Ünlü Olmak Dokunulmazlık Değildir: Türkiye’de Ünlülere Yönelik Uyuşturucu Operasyonları
Yazının Giriş Tarihi: 26.01.2026 13:32
Yazının Güncellenme Tarihi: 26.01.2026 13:33
Türkiye’de uyuşturucuyla mücadele politikaları, son yıllarda kararlılıkla ve geniş bir perspektifle yürütülüyor. Bu mücadelenin yalnızca sokak satıcılarıyla ya da organize suç gruplarıyla sınırlı kalmadığı, zaman zaman kamuoyunun yakından tanıdığı isimlere kadar uzandığı bilinen bir gerçek. Devletin bu noktadaki yaklaşımı net: Ün, meslek ya da sosyal statü, hukuk karşısında ayrıcalık sağlamıyor.
Son dönemde bu başlık yeniden gündemin merkezine yerleşti. Genç yaşına rağmen geniş bir hayran kitlesine ulaşan oyuncu Doğukan Güngör’ün uyuşturucu testinin pozitif çıkması, yalnızca magazin dünyasında değil, dizi sektöründe de ciddi yankı uyandırdı. Güngör’ün kamuoyuna yansıyan pişmanlık açıklamalarına rağmen, yapım şirketi ve kanal tarafından projeden çıkarılması, kurumsal duruş açısından dikkat çekici bir örnek olarak kayda geçti.
Ancak bu olay, Türkiye’de ünlü isimlerin uyuşturucu ile anıldığı ilk vaka değil. Geçmişte de müzik ve sinema dünyasından pek çok tanınmış isim, benzer iddialar ya da adli süreçlerle kamuoyunun karşısına çıktı. Örneğin rap müzik sahnesinin bilinen isimlerinden Ezhel, bir dönem uyuşturucu suçlamasıyla yargılanmış; süreç sonunda beraat etse de uzun süre kamuoyunda bu başlıkla anılmıştı. Benzer şekilde Sansar Salvo ve Cash Flow gibi rap dünyasının tartışmalı isimleri de uyuşturucuya özendirme ve kullanım iddialarıyla gündeme gelmişti.
Pop müzik cephesinde ise Deniz Seki, Türkiye’de bu konunun en çok konuşulan isimlerinden biri oldu. Hakkında açılan davalar, tutukluluk süreci ve sonrasında yaşananlar; uzun yıllar boyunca magazin ve hukuk gündeminin iç içe geçtiği bir örnek olarak hafızalara kazındı. Aynı şekilde Gülşen de geçmiş yıllarda verdiği bir röportaj nedeniyle, uyuşturucu kullanımıyla ilgili sözleri üzerinden kamuoyunda tartışmalara konu olmuş; açıklamalar yapmak zorunda kalmıştı.
Sinema ve televizyon dünyasında ise bazı isimler doğrudan operasyonlarla, bazıları ise adli soruşturmalar kapsamında anıldı. Harun Kolçak, Kerimcan Durmaz ve Arto gibi isimler, farklı dönemlerde uyuşturucu iddiaları ya da soruşturmalarıyla basında yer aldı. Bu süreçlerin bir kısmı takipsizlikle sonuçlandı, bir kısmı ise uzun süre kamuoyunun gündeminde kaldı.
Burada önemli olan nokta, her ismin hukuki sürecinin birbirinden bağımsız olduğu gerçeği. Türkiye Cumhuriyeti hukuk sistemi, “masumiyet karinesi” ilkesini esas alıyor. Yani bir kişinin kamuoyunda tanınmış olması, onun suçlu olduğu anlamına gelmediği gibi; suçlamaların varlığı da otomatik bir mahkûmiyet doğurmuyor. Ancak soruşturma açılması ve test sonuçları gibi teknik veriler, kurumların kendi iç kararlarını almasına engel teşkil etmiyor.
Doğukan Güngör örneğinde de tam olarak bu tabloyla karşı karşıyayız. Hukuki süreçten bağımsız olarak, yapımcıların ve kanalların aldığı kararlar; marka değeri, izleyici hassasiyeti ve kurumsal sorumluluk çerçevesinde şekilleniyor. Özellikle genç kitlelere hitap eden projelerde, rol model algısının ne kadar belirleyici olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor.
Uyuşturucu operasyonlarının ünlü isimlere uzanması, kimi zaman “sembolik” bir etki yaratıyor. Toplumun geniş kesimlerine verilen mesaj net: Mücadele seçici değil. Bu durum, özellikle gençler açısından caydırıcı bir etki yaratmayı hedefliyor. Ünlülerin hatalarının görünür olması, meselenin romantize edilmesini değil; aksine, sonuçlarıyla birlikte ele alınmasını sağlıyor.
Magazin dilinin zaman zaman meseleyi yüzeyselleştirdiği bir gerçek. Ancak olaylara soğukkanlı ve hukuki çerçevede bakıldığında, Türkiye’de uyuşturucuyla mücadelenin sistematik bir devlet politikası olduğu açıkça görülüyor. Ünlü isimlerin bu süreçlerde anılması ise mücadelenin kapsamını ve kararlılığını gösteren bir detaydan ibaret.
Sonuç olarak Doğukan Güngör vakası da; Deniz Seki’den Ezhel’e, rap dünyasından televizyon ekranlarına kadar uzanan geniş bir tablonun yeni bir halkası olarak okunmalı. Ünlü olmak alkış getirebilir, popülerlik kazandırabilir; ancak hukuki ve kurumsal sorumlulukları ortadan kaldırmaz. Türkiye’de artık bu denge daha net çiziliyor: Işıklar altında olmak, hukukun gölgesinden çıkmak anlamına gelmiyor.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ayşe Kök
Ünlü Olmak Dokunulmazlık Değildir: Türkiye’de Ünlülere Yönelik Uyuşturucu Operasyonları
Türkiye’de uyuşturucuyla mücadele politikaları, son yıllarda kararlılıkla ve geniş bir perspektifle yürütülüyor. Bu mücadelenin yalnızca sokak satıcılarıyla ya da organize suç gruplarıyla sınırlı kalmadığı, zaman zaman kamuoyunun yakından tanıdığı isimlere kadar uzandığı bilinen bir gerçek. Devletin bu noktadaki yaklaşımı net: Ün, meslek ya da sosyal statü, hukuk karşısında ayrıcalık sağlamıyor.
Son dönemde bu başlık yeniden gündemin merkezine yerleşti. Genç yaşına rağmen geniş bir hayran kitlesine ulaşan oyuncu Doğukan Güngör’ün uyuşturucu testinin pozitif çıkması, yalnızca magazin dünyasında değil, dizi sektöründe de ciddi yankı uyandırdı. Güngör’ün kamuoyuna yansıyan pişmanlık açıklamalarına rağmen, yapım şirketi ve kanal tarafından projeden çıkarılması, kurumsal duruş açısından dikkat çekici bir örnek olarak kayda geçti.
Ancak bu olay, Türkiye’de ünlü isimlerin uyuşturucu ile anıldığı ilk vaka değil. Geçmişte de müzik ve sinema dünyasından pek çok tanınmış isim, benzer iddialar ya da adli süreçlerle kamuoyunun karşısına çıktı. Örneğin rap müzik sahnesinin bilinen isimlerinden Ezhel, bir dönem uyuşturucu suçlamasıyla yargılanmış; süreç sonunda beraat etse de uzun süre kamuoyunda bu başlıkla anılmıştı. Benzer şekilde Sansar Salvo ve Cash Flow gibi rap dünyasının tartışmalı isimleri de uyuşturucuya özendirme ve kullanım iddialarıyla gündeme gelmişti.
Pop müzik cephesinde ise Deniz Seki, Türkiye’de bu konunun en çok konuşulan isimlerinden biri oldu. Hakkında açılan davalar, tutukluluk süreci ve sonrasında yaşananlar; uzun yıllar boyunca magazin ve hukuk gündeminin iç içe geçtiği bir örnek olarak hafızalara kazındı. Aynı şekilde Gülşen de geçmiş yıllarda verdiği bir röportaj nedeniyle, uyuşturucu kullanımıyla ilgili sözleri üzerinden kamuoyunda tartışmalara konu olmuş; açıklamalar yapmak zorunda kalmıştı.
Sinema ve televizyon dünyasında ise bazı isimler doğrudan operasyonlarla, bazıları ise adli soruşturmalar kapsamında anıldı. Harun Kolçak, Kerimcan Durmaz ve Arto gibi isimler, farklı dönemlerde uyuşturucu iddiaları ya da soruşturmalarıyla basında yer aldı. Bu süreçlerin bir kısmı takipsizlikle sonuçlandı, bir kısmı ise uzun süre kamuoyunun gündeminde kaldı.
Burada önemli olan nokta, her ismin hukuki sürecinin birbirinden bağımsız olduğu gerçeği. Türkiye Cumhuriyeti hukuk sistemi, “masumiyet karinesi” ilkesini esas alıyor. Yani bir kişinin kamuoyunda tanınmış olması, onun suçlu olduğu anlamına gelmediği gibi; suçlamaların varlığı da otomatik bir mahkûmiyet doğurmuyor. Ancak soruşturma açılması ve test sonuçları gibi teknik veriler, kurumların kendi iç kararlarını almasına engel teşkil etmiyor.
Doğukan Güngör örneğinde de tam olarak bu tabloyla karşı karşıyayız. Hukuki süreçten bağımsız olarak, yapımcıların ve kanalların aldığı kararlar; marka değeri, izleyici hassasiyeti ve kurumsal sorumluluk çerçevesinde şekilleniyor. Özellikle genç kitlelere hitap eden projelerde, rol model algısının ne kadar belirleyici olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor.
Uyuşturucu operasyonlarının ünlü isimlere uzanması, kimi zaman “sembolik” bir etki yaratıyor. Toplumun geniş kesimlerine verilen mesaj net: Mücadele seçici değil. Bu durum, özellikle gençler açısından caydırıcı bir etki yaratmayı hedefliyor. Ünlülerin hatalarının görünür olması, meselenin romantize edilmesini değil; aksine, sonuçlarıyla birlikte ele alınmasını sağlıyor.
Magazin dilinin zaman zaman meseleyi yüzeyselleştirdiği bir gerçek. Ancak olaylara soğukkanlı ve hukuki çerçevede bakıldığında, Türkiye’de uyuşturucuyla mücadelenin sistematik bir devlet politikası olduğu açıkça görülüyor. Ünlü isimlerin bu süreçlerde anılması ise mücadelenin kapsamını ve kararlılığını gösteren bir detaydan ibaret.
Sonuç olarak Doğukan Güngör vakası da; Deniz Seki’den Ezhel’e, rap dünyasından televizyon ekranlarına kadar uzanan geniş bir tablonun yeni bir halkası olarak okunmalı. Ünlü olmak alkış getirebilir, popülerlik kazandırabilir; ancak hukuki ve kurumsal sorumlulukları ortadan kaldırmaz. Türkiye’de artık bu denge daha net çiziliyor: Işıklar altında olmak, hukukun gölgesinden çıkmak anlamına gelmiyor.