Toplumsal Bir Kriz; “Kolektif Narsisizm” Nasıl Tırmanıyor?
Yazının Giriş Tarihi: 06.05.2026 09:06
Yazının Güncellenme Tarihi: 06.05.2026 09:07
Toplumda yükselen gerilimleri yalnızca ekonomi, siyaset ya da teknolojiyle açıklamak yetmiyor. Bu yazımda, son zamanlarda görünürlüğü artan bir başka dinamiğe dikkat çekmek istiyorum; “kolektif narsisizm”. Daha önce kaleme aldığım, makale olarak yayınlanan kolektif narsisizme, son yaşadığımız olaylar vesilesi ile de dikkat çekmek istedim. Kısaca kolektif narsisizm kavramına değinmekte fayda görüyorum, ancak önce bireylerde görülen bir kişilik bozukluğu türü olan narsisizmi kısacahatırlayalım; narsisizm hakkında milletçe epey bir bilgi sahibi olduk, hepimizin malumu… Hatta öyle “işin uzmanı” olduk ki toplum içinde, “kendi sınırlarını net bir şekilde çizen”, “yaptığı işin hakkının teslim edilmesini” isteyen, “öz yeterlilik” duygusuna sahip “sağlıklı narsisizme sahip bireylere bile kolayca bu damga vurulur oldu. Oysaki narsisizm; kendi kırılganlığını, yetersizliğini, bir maske ile “mükemmel insan” portresi çizerek salt kendi imajına hayran kalınsın diye, içindeki yetersizlik duygusunu bastırmaya çalışan “bireyciğin”, etrafındaki insanlar üzerinde kurduğu tahakküm çabasından başka bir şey değildir. Ya son zamanlarda tırmanan toplumsal narsisizm?... Toplumsal narsisizm, bir grubun kendisini “olağanüstü” görmesi ama aynı zamanda dışarıdan yeterince “takdir” edilmediğine inanması ve bu ilkel dürtülerini, doyurma ihtiyacı durumunu anlatır. Araştırmalar, bu inancın sıradan aidiyet duygusundan farklı olduğunu; özellikle dış gruplara karşı düşmanlık, aşırı tehdit algısı ve rövanş isteğiyle ilişkili olduğunu gösterir bize…
Sorunun tam da başladığı yere değinmek istiyorum; sağlıklı grup bağlılığı, ortak başarılarla güçlenir; kolektif narsisizm ise çoğu zaman “bize hak ettiğimiz değer verilmiyor” hissiyle beslenerek, galip gelme çabası, elinde bulundurduğu erkin gücü ile bir tahakküme dönüşür, hakkı olmayana “el” uzatmaktan geri durmaz… Bu nedenle eleştiri, farklı görüş ya da dışarıdan gelen en küçük itiraz bile doğrudan bir saldırı gibi algılanır. Böyle ortamlarda etik olanı önceleme bir yana dursun, “yavuz hırsız, ev sahibini bastırır” misali yerini savunma durumuna geçmeye, umarsız bir gayri ahlakiliğe ve kolayca öfkeye bırakır.
Bilimsel bulgular ise kolektif narsisizmin sadece duygusal bir iştah kabarması olmadığını, somut toplumsal sonuçları olan bir eğilim olduğunu ortaya koyuyor. Çeşitli çalışmalar, bu yapının gruplar arası saldırganlık, öç alma beklentisi, komplo inançlarına açıklık ve karşı tarafın insanlığını küçümseme eğilimiyle bağlantılı olduğunu bildiriyor. Özellikle tehdit altında hissedilen grup imajı, bu tepkiyi daha da sertleştirebiliyor. Yani mesele yalnızca kendini büyük görmek değil; bu büyüklüğün “onaylanmamasını” düşmanlık sebebi saymak.
Dijital çağ bu eğilimi daha görünür hâle getiriyor. Sosyal medya ortamları, sürekli “onay” arayışını, “hazıra konma”, “grup gururunun” performansa dönüşmesini ve karşı grupların aşağılanmasını teşvik edebiliyor. Şöyle ki; kolektif narsisizmin çevrim içi komplo içeriklerini benimseme ve yayma eğilimiyle de ilişkili olduğunu somut örneklerle ortaya koyuyor. Algoritmalar linç kültürünü, riyakârlığı, öfkeyi ödüllendirdikçe, yetersizlik duygularından mütevellit “kırılgan grup benliği” kamusal alanda daha baskın hâle geliyor.
Peki ne yapmalı?
Bugünün temel meselesi, aidiyeti yok etmek değil; onu daha olgun bir zemine taşımak olmalı. Bir toplumu güçlü kılan şey, kendisini kusursuz ilan etmesi yerine eleştiriyi çöküş olarak görmekten ziyade “kendini” düzeltme fırsatı olarak görebilme olgunluğudur. Sağlıklı kolektif kimlik güven üretir; “kolektif narsisizm” ise sürekli tahakküm kurma, güç zehirlenmesi, alınganlık ve husumet üretir. Belki de bugün en çok ihtiyaç duyulan şey, “bize neden yeterince hayran değiller?” sorusundan çıkıp “birlikte nasıl daha iyi oluruz, daha başarılı oluruz?” ile “pozitif grup bağlılığını nasıl oluşturabiliriz” sorusuna bir çıkış yolu aramaktır… Ayrıştırmadan, ötekileştirmeden, “çoğunlukçu” değil “çoğulcu” bir felsefe ve etik sınırlar dâhilinde…
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Dr.Zeynep Sezen KOÇYİĞİT
Toplumsal Bir Kriz; “Kolektif Narsisizm” Nasıl Tırmanıyor?
Toplumda yükselen gerilimleri yalnızca ekonomi, siyaset ya da teknolojiyle açıklamak yetmiyor. Bu yazımda, son zamanlarda görünürlüğü artan bir başka dinamiğe dikkat çekmek istiyorum; “kolektif narsisizm”. Daha önce kaleme aldığım, makale olarak yayınlanan kolektif narsisizme, son yaşadığımız olaylar vesilesi ile de dikkat çekmek istedim. Kısaca kolektif narsisizm kavramına değinmekte fayda görüyorum, ancak önce bireylerde görülen bir kişilik bozukluğu türü olan narsisizmi kısacahatırlayalım; narsisizm hakkında milletçe epey bir bilgi sahibi olduk, hepimizin malumu… Hatta öyle “işin uzmanı” olduk ki toplum içinde, “kendi sınırlarını net bir şekilde çizen”, “yaptığı işin hakkının teslim edilmesini” isteyen, “öz yeterlilik” duygusuna sahip “sağlıklı narsisizme sahip bireylere bile kolayca bu damga vurulur oldu. Oysaki narsisizm; kendi kırılganlığını, yetersizliğini, bir maske ile “mükemmel insan” portresi çizerek salt kendi imajına hayran kalınsın diye, içindeki yetersizlik duygusunu bastırmaya çalışan “bireyciğin”, etrafındaki insanlar üzerinde kurduğu tahakküm çabasından başka bir şey değildir. Ya son zamanlarda tırmanan toplumsal narsisizm?... Toplumsal narsisizm, bir grubun kendisini “olağanüstü” görmesi ama aynı zamanda dışarıdan yeterince “takdir” edilmediğine inanması ve bu ilkel dürtülerini, doyurma ihtiyacı durumunu anlatır. Araştırmalar, bu inancın sıradan aidiyet duygusundan farklı olduğunu; özellikle dış gruplara karşı düşmanlık, aşırı tehdit algısı ve rövanş isteğiyle ilişkili olduğunu gösterir bize…
Sorunun tam da başladığı yere değinmek istiyorum; sağlıklı grup bağlılığı, ortak başarılarla güçlenir; kolektif narsisizm ise çoğu zaman “bize hak ettiğimiz değer verilmiyor” hissiyle beslenerek, galip gelme çabası, elinde bulundurduğu erkin gücü ile bir tahakküme dönüşür, hakkı olmayana “el” uzatmaktan geri durmaz… Bu nedenle eleştiri, farklı görüş ya da dışarıdan gelen en küçük itiraz bile doğrudan bir saldırı gibi algılanır. Böyle ortamlarda etik olanı önceleme bir yana dursun, “yavuz hırsız, ev sahibini bastırır” misali yerini savunma durumuna geçmeye, umarsız bir gayri ahlakiliğe ve kolayca öfkeye bırakır.
Bilimsel bulgular ise kolektif narsisizmin sadece duygusal bir iştah kabarması olmadığını, somut toplumsal sonuçları olan bir eğilim olduğunu ortaya koyuyor. Çeşitli çalışmalar, bu yapının gruplar arası saldırganlık, öç alma beklentisi, komplo inançlarına açıklık ve karşı tarafın insanlığını küçümseme eğilimiyle bağlantılı olduğunu bildiriyor. Özellikle tehdit altında hissedilen grup imajı, bu tepkiyi daha da sertleştirebiliyor. Yani mesele yalnızca kendini büyük görmek değil; bu büyüklüğün “onaylanmamasını” düşmanlık sebebi saymak.
Dijital çağ bu eğilimi daha görünür hâle getiriyor. Sosyal medya ortamları, sürekli “onay” arayışını, “hazıra konma”, “grup gururunun” performansa dönüşmesini ve karşı grupların aşağılanmasını teşvik edebiliyor. Şöyle ki; kolektif narsisizmin çevrim içi komplo içeriklerini benimseme ve yayma eğilimiyle de ilişkili olduğunu somut örneklerle ortaya koyuyor. Algoritmalar linç kültürünü, riyakârlığı, öfkeyi ödüllendirdikçe, yetersizlik duygularından mütevellit “kırılgan grup benliği” kamusal alanda daha baskın hâle geliyor.
Peki ne yapmalı?
Bugünün temel meselesi, aidiyeti yok etmek değil; onu daha olgun bir zemine taşımak olmalı. Bir toplumu güçlü kılan şey, kendisini kusursuz ilan etmesi yerine eleştiriyi çöküş olarak görmekten ziyade “kendini” düzeltme fırsatı olarak görebilme olgunluğudur. Sağlıklı kolektif kimlik güven üretir; “kolektif narsisizm” ise sürekli tahakküm kurma, güç zehirlenmesi, alınganlık ve husumet üretir. Belki de bugün en çok ihtiyaç duyulan şey, “bize neden yeterince hayran değiller?” sorusundan çıkıp “birlikte nasıl daha iyi oluruz, daha başarılı oluruz?” ile “pozitif grup bağlılığını nasıl oluşturabiliriz” sorusuna bir çıkış yolu aramaktır… Ayrıştırmadan, ötekileştirmeden, “çoğunlukçu” değil “çoğulcu” bir felsefe ve etik sınırlar dâhilinde…