Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Gözaltı ile Tutuklama Arasındaki İnce Çizgi: Özgürlük Ne Zaman Kısıtlanabilir?

Yazının Giriş Tarihi: 30.12.2025 20:04
Yazının Güncellenme Tarihi: 30.12.2025 20:04

Ceza yargılamasında özgürlük, kural; kısıtlama ise istisnadır. Buna rağmen son yıllarda kamuoyuna yansıyan pek çok dosyada, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin neredeyse olağan bir prosedür gibi algılandığına tanık oluyoruz. Oysa hukuk düzenimizde bu iki kavram, hem amaç hem de sonuç bakımından birbirinden net biçimde ayrılır.

Gözaltı, soruşturmanın sağlıklı yürütülebilmesi için başvurulan geçici ve sınırlı bir tedbirdir. Tutuklama ise kişi özgürlüğüne yönelik en ağır koruma tedbiri olup, ancak kanunun öngördüğü sıkı şartlar altında uygulanabilir. Ceza Muhakemesi Kanunu açıkça belirtir: Tutuklama, cezalandırma aracı değildir; peşinen ceza verilemez.

Ne var ki uygulamada “kaçma şüphesi” veya “delil karartma ihtimali” gibi kavramların çoğu zaman soyut gerekçelerle dosyaya yazıldığı görülmektedir. Oysa bu gerekçelerin her somut olayda nesnel olgularla desteklenmesi zorunludur. Kişinin sabit ikametgâhı, kamuoyundaki bilinirliği, çağrıldığında ifade vermeye gelmiş olması gibi unsurlar göz ardı edilerek verilen tutuklama kararları, hukuk güvenliğini zedeler.

Masumiyet karinesi, yalnızca bir anayasal ilke değil; ceza adaletinin omurgasıdır. Bir kişi hakkında soruşturma yürütülüyor olması, onun suçlu olduğu anlamına gelmez. Ne yazık ki bazı dosyalarda yargılama, mahkeme salonundan önce kamuoyunda yapılmakta; sosyal medya ve haber dili, yargısal süreçlerin önüne geçmektedir. Bu durum, hâkim ve savcılar üzerinde dolaylı bir baskı oluşturmakta, tutuklama kararlarının “kamu vicdanını rahatlatma” aracı gibi algılanmasına yol açabilmektedir.

Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları, bu konuda son derece nettir: Tutuklama, son çare olmalıdır. Adli kontrol gibi daha hafif tedbirler varken, doğrudan tutuklamaya başvurulması ölçülülük ilkesine aykırıdır. Hukuk devleti, gücünü sertliğinden değil; denge ve öngörülebilirlikten alır.

Savunma makamı olarak biz avukatların görevi, yalnızca müvekkillerimizi temsil etmek değil; aynı zamanda hukukun sınırlarını ve temel ilkelerini hatırlatmaktır. Özgürlük, bir gün herkese lazım olabilir. Bugün başkası için sessiz kalınan ihlaller, yarın telafisi güç sonuçlarla karşımıza çıkabilir.

Unutulmamalıdır ki adalet, aceleyle değil; hukuka sadakatle tecelli eder. Gözaltı ile tutuklama arasındaki o ince çizgi kaybolduğunda, zarar gören yalnızca bireyler değil, hukuk düzeninin kendisi olur.

Mehmet Nuri Koşar
Ağır Ceza Avukatı

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.