Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

GÜÇ ERKEĞE, ACI KADINA MI YAZILDI?

Yazının Giriş Tarihi: 04.02.2026 13:56
Yazının Güncellenme Tarihi: 04.02.2026 13:56

Türk Dizilerinde Duyguların Cinsiyeti
Türk dizilerinde bir sahne vardır; daha ilk bölümden tanırsınız. Erkek karakter ayakta durur. Susar. Dişlerini sıkar. Bir şey kaybeder ama yıkılmaz. Kadın karakter ise ağlar. Kaybeder, bekler, sabreder, affeder. Kamera onun gözyaşında durur, hikâye onun acısıyla ilerler. Ve biz yıllardır bunu izleriz. Sanki senaryolar görünmez bir anlaşmayla yazılmış gibidir: Güç erkeğe, acı kadına aittir.
Ama hiç sorduk mu kendimize:
Bu gerçekten hayat mı, yoksa bize ezberletilen bir rol dağılımı mı?
Dizilerde erkek güçlüdür çünkü güçlü olmak zorundadır. Ağlamaz, çökmemelidir. Duygusunu bastırır, sevse bile belli etmez. Çünkü erkeklik, senaryolara göre bir duygudan çok bir duruştur. Omuzlar dik, bakışlar sert, cümleler kısa olmalıdır. Erkek karakterin iç dünyası çoğu zaman gösterilmez; onun acısı sessizlikle geçiştirilir. Çünkü erkek üzülürse “zayıflar”, zayıflarsa “çekiciliğini kaybeder”.
Kadın karakter ise tam tersidir. Ne kadar çok acı çekerse, o kadar “derin” olur. Ne kadar çok ağlarsa, o kadar “iyi kadın” sayılır. Aldatılır, susar. Terk edilir, bekler. Şiddet görür, sabreder. Çünkü dizilerin görünmez kalemi kadına şunu fısıldar: “Sen güçlü olmak için değil, dayanmak için varsın.”
İşte tam bu noktada bir sorun başlar.
Bu anlatı kadınları yalnızca mağduriyet üzerinden var ederken, erkekleri de duygusuz birer duvar haline getirir. Kadınlar sürekli acı çeken, kurtarılmayı bekleyen figürlere dönüşür. Erkekler ise hissetmeyen, hissetse bile gösteremeyen yalnız adamlara. Kimse kazanmaz bu hikâyede. Ne ekranda ne gerçek hayatta.
Oysa gerçek hayatta kadınlar sadece ağlamaz; ayağa kalkar, karar verir, vazgeçer, gider. Ve erkekler sadece güçlü durmaz; kırılır, korkar, sever, pişman olur. Hayat bu kadar tek renkli değildir. Ama diziler, yıllardır bizi iki renge mahkûm ediyor.
Kadın seyirci artık sadece acıya bakmak istemiyor. Güçlü kadın karakter görmek “erkekleşmek” değildir. Kendi ayakları üzerinde duran, yanlış yapan, bedel ödeyen ama ezilmeyen kadınlar görmek bir lüks değil, ihtiyaçtır. Kadını yüceltmenin yolu onu sürekli yaralamaktan geçmez.
Ama bu yazı erkekleri suçlamak için yazılmadı. Çünkü erkek karakterler de bu kalıpların esiri. Onlara da “ağlama”, “yıkılma”, “duygunu gösterme” deniyor. Güçlü olmak zorunda bırakılan erkekler, en çok yalnızlığı öğreniyor. Dizilerde bile sarılamıyorlar hayata.
Belki de artık sormamız gereken soru şudur:
Kadını sadece acıyla, erkeği sadece güçle anlatmak kime hizmet ediyor?
Yeni bir hikâye mümkün. Kadının sadece sabreden değil, değiştiren olduğu… Erkeğin sadece susan değil, konuşabildiği… Gücün bağırmakta değil, hissetmekte olduğu hikâyeler.
Çünkü güçlü kadın ağlamaz demek de yanlış, erkek ağlamaz demek de. Güç, gözyaşını inkâr etmek değil; onunla ayakta kalabilmektir.
Ve belki o gün, dizilerde kadınlar sadece acı çekmez, erkekler de sadece güçlü görünmez.
O gün hikâyeler daha gerçek olur.
Ve biz ekrana bakarken, kendimizi daha çok görürüz.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.