “seyirci söz sahibi oldu” gibi olumlu bir tablo çiziyor. Ancak işin perde arkasına bakıldığında durum o kadar masum değil.
Sosyal medya, diziler için çift taraflı bir kılıç. Bir yandan diziyi canlı tutuyor, gündem yaratıyor, karakterleri ikon haline getiriyor. Diğer yandan senaryonun doğal akışına ciddi müdahalelerde bulunuyor. Bir karakter sosyal medyada çok sevildiği için ölmesi gerekirken yaşatılıyor, dramatik bir sahne fan baskısı nedeniyle yumuşatılıyor ya da sırf etiket açıldı diye iki karakter arasındaki ilişki aniden romantik bir yöne evriliyor. Bu noktada hikâye mi anlatılıyor, yoksa sosyal medyaya oynanan bir senaryo mu yazılıyor, ayırt etmek zorlaşıyor.
En büyük sorunlardan biri de fan kültürünün senaryo üzerindeki etkisi. Fan hesapları artık yalnızca destek vermiyor; açıkça yönlendirmeye çalışıyor. “Bu karakterle bu karakter yakışıyor”, “Şu sahne olmazsa izlemeyi bırakırız”, “Finalde mutlu son istiyoruz” gibi baskılar, zamanla bir tehdit diline dönüşebiliyor. Senaristler ise ya bu baskıya direnip risk alıyor ya da hikâyeyi korumak yerine seyirciyi memnun etmeyi seçiyor. Çoğu zaman ikinci yol tercih ediliyor.
Bu durum dizilerin ruhunu zedeliyor. Çünkü güçlü diziler, seyirciyi yönlendiren değil, seyirciyi peşinden sürükleyen dizilerdir. Sosyal medyanın taleplerine göre şekillenen hikâyeler ise kısa vadede popüler olabilir ama uzun vadede unutulmaya mahkûmdur. Bugün çok konuşulan birçok dizi, birkaç yıl sonra “neydi o?” denilerek hatırlanıyor. Çünkü kalıcı olan şey trend değil, anlatılan hikâyenin gücüdür.
Bir diğer mesele de linç kültürü. Sosyal medyada bir sahne saniyeler içinde linç edilebiliyor. Bağlamından koparılmış bir diyalog, tek bir ekran görüntüsüyle büyük bir krize dönüşebiliyor. Bu da yapımcıları ve kanalları aşırı temkinli hale getiriyor. Sonuç olarak risk almayan, sivri köşeleri törpülenmiş, herkesi memnun etmeye çalışan ama kimseyi gerçekten etkilemeyen diziler ortaya çıkıyor.
Öte yandan sosyal medyayı tamamen yok saymak da mümkün değil. Çağın gerçeği bu. Seyirci artık pasif değil; yorum yapıyor, eleştiriyor, sahipleniyor. Sorun sosyal medyanın varlığı değil, dizilerin direksiyonunun tamamen oraya teslim edilmesi. Sosyal medya bir pusula olabilir ama kaptan koltuğuna oturduğunda gemi rotasını kaybeder.
Asıl soru şu: Bugün senaristler hikâyeyi mi yazıyor, yoksa sosyal medya tepkilerini mi tahmin etmeye çalışıyor? Eğer bir senaryo yazılırken “Bu sahne trend olur mu?” sorusu, “Bu sahne hikâyeye hizmet ediyor mu?” sorusunun önüne geçiyorsa, orada ciddi bir problem var demektir.
Diziler, duyguyu, çatışmayı ve karakter gelişimini anlatma sanatıdır. Etiket yarışına giren, anlık alkışa oynayan projeler belki bugün kazanır ama yarın kaybeder. Türk dizi sektörünün gerçek ihtiyacı daha fazla trend olmak değil, daha fazla cesaret göstermektir. Sosyal medyayı dinlemek başka, ona teslim olmak başkadır.
Sonuç olarak evet, sosyal medya diziler üzerinde büyük bir etkiye sahip. Ama dizileri yönetmemeli. Yönetirse ortaya dizi değil, haftalık sosyal medya içeriği çıkar. Kalıcı hikâyeler ise algoritmalarla değil, cesur kalemlerle yazılır.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Nurlan Zaliyev
Sosyal Medya Dizileri mi Yönetiyor? Reytingin Yerini Etiketler mi Aldı?
Bir zamanlar dizilerin kaderini yalnızca reyting ölçüm cihazları belirlerdi. Ertesi sabah açıklanan oranlar, yapımcıların, kanalların ve senaristlerin pusulasıydı. Bugün ise tablo bambaşka. Artık dizilerin kaderi sadece reytingle değil; sosyal medyada açılan etiketler, trend listeleri, fan hesaplarının baskısı ve birkaç saat içinde binlerce kez paylaşılan yorumlarla şekilleniyor. Soru net: Dizileri hâlâ yaratıcı ekipler mi yönetiyor, yoksa sosyal medya mı?
Özellikle son yıllarda bir dizinin yayınlandığı akşam Twitter (X) gündeminde kaçıncı sırada yer aldığı, neredeyse reyting kadar önemli hale geldi. Hatta bazı projelerde, reytingi orta seviyede olan ama sosyal medyada yüksek etkileşim alan dizilerin yayında kalabildiğini görüyoruz. Bu durum, ilk bakışta “seyirci söz sahibi oldu” gibi olumlu bir tablo çiziyor. Ancak işin perde arkasına bakıldığında durum o kadar masum değil.
Sosyal medya, diziler için çift taraflı bir kılıç. Bir yandan diziyi canlı tutuyor, gündem yaratıyor, karakterleri ikon haline getiriyor. Diğer yandan senaryonun doğal akışına ciddi müdahalelerde bulunuyor. Bir karakter sosyal medyada çok sevildiği için ölmesi gerekirken yaşatılıyor, dramatik bir sahne fan baskısı nedeniyle yumuşatılıyor ya da sırf etiket açıldı diye iki karakter arasındaki ilişki aniden romantik bir yöne evriliyor. Bu noktada hikâye mi anlatılıyor, yoksa sosyal medyaya oynanan bir senaryo mu yazılıyor, ayırt etmek zorlaşıyor.
En büyük sorunlardan biri de fan kültürünün senaryo üzerindeki etkisi. Fan hesapları artık yalnızca destek vermiyor; açıkça yönlendirmeye çalışıyor. “Bu karakterle bu karakter yakışıyor”, “Şu sahne olmazsa izlemeyi bırakırız”, “Finalde mutlu son istiyoruz” gibi baskılar, zamanla bir tehdit diline dönüşebiliyor. Senaristler ise ya bu baskıya direnip risk alıyor ya da hikâyeyi korumak yerine seyirciyi memnun etmeyi seçiyor. Çoğu zaman ikinci yol tercih ediliyor.
Bu durum dizilerin ruhunu zedeliyor. Çünkü güçlü diziler, seyirciyi yönlendiren değil, seyirciyi peşinden sürükleyen dizilerdir. Sosyal medyanın taleplerine göre şekillenen hikâyeler ise kısa vadede popüler olabilir ama uzun vadede unutulmaya mahkûmdur. Bugün çok konuşulan birçok dizi, birkaç yıl sonra “neydi o?” denilerek hatırlanıyor. Çünkü kalıcı olan şey trend değil, anlatılan hikâyenin gücüdür.
Bir diğer mesele de linç kültürü. Sosyal medyada bir sahne saniyeler içinde linç edilebiliyor. Bağlamından koparılmış bir diyalog, tek bir ekran görüntüsüyle büyük bir krize dönüşebiliyor. Bu da yapımcıları ve kanalları aşırı temkinli hale getiriyor. Sonuç olarak risk almayan, sivri köşeleri törpülenmiş, herkesi memnun etmeye çalışan ama kimseyi gerçekten etkilemeyen diziler ortaya çıkıyor.
Öte yandan sosyal medyayı tamamen yok saymak da mümkün değil. Çağın gerçeği bu. Seyirci artık pasif değil; yorum yapıyor, eleştiriyor, sahipleniyor. Sorun sosyal medyanın varlığı değil, dizilerin direksiyonunun tamamen oraya teslim edilmesi. Sosyal medya bir pusula olabilir ama kaptan koltuğuna oturduğunda gemi rotasını kaybeder.
Asıl soru şu: Bugün senaristler hikâyeyi mi yazıyor, yoksa sosyal medya tepkilerini mi tahmin etmeye çalışıyor? Eğer bir senaryo yazılırken “Bu sahne trend olur mu?” sorusu, “Bu sahne hikâyeye hizmet ediyor mu?” sorusunun önüne geçiyorsa, orada ciddi bir problem var demektir.
Diziler, duyguyu, çatışmayı ve karakter gelişimini anlatma sanatıdır. Etiket yarışına giren, anlık alkışa oynayan projeler belki bugün kazanır ama yarın kaybeder. Türk dizi sektörünün gerçek ihtiyacı daha fazla trend olmak değil, daha fazla cesaret göstermektir. Sosyal medyayı dinlemek başka, ona teslim olmak başkadır.
Sonuç olarak evet, sosyal medya diziler üzerinde büyük bir etkiye sahip. Ama dizileri yönetmemeli. Yönetirse ortaya dizi değil, haftalık sosyal medya içeriği çıkar. Kalıcı hikâyeler ise algoritmalarla değil, cesur kalemlerle yazılır.