Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

İlahi Bir Sesin Yükselişi: Meclis’ten Okul Bahçelerine Uzanan Manevi İklim

Yazının Giriş Tarihi: 28.02.2026 12:50
Yazının Güncellenme Tarihi: 28.02.2026 12:50

Türkiye’de müzik, her zaman yalnızca bir sanat dalı olmadı; aynı zamanda toplumsal hafızanın, inancın ve kültürel sürekliliğin taşıyıcısı oldu. Son günlerde bu gerçeği bir kez daha hatırlatan gelişme, Abdurrahman Önül ve Celal Karatüre tarafından seslendirilen “Hacılar Hu Der Allah” ilahisinin geniş kitlelere ulaşması oldu. Eserin yalnızca dijital platformlarda değil, gönüllerde de karşılık bulması dikkat çekici. Daha da dikkat çekici olan ise bu ilahinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde gündeme gelmesi ve Recep Tayyip Erdoğan tarafından tebrik edilmesi oldu.

Bir ilahinin Meclis kürsüsünde anılması, aslında kültürel bir iklim değişiminin sembolü sayılabilir. Çünkü bu topraklarda dinî musikî, asırlardır cami avlularında, dergâh sohbetlerinde ve kandil gecelerinde yankılanırdı. Bugün ise aynı ezgiler; hem sosyal medyada, hem gençlerin kulaklığında, hem de okul bahçelerinde hayat buluyor. Bu dönüşümü doğru okumak gerekir. Bu bir “geri dönüş” değil; aksine kültürel köklerle yeniden temas kurma hâlidir.

Hatırlayalım: Geçmiş yıllarda Mustafa Ceceli başta olmak üzere pek çok tanınmış isim ilahi albümleri seslendirdi. Pop müziğin güçlü temsilcileri, zaman zaman manevî eserlere yöneldi. Kimileri bunu ticari bir tercih olarak yorumladı, kimileri ise sanatçının iç dünyasının bir yansıması olarak gördü. Oysa sanatın özü, insanın kalbine dokunmaktır. Bir sanatçı pop da söyler, türkü de, ilahi de… Bu çeşitlilik onun samimiyetini eksiltmez; aksine zenginleştirir.

Ne var ki ilahi söyleyen sanatçılar, zaman zaman sığ bir bakış açısıyla eleştirildi. “Neden ilahi söylüyor?”, “Bu bir imaj çalışması mı?” gibi sorular gündeme getirildi. Oysa bu yaklaşım, müziği ideolojik kalıplara sıkıştıran dar bir düşüncenin ürünü. İnanç temalı bir eser seslendirmek, sanatsal özgürlüğün doğal bir uzantısıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin temel hak ve özgürlük anlayışı da bireyin inancını ve ifade biçimini koruma altına alır. Bu nedenle bir sanatçının ilahi okumasını küçümsemek, aslında çoğulculuğa zarar veren bir tavırdır.

Bugün geldiğimiz noktada ise farklı bir tablo var. İlahiler yalnızca yetişkinlerin değil, çocukların da dilinde. Okul etkinliklerinde, sosyal sorumluluk programlarında, hatta sınıf içi gösterilerde bu eserler seslendiriliyor. Çocukların “Hacılar Hu Der Allah” gibi ilahileri ezbere bilmesi, kültürel aktarım açısından önemli bir gösterge. Manevî içerikli müziğin moda hâline gelmesi bazı çevrelerce şaşkınlıkla karşılansa da, aslında toplumun kendi değerleriyle barışık bir çizgide ilerlediğini gösteriyor.

Burada altı çizilmesi gereken nokta şu: İlahi müziğin yükselişi, başka müzik türlerinin gerilemesi anlamına gelmiyor. Türkiye, çok sesli bir kültürel yapıya sahip. Arabeskten caza, poptan halk müziğine kadar geniş bir yelpazemiz var. İlahi de bu mozaiğin bir parçası. Onu ötekileştirmek ne kadar yanlışsa, diğer türleri küçümsemek de o kadar yanlış olur. Esas olan karşılıklı saygı ve ortak değerler etrafında buluşabilmek.

Meclis’te bir ilahinin anılması sembolik olabilir; fakat semboller, toplumların ruh hâlini yansıtır. Bu ülkede yıllarca dinî müzik ile popüler kültür arasında görünmez duvarlar örüldü. Bugün o duvarların inceldiğini görüyoruz. Gençler hem modern hem manevî olabiliyor. Bir yandan çağın teknolojisini kullanırken, diğer yandan kültürel mirasına sahip çıkabiliyor.

Belki de asıl mesele, müziğin kendisinden ziyade ona yüklenen anlamdır. İlahi, yalnızca bir ezgi değildir; bir dua, bir yakarış, bir iç muhasebedir. Çocukların okul bahçesinde ilahi söylemesi, aslında değerler eğitiminin müzikle harmanlanmış hâlidir. Bu durum kimseyi rahatsız etmemeli; aksine kültürel çeşitliliğin bir göstergesi olarak görülmelidir.

Sonuç olarak, Abdurrahman Önül ve Celal Karatüre’nin seslendirdiği bir ilahinin Meclis’te konuşulması, sanat ile inanç arasındaki bağın canlılığını gösteriyor. Mustafa Ceceli gibi isimlerin geçmişte ilahi söylemiş olması da bu geleneğin popüler kültürle temasının yeni olmadığını hatırlatıyor. Eleştiri elbette olacak; fakat eleştirinin sığ değil, yapıcı olması gerekir.

Türkiye’nin kültürel gücü, kökleriyle kurduğu bağda saklıdır. O bağ bazen bir türküyle, bazen bir marşla, bazen de bir ilahiyle güçlenir. Ve görünen o ki bugün o bağ, çocukların neşeli sesleriyle yeniden yankılanıyor.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.