Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Suçun Yaşı Neden Küçülüyor?

Yazının Giriş Tarihi: 11.01.2026 21:04
Yazının Güncellenme Tarihi: 11.01.2026 21:06

Türkiye garip bir eşikte duruyor. Bir yanda karakolun önünden geçerken dahi tedirgin olan insanlar; diğer yanda ise henüz yirmisine gelmeden, işlediği suçların sayısı yaşını aşmış, gözaltına alınmayı hayatın olağan bir parçası sayan çocuklar. Aynı hukuk, birini korkuturken diğerini durdurmuyor.

Bu çelişki tesadüf değil.

Son dönemde ekranlara yansıyan çocuk faillerin o buz gibi soğukkanlılığı, toplumda büyük bir şaşkınlık ve öfke dalgası yaratıyor. İnsanlar haklı olarak bu yaştaki bir çocuğun adalete karşı nasıl bu kadar lakayıt olabildiğini, nasıl bu kadar rahat şiddet uygulayabildiğini sorguluyor. Ancak bu tablo, sadece birkaç çocuğun “kötü” olmasıyla açıklanamayacak kadar organize bir çürümenin eseri. Biz “çocuklar neden değişti?” diye sorarken asıl gerçeği ıskalıyoruz: Suç dünyası, hukukun çocukları korumak için açtığı alanı, kendi saflarını genişletmek için bir fırsat penceresi olarak kullanmaya başladı. Yasaların çocuklar için öngördüğü her esneklik, sokağın karanlık düzeninde bir istismar aracına dönüştürüldü. Dolayısıyla esas sorun çocukların masumiyetini yitirmesi değil; suçun, çocuklar üzerinden kendini “daha az bedelle” sürdürebildiği bir sistemin kurulmuş olmasıdır.

Bugün adliye koridorlarını ezbere bilen binlerce çocuk var. Hangi suçtan tutuklanıp hangisinden serbest kalacaklarını, hangi yaşta ne kadar yatıp ne zaman denetimli serbestlik alacaklarını biliyorlar. Bunlar kulaktan dolma bilgiler değil; yaşanarak öğrenilmiş bir hayatta kalma refleksi.

Çünkü ceza, bu çocukların dünyasında bir pişmanlık vesilesi değil; o dünyada kabul görmenin, “rütbe” almanın bir bedeli. Cezaevine girmek bir son değil; yönetilebilir bir ara durak, hatta bir sonraki aşama için verilen zorunlu bir “kariyer molası” hükmündedir.

Bu tabloyu yalnızca “cezalar az” diyerek açıklamak kolaycı ama eksik bir yaklaşım olur. Caydırıcılık, kanun metninde değil, gündelik hayatta çalışır. Eğer bir çocuk defalarca suça karışmasına rağmen hayatında gerçek bir kırılma yaşamıyorsa, hukuk onun gözünde bir tehdit değil, aşılması gereken bir prosedüre dönüşür. Hukuk, kurallara uyanı tedirgin ederken kuralları ihlal edeni durduramıyorsa, mesele bireysel bir sapma değil, yapısal bir çöküştür.

Bu noktada aile yapısındaki dönüşüm, hikâyenin merkezinde yer alan bir gerçekliktir. Ekonomik baskı altında ezilen, uzun mesailer arasında kendi hayatını ayakta tutmaya çalışan aileler çoğu zaman kötü niyetli değildir; ama çocuklarına yetişemezler. Denetim zayıflar, sınırlar silikleşir. Çocuk, yönlendirilmesi gereken yaşta yönsüz kalır. Bu yönsüzlük bir özgürlük değil; kontrolsüz bir savrulmadır.

Okul ise bu hikâyede kaybedilen en kritik eşiklerden biridir. Okuldan kopan çocuk yalnızca eğitimden değil; günlük ritimden, denetimden ve görünür olmaktan da uzaklaşır.

Okulun sağladığı düzen ortadan kalktığında oluşan boşluk, sokak tarafından farklı kurallarla doldurulur. Okulun tutamadığı çocuğu sokak tutar. Sokak ise pedagojik bir alan ya da merhametli bir öğretmen değildir. Orada şiddet öğretilir, suç öğretilir, hukuk da öğretilir. Ama hukuk, “korkulacak bir sınır” olarak değil; sadece “idare edilecek bir engel” olarak kodlanır.

Sorun sadece sokakta da değil; suç artık dijital bir ambalajla çocukların odasına kadar giriyor. Sosyal medyada parlatılan, lüksü ve şiddeti yücelten alt kültürler, yoksul mahallelerdeki çocuklar için suçu “cool” bir kaçış planı olarak sunuyor. Yasal yolların sunduğu ağır ve zahmetli hayatın karşısına, illegal dünyanın sunduğu hızlı ama sahte güç illüzyonu konuluyor. On iki yaşındaki bir çocuk için suç, artık sadece bir eylem değil; bir kimlik arayışı, bir ses duyurma biçimi hâline geliyor.

Bütün bunların sonunda karşımıza çıkan gerçek şudur: Suçun yaşı küçülmüyor; çocukların suçla karşılaşma, onunla tanışma ve onu normalleştirme yaşı küçülüyor.

Bu noktada toplumsal tepki genellikle iki uçtan bakıyor: Ya her şeyi tolere eden bir naiflik ya da “idam” çığlıklarına varan bir öfke. İntikam diliyle, çocuğu değil sadece cezayı büyüterek rahatlamaya çalışıyoruz. Oysa ikisi de meseleyi ıskalıyor. Sorun ne bir masumiyet güzellemesidir ne de sadece cezalandırma isteği. Asıl sormamız gereken şudur: Bir çocuk suçtan başka bir ihtimal görmüyorsa, sorun o çocuğun cesaretinde mi; yoksa yetişkinlerin kurduğu dünyanın ona başka bir ihtimal sunamamasında mı?

Hukuk elbette gereklidir; ancak doğası gereği “geç gelen” bir müdahale olduğu unutulmamalıdır. Ceza hukuku, hasar oluştuktan sonra devreye girer; oysa bizim asıl meselemiz o hasarın neden bu kadar erken oluştuğudur. Hukuku tek başına çözüm olarak görmek, sorumluluğu yalnızca mahkeme salonlarına havale etmek ve yetişkin dünyanın vicdan açığını bir hukuk perdesiyle kapatmaya çalışmaktır. Unutulmamalıdır ki ceza, bir çöküşü onarmaz; sadece sonuçlarını düzenler. Suçun yaşı küçülüyorsa, hukuk zaten geç kalmış demektir. Ve geç kalan her hukuk, etkisizliğini daha sert görünerek telafi etmeye çalışır; bu ise sorunu çözmez, aksine yalnızca derinleştirir.

Toplumsal çürüme; büyük laflarla değil; küçük ihmallerle, “bir şey olmaz”larla ve suç örgütlerinin hukuktaki boşlukları çocuklarla doldurmasına göz yummakla başlar. Hukuk en son devreye girip sadece sonucu kayda geçirdiğinde, çoktan geç kalınmıştır. Suçun yaşı küçülüyorsa, bu artık çocukların meselesi değildir. Bu, yetişkinlerin kurduğu dünyanın çocuklar için artık güvenli ve tutunulabilir bir yer olmadığının tescilidir. Çocukların “bozulduğunu” söylemek sorumluluktan kaçmaktır. Zor olan, bizim kolektif olarak neleri kaybettiğimizi kabul edip; aileyi, okulu ve adaleti aynı anda yeniden inşa etmektir.

Bir toplum çocuklarından korkmaya başlamışsa, artık çocukları değil kendisini yargılamalıdır.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.