Nüfusumuz Yaşlanırken: Yaşlı Yalnızlığına Terapötik Atlı Müdahale ile Bir Nefes
Yazının Giriş Tarihi: 01.06.2026 17:04
Yazının Güncellenme Tarihi: 01.06.2026 17:06
Yüksek Öğretim Kurumu’muza (YÖK) ve Yerel Yönetimlere Bir Çağrı…
Bir insanın günlerce kimseyle konuşmadığını hayal edin. Çalan telefon yok, çalınan kapı yok; sadece duvardaki saatin sesi ve pencereden süzülen, kimsenin paylaşmadığı bir ışık. Yaşlılık çoğu zaman böyle gelir bize: “gürültüyle” değil, “sessizlikle”. Bedenin yavaşlaması mıdır? “Yaşlılık”… Asıl yaşlandıran; etrafındaki seslerin teker teker susmasıdır. Sosyal izolasyon, tıp kitaplarında bir "risk faktörü" olarak geçer; oysa onu yaşayan için bir risk olmaktan çok bizzat hayatın daraldığı bir odadır.
Türkiye hızla yaşlanan bir toplum. Önümüzdeki on yıllarda 65 yaş üstü nüfusumuz katlanarak artacak. Bu, yalnızca bir demografi başlığı değil; milyonlarca insanın o sessiz odada tek başına kalma ihtimali demek. Peki o sessizliği bozmanın bir yolu var mı? Ve daha da önemlisi: bunu kanıtlayabilir miyiz?
Bir atın yelesinde yeniden kurulan bağlar
Bu sorunun peşine düştük. Telifi tarafıma ait olan, İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Bilimsel Araştırma ve Yayın Etiği Kurulu'nun 6 Nisan 2026 tarihli kararıyla (Karar No: 2026/04-9) etik açıdan uygun bulunan "Terapötik Atlı Müdahale Temelli Sosyal İzolasyon Azaltma Programı" çerçevesinde, sosyal izolasyon riski ile karşı karşıya olan bireylerle pilot bir çalışma projesi…On yaşlı bireyle dört - altı hafta boyunca çalıştık. Yerel bir yönetimin sosyal tesisi ile katılımcı sağlama desteği ile işin uygulama kısmına gönüllü destek veren bir atlı spor kulübü ile iş birliği gerçekleştirdik, her hafta atların huzurlu varlığı eşliğinde bir araya geldik.
Neden “atlar” diye sık sık sorarlar. Çünkü at, yargılamaz. Bir insanın yaşını, yalnızlığını, kederini sormaz; sadece elinizin sıcaklığını, sesinizin tonunu fark eder. O temas, çoğu zaman insanlar arasında kaybettiğimiz o ilk, korkusuz teması yeniden hatırlatır. Ve işin sırrı şu: at bir vesiledir aslında. Asıl onarım, atın etrafında toplanan insanların birbirine yeniden sohbet etmesinde, manevi temasında gizlidir.
Sonuçlara gelecek olursak; bir bilim insanı olarak beni bile şaşırttı. Katılımcıların sosyal ağ ölçeği puanları altı hafta sonunda yüzde 102 arttı. En çarpıcısı sosyal sağlık boyutundaydı; yani sosyal temaslar “arkadaşlık” sosyal ağı boyutundaki artış yüzde 365'i buldu. İyi oluş düzeylerini ölçen WHO-5 indeksinde grup ortalaması 88 çıktı; tek bir katılımcı dahi depresyon risk eşiğinin altında kalmadı. Ve belki de en anlamlısı: programdan istisnasız her bir katılımcı iyileşme gösterdi. Tek bir geri adım yoktu.
Bilimsel dürüstlük, bu tabloyu olduğundan büyük göstermememi emreder. Bu bir pilot çalışmaydı; sınırlılıkları elbette vardı, ancak benim faydalı olacağını öngördüğüm bilimsel teyide muhtaç başka bir rahatsızlığa da şifa kapısı aralandı bu terapötik müdahale ile; “Parkinson” a tıbbi tedavinin yanında faydalı bir eşlikçi… Parkinson tanılı, bir katılımcımızın rahatsızlığı duraklama evresine girdi, hatta gündelik işlerini güçlükle tamamlayan katılımcımız şuan ev işlerini destek almadan kendisi yapabilme becerisini yeniden kazandı…Terapötik atlı müdahale tıbbi tedavinin yerini almamakla birlikte; destekleyici, güçlü, ısrarlı, görmezden gelinemeyecek bir işaret olarak bilim sahnesinde yerini aldı. İşte tam da bu yüzden bu yazıyı yazıyorum.
EVET;
Bu Bir davet, bir çağrı…
Güçlü bir sinyali küçük bir laboratuvarda saklamak, bilimin değil bencilliğin işidir. Bu işareti büyütmek, çok merkezli, disiplinler arası ve titiz bir yapıyla yeniden ve yeniden sınamak boynumuzun borcudur. Bu toplumsal faydalığı önceleyen projeyi büyütürken, tek başıma değil omuz omuza yürümek istiyorum…Bu yüzden elimi uzatıyorum.
Değerli yerel yönetimlere: Yerel yönetimler, yurttaşının yalnızlığına çare olabilir. Şimdi diğer belediyelerimizi de bu onurlu öncülüğün parçası olmaya davet ediyorum. Yaşlısını sokağa, ata, insana, hayata yeniden kavuşturan bir belediye, hiçbir hizmet binasının veremeyeceği bir vicdani miras bırakır arkasında. Bu, bir maliyet kalemi değil; bir şehrin ruhunun ölçüsüdür.
Saygıdeğer üniversitelere ve tıp fakültelerimizin nöroloji bölümlerine: Yalnızlık artık yalnızca bir duygu değil, bir beyin sağlığı meselesi olarak okunuyor. İzolasyonun bilişsel gerilemeyle, sinirsel süreçlerle ilişkisi giderek daha çok aydınlanıyor. İşte bu yüzden bu çalışmayı, sosyal hizmetin ördüğü bağ ile nörolojinin ölçtüğü beyni aynı masada buluşturan, üniversitelerarası ortak bir çatıya taşımak istiyorum. Bu, hem sosyal hizmetin hem de tıbbın birbirini tamamladığı, ülkemize özgü öncü bir model olabilir.
Meslektaşlarıma ve geleceğin sosyal hizmet öğrencilerine:Bu projede stajyer olarak yer almanızı istiyorum. Çünkü en iyi öğrenme, bir dosyanın değil bir insanın karşısında olur. Bir yaşlının gözündeki o ilk ışığı sizin de görmenizi, mesleğinizi sahanın sıcaklığında öğrenmenizi diliyorum.
Ve Yükseköğretim Kurulu Başkanı Sayın Prof. Dr. Erol Özvar Hocam’a: Sayın hocamın defalarca dile getirdiği, “öğrenciyi erken dönemde sahayla buluşturan, gerçek hayat problemleriyle temas ettiren, proje üretmeye ve anlamlı – üretken staja dayalı uygulamalı eğitim vizyonu”, tam da bu çalışmanın ruhuyla örtüşüyor. Belediyeleri, üniversiteleri, nörologları ve genç sosyal hizmet öğrencilerini aynı amaç etrafında birleştirecek bu disiplinler arası model, o vizyonun kâğıt üstünde kalmaktan ziyade sahada hayat bulmuş somut bir örneği olmaya adaydır.
Yalnız yürünmeyen bir yol
Bilim, bir kişinin değil bir toplumun eseridir. Bir araştırmacının elindeki veriyi anlamlı kılan, onu sahiplenen vicdanlardır. Bugün masamda, on yaşlı insanın yeniden gülümseyen yüzünden damıtılmış sayılar var. Ama o sayıların ardında, çoğaltmayı beklediğimiz binlerce sessiz oda var.
O odaların kapısını birlikte aralayalım. Bu, sadece benim kariyer hikayem olmasın, bir toplumun kendi yaşlısına verdiği kıymetli bir dokunuş olsun. Bilime ve insanlığa faydalı olmak, hepimizin ortak vazifesidir — ve böyle bir vazifede kimse, ne bir araştırmacı ne bir yaşlı, yalnız bırakılmamalıdır.
Bu çağrıya gönülden kulak verecek herkesle bu yolu birlikte yürümeyi umut ediyorum…
Sevgilerimle,
Dr. Zeynep Sezen Koçyiğit
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Dr.Zeynep Sezen KOÇYİĞİT
Nüfusumuz Yaşlanırken: Yaşlı Yalnızlığına Terapötik Atlı Müdahale ile Bir Nefes
Yüksek Öğretim Kurumu’muza (YÖK) ve Yerel Yönetimlere Bir Çağrı…
Bir insanın günlerce kimseyle konuşmadığını hayal edin. Çalan telefon yok, çalınan kapı yok; sadece duvardaki saatin sesi ve pencereden süzülen, kimsenin paylaşmadığı bir ışık. Yaşlılık çoğu zaman böyle gelir bize: “gürültüyle” değil, “sessizlikle”. Bedenin yavaşlaması mıdır? “Yaşlılık”… Asıl yaşlandıran; etrafındaki seslerin teker teker susmasıdır. Sosyal izolasyon, tıp kitaplarında bir "risk faktörü" olarak geçer; oysa onu yaşayan için bir risk olmaktan çok bizzat hayatın daraldığı bir odadır.
Türkiye hızla yaşlanan bir toplum. Önümüzdeki on yıllarda 65 yaş üstü nüfusumuz katlanarak artacak. Bu, yalnızca bir demografi başlığı değil; milyonlarca insanın o sessiz odada tek başına kalma ihtimali demek. Peki o sessizliği bozmanın bir yolu var mı? Ve daha da önemlisi: bunu kanıtlayabilir miyiz?
Bir atın yelesinde yeniden kurulan bağlar
Bu sorunun peşine düştük. Telifi tarafıma ait olan, İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Bilimsel Araştırma ve Yayın Etiği Kurulu'nun 6 Nisan 2026 tarihli kararıyla (Karar No: 2026/04-9) etik açıdan uygun bulunan "Terapötik Atlı Müdahale Temelli Sosyal İzolasyon Azaltma Programı" çerçevesinde, sosyal izolasyon riski ile karşı karşıya olan bireylerle pilot bir çalışma projesi…On yaşlı bireyle dört - altı hafta boyunca çalıştık. Yerel bir yönetimin sosyal tesisi ile katılımcı sağlama desteği ile işin uygulama kısmına gönüllü destek veren bir atlı spor kulübü ile iş birliği gerçekleştirdik, her hafta atların huzurlu varlığı eşliğinde bir araya geldik.
Neden “atlar” diye sık sık sorarlar. Çünkü at, yargılamaz. Bir insanın yaşını, yalnızlığını, kederini sormaz; sadece elinizin sıcaklığını, sesinizin tonunu fark eder. O temas, çoğu zaman insanlar arasında kaybettiğimiz o ilk, korkusuz teması yeniden hatırlatır. Ve işin sırrı şu: at bir vesiledir aslında. Asıl onarım, atın etrafında toplanan insanların birbirine yeniden sohbet etmesinde, manevi temasında gizlidir.
Sonuçlara gelecek olursak; bir bilim insanı olarak beni bile şaşırttı. Katılımcıların sosyal ağ ölçeği puanları altı hafta sonunda yüzde 102 arttı. En çarpıcısı sosyal sağlık boyutundaydı; yani sosyal temaslar “arkadaşlık” sosyal ağı boyutundaki artış yüzde 365'i buldu. İyi oluş düzeylerini ölçen WHO-5 indeksinde grup ortalaması 88 çıktı; tek bir katılımcı dahi depresyon risk eşiğinin altında kalmadı. Ve belki de en anlamlısı: programdan istisnasız her bir katılımcı iyileşme gösterdi. Tek bir geri adım yoktu.
Bilimsel dürüstlük, bu tabloyu olduğundan büyük göstermememi emreder. Bu bir pilot çalışmaydı; sınırlılıkları elbette vardı, ancak benim faydalı olacağını öngördüğüm bilimsel teyide muhtaç başka bir rahatsızlığa da şifa kapısı aralandı bu terapötik müdahale ile; “Parkinson” a tıbbi tedavinin yanında faydalı bir eşlikçi… Parkinson tanılı, bir katılımcımızın rahatsızlığı duraklama evresine girdi, hatta gündelik işlerini güçlükle tamamlayan katılımcımız şuan ev işlerini destek almadan kendisi yapabilme becerisini yeniden kazandı…Terapötik atlı müdahale tıbbi tedavinin yerini almamakla birlikte; destekleyici, güçlü, ısrarlı, görmezden gelinemeyecek bir işaret olarak bilim sahnesinde yerini aldı. İşte tam da bu yüzden bu yazıyı yazıyorum.
EVET;
Bu Bir davet, bir çağrı…
Güçlü bir sinyali küçük bir laboratuvarda saklamak, bilimin değil bencilliğin işidir. Bu işareti büyütmek, çok merkezli, disiplinler arası ve titiz bir yapıyla yeniden ve yeniden sınamak boynumuzun borcudur. Bu toplumsal faydalığı önceleyen projeyi büyütürken, tek başıma değil omuz omuza yürümek istiyorum…Bu yüzden elimi uzatıyorum.
Değerli yerel yönetimlere: Yerel yönetimler, yurttaşının yalnızlığına çare olabilir. Şimdi diğer belediyelerimizi de bu onurlu öncülüğün parçası olmaya davet ediyorum. Yaşlısını sokağa, ata, insana, hayata yeniden kavuşturan bir belediye, hiçbir hizmet binasının veremeyeceği bir vicdani miras bırakır arkasında. Bu, bir maliyet kalemi değil; bir şehrin ruhunun ölçüsüdür.
Saygıdeğer üniversitelere ve tıp fakültelerimizin nöroloji bölümlerine: Yalnızlık artık yalnızca bir duygu değil, bir beyin sağlığı meselesi olarak okunuyor. İzolasyonun bilişsel gerilemeyle, sinirsel süreçlerle ilişkisi giderek daha çok aydınlanıyor. İşte bu yüzden bu çalışmayı, sosyal hizmetin ördüğü bağ ile nörolojinin ölçtüğü beyni aynı masada buluşturan, üniversitelerarası ortak bir çatıya taşımak istiyorum. Bu, hem sosyal hizmetin hem de tıbbın birbirini tamamladığı, ülkemize özgü öncü bir model olabilir.
Meslektaşlarıma ve geleceğin sosyal hizmet öğrencilerine:Bu projede stajyer olarak yer almanızı istiyorum. Çünkü en iyi öğrenme, bir dosyanın değil bir insanın karşısında olur. Bir yaşlının gözündeki o ilk ışığı sizin de görmenizi, mesleğinizi sahanın sıcaklığında öğrenmenizi diliyorum.
Ve Yükseköğretim Kurulu Başkanı Sayın Prof. Dr. Erol Özvar Hocam’a: Sayın hocamın defalarca dile getirdiği, “öğrenciyi erken dönemde sahayla buluşturan, gerçek hayat problemleriyle temas ettiren, proje üretmeye ve anlamlı – üretken staja dayalı uygulamalı eğitim vizyonu”, tam da bu çalışmanın ruhuyla örtüşüyor. Belediyeleri, üniversiteleri, nörologları ve genç sosyal hizmet öğrencilerini aynı amaç etrafında birleştirecek bu disiplinler arası model, o vizyonun kâğıt üstünde kalmaktan ziyade sahada hayat bulmuş somut bir örneği olmaya adaydır.
Yalnız yürünmeyen bir yol
Bilim, bir kişinin değil bir toplumun eseridir. Bir araştırmacının elindeki veriyi anlamlı kılan, onu sahiplenen vicdanlardır. Bugün masamda, on yaşlı insanın yeniden gülümseyen yüzünden damıtılmış sayılar var. Ama o sayıların ardında, çoğaltmayı beklediğimiz binlerce sessiz oda var.
O odaların kapısını birlikte aralayalım. Bu, sadece benim kariyer hikayem olmasın, bir toplumun kendi yaşlısına verdiği kıymetli bir dokunuş olsun. Bilime ve insanlığa faydalı olmak, hepimizin ortak vazifesidir — ve böyle bir vazifede kimse, ne bir araştırmacı ne bir yaşlı, yalnız bırakılmamalıdır.
Bu çağrıya gönülden kulak verecek herkesle bu yolu birlikte yürümeyi umut ediyorum…
Sevgilerimle,
Dr. Zeynep Sezen Koçyiğit