Çocukların Güvenliği Pazarlık Konusu Olamaz: Hukuk, Sorumluluk ve Sıfır Tolerans
Yazının Giriş Tarihi: 30.01.2026 10:23
Yazının Güncellenme Tarihi: 30.01.2026 10:25
Çocukların korunması, modern hukuk devletlerinin en temel yükümlülüklerinden biridir. Özellikle erken çocukluk döneminde yaşanan her türlü ihmal, istismar ve şiddet iddiası; yalnızca bireysel bir trajedi değil, aynı zamanda kamu otoriteleri açısından ağır bir sorumluluk alanıdır. Son günlerde kamuoyuna yansıyan ve üç yaşındaki bir çocuğun, kamuya ait olduğu belirtilen ruhsatsız bir merkezde istismar ve şiddete maruz kaldığı yönündeki iddialar, toplumsal vicdanı derinden yaralamıştır.
Söz konusu iddiaların yargıya intikal etmiş olması, sürecin ciddiyetini ve hukuki boyutunu açıkça ortaya koymaktadır. Türk Ceza Kanunu, Çocuk Koruma Kanunu ve ilgili tüm ikincil mevzuat; çocukların fiziksel, ruhsal ve duygusal bütünlüğünün korunmasını devletin asli görevi olarak tanımlamaktadır. Bu çerçevede, çocuklara yönelik en küçük bir risk dahi, idari ve adli makamlar açısından derhal müdahale edilmesi gereken bir durumdur. “Sıfır tolerans” ilkesi, yalnızca bir söylem değil; hukukun emredici bir gereğidir.
Çocuklar söz konusu olduğunda hiçbir mazeret, hiçbir gecikme ve hiçbir tereddüt kabul edilemez. Bu tür vakaların görmezden gelinmesi, üzerinin örtülmesi ya da normalleştirilmesi mümkün değildir. Aksine, iddiaların tüm yönleriyle, şeffaf ve titiz bir şekilde soruşturulması; sorumluların tespit edilerek yargı önünde hesap vermesinin sağlanması, hukuk devletinin vazgeçilmez koşuludur. Kamuoyunun beklentisi de bu yöndedir.
Öte yandan, böylesine hassas ve toplumu derinden etkileyen bir konuda meselenin siyasi polemiklere çekilmesi kabul edilemez bir yaklaşımdır. Çocukların güvenliği, hiçbir şekilde siyasal tartışmaların ya da kurumsal çekişmelerin malzemesi haline getirilemez. Aksine, bu tür durumlarda siyaset üstü bir sorumluluk bilinciyle hareket edilmesi; kamuoyunu rahatlatacak açık, net ve hukuka dayalı bir tutum sergilenmesi gerekmektedir.
İddiaların, ruhsatsız faaliyet gösterdiği belirtilen merkezlerle ilişkilendirilmesi ise ayrı bir hukuki soruna işaret etmektedir. Mevzuata aykırı biçimde işletilen her kurum, potansiyel bir risk alanı oluşturur. Çocuklarla ilgili hizmet sunan tüm yapılar; kuruluş aşamasından denetim süreçlerine kadar, çocuk güvenliğini esas alan bir anlayışla tasarlanmalı ve yürürlükteki hukuk kurallarına eksiksiz şekilde uygun olarak faaliyet göstermelidir. Denetim mekanizmalarının etkin şekilde işletilmemesi, yalnızca idari bir eksiklik değil; aynı zamanda telafisi mümkün olmayan sonuçlara yol açabilecek ağır bir ihmal niteliği taşımaktadır.
Bakanlıkların ve ilgili kamu kurumlarının, bu ve benzeri tüm vakaları yakından takip etmesi; hiçbir iddiayı yok saymadan, hiçbir mağduriyete sessiz kalmadan sürecin sonuna kadar takipçisi olması hayati önemdedir. Devletin görevi yalnızca soruşturma yürütmekle sınırlı değildir. Aynı zamanda mağdur çocukların ve ailelerinin yanında durmak, onları yalnız hissettirmemek de kamusal sorumluluğun ayrılmaz bir parçasıdır.
Sonuç olarak; çocukların güvenliği, hukukun, vicdanın ve kamusal sorumluluğun ortak kesişim noktasında yer almaktadır. Bu alanda atılacak her adım, en yüksek hassasiyetle ve sıfır tolerans anlayışıyla atılmalıdır. Çünkü çocukları koruyamayan bir sistem, geleceği de koruyamaz. Hukuk devleti olmanın gereği; çocukların güvenliğini tartışmasız bir öncelik haline getirmek ve bunu kararlılıkla uygulamaktır.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ayşe Kök
Çocukların Güvenliği Pazarlık Konusu Olamaz: Hukuk, Sorumluluk ve Sıfır Tolerans
Çocukların korunması, modern hukuk devletlerinin en temel yükümlülüklerinden biridir. Özellikle erken çocukluk döneminde yaşanan her türlü ihmal, istismar ve şiddet iddiası; yalnızca bireysel bir trajedi değil, aynı zamanda kamu otoriteleri açısından ağır bir sorumluluk alanıdır. Son günlerde kamuoyuna yansıyan ve üç yaşındaki bir çocuğun, kamuya ait olduğu belirtilen ruhsatsız bir merkezde istismar ve şiddete maruz kaldığı yönündeki iddialar, toplumsal vicdanı derinden yaralamıştır.
Söz konusu iddiaların yargıya intikal etmiş olması, sürecin ciddiyetini ve hukuki boyutunu açıkça ortaya koymaktadır. Türk Ceza Kanunu, Çocuk Koruma Kanunu ve ilgili tüm ikincil mevzuat; çocukların fiziksel, ruhsal ve duygusal bütünlüğünün korunmasını devletin asli görevi olarak tanımlamaktadır. Bu çerçevede, çocuklara yönelik en küçük bir risk dahi, idari ve adli makamlar açısından derhal müdahale edilmesi gereken bir durumdur. “Sıfır tolerans” ilkesi, yalnızca bir söylem değil; hukukun emredici bir gereğidir.
Çocuklar söz konusu olduğunda hiçbir mazeret, hiçbir gecikme ve hiçbir tereddüt kabul edilemez. Bu tür vakaların görmezden gelinmesi, üzerinin örtülmesi ya da normalleştirilmesi mümkün değildir. Aksine, iddiaların tüm yönleriyle, şeffaf ve titiz bir şekilde soruşturulması; sorumluların tespit edilerek yargı önünde hesap vermesinin sağlanması, hukuk devletinin vazgeçilmez koşuludur. Kamuoyunun beklentisi de bu yöndedir.
Öte yandan, böylesine hassas ve toplumu derinden etkileyen bir konuda meselenin siyasi polemiklere çekilmesi kabul edilemez bir yaklaşımdır. Çocukların güvenliği, hiçbir şekilde siyasal tartışmaların ya da kurumsal çekişmelerin malzemesi haline getirilemez. Aksine, bu tür durumlarda siyaset üstü bir sorumluluk bilinciyle hareket edilmesi; kamuoyunu rahatlatacak açık, net ve hukuka dayalı bir tutum sergilenmesi gerekmektedir.
İddiaların, ruhsatsız faaliyet gösterdiği belirtilen merkezlerle ilişkilendirilmesi ise ayrı bir hukuki soruna işaret etmektedir. Mevzuata aykırı biçimde işletilen her kurum, potansiyel bir risk alanı oluşturur. Çocuklarla ilgili hizmet sunan tüm yapılar; kuruluş aşamasından denetim süreçlerine kadar, çocuk güvenliğini esas alan bir anlayışla tasarlanmalı ve yürürlükteki hukuk kurallarına eksiksiz şekilde uygun olarak faaliyet göstermelidir. Denetim mekanizmalarının etkin şekilde işletilmemesi, yalnızca idari bir eksiklik değil; aynı zamanda telafisi mümkün olmayan sonuçlara yol açabilecek ağır bir ihmal niteliği taşımaktadır.
Bakanlıkların ve ilgili kamu kurumlarının, bu ve benzeri tüm vakaları yakından takip etmesi; hiçbir iddiayı yok saymadan, hiçbir mağduriyete sessiz kalmadan sürecin sonuna kadar takipçisi olması hayati önemdedir. Devletin görevi yalnızca soruşturma yürütmekle sınırlı değildir. Aynı zamanda mağdur çocukların ve ailelerinin yanında durmak, onları yalnız hissettirmemek de kamusal sorumluluğun ayrılmaz bir parçasıdır.
Sonuç olarak; çocukların güvenliği, hukukun, vicdanın ve kamusal sorumluluğun ortak kesişim noktasında yer almaktadır. Bu alanda atılacak her adım, en yüksek hassasiyetle ve sıfır tolerans anlayışıyla atılmalıdır. Çünkü çocukları koruyamayan bir sistem, geleceği de koruyamaz. Hukuk devleti olmanın gereği; çocukların güvenliğini tartışmasız bir öncelik haline getirmek ve bunu kararlılıkla uygulamaktır.