Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Tahakküm iklimi…

Yazının Giriş Tarihi: 20.05.2026 20:52
Yazının Güncellenme Tarihi: 20.05.2026 20:56

Eğer bu dönemi tek bir kelimeyle adlandırmanızı istesem, ne söylerdiniz?

Ben "tahakküm iklimi" derdim. Bedenin, emeğin, güvenin, sessizliğin ve saygının üzerine çöken; yabancılardan değil, bazen en bilinen yüzlerden gelen bir baskı biçimi. “Hoca”, “öğretmen”, “müdür” denen, “ağabey” denen, “yönetici”denen, “lider” denenenlerden gelen…

Bu nedenle Kastamonu'dan gelen haber sıradan bir adli vaka dosyası değil. Bir ilahiyat fakültesi öğretim üyesinin, erkek öğrencisine yönelik cinsel saldırı iddiasıyla tutuklanması ve üniversite yönetimi tarafından görevden uzaklaştırılmasından bahsediyorum. İddialar; bıçakla tehdit, hürriyetten yoksun bırakma ve mağdurun balkondan atlayarak ağır yaralanması. Bunu duyduk, okuduk ve öğrendikten sonra “neler oluyor?” dedik…Evet, insanın içinde bir şey donuyor. Çünkü burada yalnızca bir suçtan – adli bir vakadan bahsetmekten ziyade; Yıllardır normalleşen bir tahakküm kültürünün en çıplak haline dikkat çekmek istiyorum.

"O yapmaz" diye başlayan cümleler…

İstismarın bu denli kolay yuvalanabildiği ürünlerin bir ortak özelliği var. “Güç”, bir unvanla sarıp sarmalanmış. Sözde “Dini” sıfatlar, akademik unvan, karizmatik liderlik, kurumsal “yöneticilik”... Bunlarla birlikte bir kalkan işlevi görüyor. Mağdur yada mağdurlar konuşmaktan çekiniyor, tanıklar "o böyle biri değil" diyerek susturuluyor, kurumlar baştan sona her kademesinde çalışanları ile sessizliği tercih ediyor. "O yapmaz" cümlesi bir gerçeği dile getirmiyor; sadece sorgulamayı erteleyen, erteledikçe genişleten bir perde ve yeni sınır ihlallerinin önü açan bir yol.

Bu vakada bir boyut daha var; ve Türkiye'de pek konuşulmayan, neredeyse söylenmesi yasak sayılan bir alan: “Mağdur erkek”. Erkek vücudunun "dokunulmaz" ve "güçlü" sayıldığı bir kültürde, “erkek mağduriyeti” iki kat yenilgi demek. Bir yanda hukuki sorunlar, öte yanda "erkek adamsın, sus" baskısı. “Aman, kurumumuza zeval gelmesin” anlayışı…Oysa beden ve ruh cinsiyetten bağımsız olarak bir sınıra ve korunma hakkına sahip. Ve o sınırlar çiğnendiğinde, acının da,istismarında, şiddetinde cinsiyeti olmuyor.

Ve Sessiz gaspın adı: “Emek Hırsızlığı”

Beden üzerinde tahakküm kadar yaygın ama çok daha sessiz çalışan, sömürülen bir başka alan var: “emek istismarı”. Projeyi bir “insan” üretiyor. Raporu asistan yazıyor, araştırmayı öğrenci tarıyor, sunum ekibi hazırlıyor; ışıklar yandığında sahneye çıkan tek bir isim oluyor. Bu gaspın adı genellikle ortaya konmuyor; "Öğrenmenin bedeli" deniyor, "ekip çalışması" deniyor, "sana fırsat sunduk” diyor. “Emek Hırsızları”…

NEDEN?...

Emek hırsızlığının altında her zaman aynı iki şey bulunuyor: “görünüşte kıtlık” ve “sahte üstünlük” duygusu. Kendini "seçilmiş", "özel", "istidatlı" gören kişinin, başkasının zamanını ve enerjisini tüketirken bunu bir lütuf olarak sunması. Bunu yapabilmesinin tek sebebi elindeki güç. Ve o güç, sırtını dayadığı başka bir erk sayesinde denetlenmiyor.Aslına bakarsanız oda “sömürmeyi” sırtını dayadığı “sömürgenlerinden” öğrenmiş…

Kendi hikaye hayalinin itilmesi…

İstismarın en derinden örselediği şey ruh. İlk sömürü darbesiyle gelir;

"Ben mi yanlış okuyorum?”. “Neden sesimi çıkaramadım?”.“Bunu ben mi davet ettin?" Bu sorular zihinlerde sürekli olarak dolaşır. Ve tam da bu noktada mağdurun mekanizması çok tehlikeli bir kapana girer: gerçeği genişletmek, yani kendi kendine gaslighting…

"Sen yanlış anlamaşsındır." "Abartıyorsun." "Bu sana güzellik."

“Bi daha kine inşallah, hallederiz, bu sefer böyle oldu ama…” ile başlayan sömürgen arsızlığı.

Bu cümleler mağduru kendi algısından koparır. Artık o kişinin kendi hikayesinin anlatıcısı değil; Başarısız yazılan senaryonun öznesidir. Beden, emek ve ruh aynı anda kuşatılmış olur. Ve en ağır yük, kişinin kendi sesine yabancılaşmasıdır.

Kutsal sıfat, denetlenmeyen güç

Bu haftanın sarsıcı Kastamonu vakasına dönecek olursak, bu yalnızca bireysel bir sapmanın hikayesi değil. "Kutsal" sayılan bölgelerdeki gücün nasıl denetimsiz kalabildiğinin, o alanda nasıl bir dokunulmazlık zırhının varlığının hikayesi.“Seçilmiş” erklerin “bize bişey olmaz ki” sarhoşluğunun kibri…

"Bizim hocamızdır." "O böyle biridir yapmaz." "Mutlaka bir yanlışlık vardır." “Gözden. Kaçmıştır” , “Biz bilirizciler”…Bu cümleler, gerçeği araştırmadan önce kişinin itibarını koruma refleksinden birde kurdukları; altında ve bilinç altlarında içten içe ezildikleri “yetersizlik” yetmezliğindengeliyor. Oysa istatistikler açık: istismarın büyük kayıpları, zararların maliyetleri içerdeki halkaya dahil kişilerden geliyor. "Yabancı sapık", filanca ülkenin “hırsızı” anlatısı gerçeklikle örtüşmüyor; Ama o anlatı üzerine kurulu bir kültür, kişisel tehlikeyi görmezden gelme yeteneği hâline getiriyor.

Hiçbir unvan, hiçbir kurum, hiçbir erk bugüne kadar, “emeğine” ya da “ruhuna” el koyma yetkisi vermez. Tam olarak, bu tür unvanlar, pozisyonlar, kurumlar daha yüksek bir etik sorumluluğa sahip olmayı ve sınır ihlalcilerine karşı “hak savunuculuğu” yapma vazifesini verir.

İtiraf ve Hesap…

“Bu iklim değişmeyecek mi?” Bireysel olarak acilen gerekli; ama bireyler, kurumsal sessizlikle “yüz yüze” gelince “yalnız”kalır. Üniversiteler, hangi dine mensup olursa olsun mensubu bulunan kurumlar, medya yapıları, adli – idari yargı birimlerifarketmeksizin — bunların her biri kendi içinde ki“tahakkümle” gerçek anlamda yüzleşmek durumunda…

Ve haberin üç gün gündem olup ardından kaybolması ise bu yüzleşmenin en büyük engelidir.

Çözümün başlangıcı ise kendimize dürüstçe soru sormaktan geçiyor;

“Bugün kimin emeğine, kimin güvenine, kimin sınırınahaddimi aştım?

Peki sınırları ihlal edilenler? O’nlar için Anadolu’dan bir deyiş “ Rabbin değirmeni ağır işler, ince öğütür”

Yani ; “Her tahakkümün bir faturası var. Geç de gelse, o fatura bir gün “günlük” gelir…

Sevgilerimle…

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.