“İnsan özgür olmaya mahkûmdur.”
— Jean-Paul Sartre
Modern çağ, bireyi merkeze alan bir dünya inşa etti. Kendi kararlarını veren, kendi yolunu çizen, kimseye bağlı kalmadan var olabilen insan modeli… İlk bakışta bu, insanlık tarihinin en büyük kazanımlarından biri gibi görünüyor. Peki gerçekten öyle mi? Yoksa bireysellik, yalnızlığın daha estetik, daha kabul edilebilir bir adı mı?
Bugün “kendin ol”, “kimseye muhtaç olma”, “önce sen” söylemleriyle büyüyen kuşaklar var. Bu söylemler özgürlük vaadiyle sunuluyor. Ancak bu özgürlüğün bedeli, giderek ağırlaşan bir yalnızlık hissi olabilir mi?
Yalnızlık Nedir?
Yalnızlık, sadece etrafımızda kimsenin olmaması değildir.
Yalnızlık, anlaşılamama hissidir.
Yalnızlık, kalabalıklar içinde bile insanın kendini görünmez hissetmesidir.
Psikolog Rollo May’e göre:
“Yalnızlık, insanın kendisiyle ve başkalarıyla kuramadığı bağların sonucudur.”
Bugün milyonlarca insan aynı evde, aynı sofrada, hatta aynı ekranda bulunuyor ama birbirine temas edemiyor. Fiziksel yakınlık arttıkça, duygusal mesafe büyüyor.
Bireyselleşme: Gelişim mi, Kopuş mu?
Bireyselleşme, özü itibarıyla kötü değildir.
Aksine;
• Kendi sınırlarını çizebilen
• Hayır diyebilen
• Kendi sorumluluğunu alabilen
• Kendi kimliğini inşa edebilen bireyler, sağlıklı toplumların temelidir.
Carl Jung, bireyselleşmeyi şöyle tanımlar:
“Bireyselleşme, insanın kendi potansiyelini gerçekleştirme sürecidir.”
Ancak sorun, bireyselleşmenin bağ koparmaya dönüştüğü noktada başlar.
Özgürlük; sorumluluktan, bağdan ve fedakârlıktan arındırıldığında anlamını yitirir.
Bireysellik Ne Zaman Yalnızlığa Dönüşür?
• “Kimseye ihtiyacım yok” cümlesi sıklaştığında
• Paylaşmak yerini tüketmeye bıraktığında
• Aile, dostluk ve aidiyet “yük” gibi algılandığında
• İnsanlar, ilişkileri “işlevsellik” üzerinden değerlendirdiğinde
bireysellik, sessiz bir yalnızlığa evrilir.
Zygmunt Bauman bu durumu şöyle açıklar:
“Modern insan bağ kurmak ister ama bağlanmaktan korkar.”
Bağsızlık özgürlük gibi sunulur; oysa bağ kuramayan insan, zamanla kendine bile yabancılaşır.
Teknoloji: Bağlayan mı, Ayıran mı?
Teknoloji, bireyselleşmenin en güçlü hızlandırıcısıdır.
Ekranlar sayesinde herkes kendi dünyasında, kendi algoritmasında yaşamaya başladı.
• Aynı evde farklı ekranlara bakan aileler
• Aynı masada sessizce kaydırılan telefonlar
• Aynı duyguyu yaşamayan “takipçiler”
Sherry Turkle bu durumu net bir cümleyle özetler:
“Birlikteyiz ama yalnızız.”
Teknoloji, iletişimi kolaylaştırdı ama ilişkiyi zayıflattı.
Hız arttı, derinlik azaldı.
Yalnızlaşan Bireyin Bunalımı
Yalnızlaşan insan:
• Daha çabuk tükenir
• Daha kolay öfkelenir
• Daha derin bir anlamsızlık hissi yaşar
Depresyon, kaygı bozuklukları ve tükenmişlik sendromu; modern bireyin en yaygın sorunlarıdır. Çünkü insan, sosyal bir varlıktır. Aidiyet duygusu olmadan psikolojik olarak ayakta kalmak zordur.
Nietzsche’nin şu sözü dikkat çekicidir:
“İnsan yalnızlığa dayanabilir, ama anlamsızlığa dayanamaz.”
Peki Çözüm Ne?
Çözüm, bireysellikten vazgeçmek değil.
Çözüm, bağ kurabilen bireyler olabilmek.
• Kendi olabilen ama birlikte kalabilen
• Özgür olan ama sorumluluk alabilen
• Yalnız kalabilen ama yalnızlığa mahkûm olmayan
Gerçek özgürlük, kimseye ihtiyaç duymamak değil; ihtiyaç duyduğunda bağ kurabilmektir.
Bireysellik, doğru yaşandığında bir güçtür.
Yanlış yaşandığında ise yalnızlığın en iyi gizlenmiş hâlidir.
Belki de bugün kendimize sormamız gereken soru şudur:
“Ben gerçekten özgür müyüm, yoksa yalnızlığımı özgürlük diye mi adlandırıyorum?”
Ve belki de cevap, ekranı kapattığımızda ve birine gerçekten dokunduğumuzda ortaya çıkacaktır.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Dr. Yusuf Gezer
Bireysellik Özgürlük mü, Yalnızlığın Yeni Adı mı?
“İnsan özgür olmaya mahkûmdur.”
— Jean-Paul Sartre
Modern çağ, bireyi merkeze alan bir dünya inşa etti. Kendi kararlarını veren, kendi yolunu çizen, kimseye bağlı kalmadan var olabilen insan modeli… İlk bakışta bu, insanlık tarihinin en büyük kazanımlarından biri gibi görünüyor. Peki gerçekten öyle mi? Yoksa bireysellik, yalnızlığın daha estetik, daha kabul edilebilir bir adı mı?
Bugün “kendin ol”, “kimseye muhtaç olma”, “önce sen” söylemleriyle büyüyen kuşaklar var. Bu söylemler özgürlük vaadiyle sunuluyor. Ancak bu özgürlüğün bedeli, giderek ağırlaşan bir yalnızlık hissi olabilir mi?
Yalnızlık Nedir?
Yalnızlık, sadece etrafımızda kimsenin olmaması değildir.
Yalnızlık, anlaşılamama hissidir.
Yalnızlık, kalabalıklar içinde bile insanın kendini görünmez hissetmesidir.
Psikolog Rollo May’e göre:
“Yalnızlık, insanın kendisiyle ve başkalarıyla kuramadığı bağların sonucudur.”
Bugün milyonlarca insan aynı evde, aynı sofrada, hatta aynı ekranda bulunuyor ama birbirine temas edemiyor. Fiziksel yakınlık arttıkça, duygusal mesafe büyüyor.
Bireyselleşme: Gelişim mi, Kopuş mu?
Bireyselleşme, özü itibarıyla kötü değildir.
Aksine;
• Kendi sınırlarını çizebilen
• Hayır diyebilen
• Kendi sorumluluğunu alabilen
• Kendi kimliğini inşa edebilen bireyler, sağlıklı toplumların temelidir.
Carl Jung, bireyselleşmeyi şöyle tanımlar:
“Bireyselleşme, insanın kendi potansiyelini gerçekleştirme sürecidir.”
Ancak sorun, bireyselleşmenin bağ koparmaya dönüştüğü noktada başlar.
Özgürlük; sorumluluktan, bağdan ve fedakârlıktan arındırıldığında anlamını yitirir.
Bireysellik Ne Zaman Yalnızlığa Dönüşür?
• “Kimseye ihtiyacım yok” cümlesi sıklaştığında
• Paylaşmak yerini tüketmeye bıraktığında
• Aile, dostluk ve aidiyet “yük” gibi algılandığında
• İnsanlar, ilişkileri “işlevsellik” üzerinden değerlendirdiğinde
bireysellik, sessiz bir yalnızlığa evrilir.
Zygmunt Bauman bu durumu şöyle açıklar:
“Modern insan bağ kurmak ister ama bağlanmaktan korkar.”
Bağsızlık özgürlük gibi sunulur; oysa bağ kuramayan insan, zamanla kendine bile yabancılaşır.
Teknoloji: Bağlayan mı, Ayıran mı?
Teknoloji, bireyselleşmenin en güçlü hızlandırıcısıdır.
Ekranlar sayesinde herkes kendi dünyasında, kendi algoritmasında yaşamaya başladı.
• Aynı evde farklı ekranlara bakan aileler
• Aynı masada sessizce kaydırılan telefonlar
• Aynı duyguyu yaşamayan “takipçiler”
Sherry Turkle bu durumu net bir cümleyle özetler:
“Birlikteyiz ama yalnızız.”
Teknoloji, iletişimi kolaylaştırdı ama ilişkiyi zayıflattı.
Hız arttı, derinlik azaldı.
Yalnızlaşan Bireyin Bunalımı
Yalnızlaşan insan:
• Daha çabuk tükenir
• Daha kolay öfkelenir
• Daha derin bir anlamsızlık hissi yaşar
Depresyon, kaygı bozuklukları ve tükenmişlik sendromu; modern bireyin en yaygın sorunlarıdır. Çünkü insan, sosyal bir varlıktır. Aidiyet duygusu olmadan psikolojik olarak ayakta kalmak zordur.
Nietzsche’nin şu sözü dikkat çekicidir:
“İnsan yalnızlığa dayanabilir, ama anlamsızlığa dayanamaz.”
Peki Çözüm Ne?
Çözüm, bireysellikten vazgeçmek değil.
Çözüm, bağ kurabilen bireyler olabilmek.
• Kendi olabilen ama birlikte kalabilen
• Özgür olan ama sorumluluk alabilen
• Yalnız kalabilen ama yalnızlığa mahkûm olmayan
Gerçek özgürlük, kimseye ihtiyaç duymamak değil; ihtiyaç duyduğunda bağ kurabilmektir.
Bireysellik, doğru yaşandığında bir güçtür.
Yanlış yaşandığında ise yalnızlığın en iyi gizlenmiş hâlidir.
Belki de bugün kendimize sormamız gereken soru şudur:
“Ben gerçekten özgür müyüm, yoksa yalnızlığımı özgürlük diye mi adlandırıyorum?”
Ve belki de cevap, ekranı kapattığımızda ve birine gerçekten dokunduğumuzda ortaya çıkacaktır.