Toplumların kültürel gelişiminde sanatın ve sanatçının rolü her zaman belirleyici olmuştur. Sahneye çıkan, ekranlarda görünen ya da eserleriyle milyonlara ulaşan sanatçılar; yalnızca yetenekleriyle değil, yaşam biçimleri, tavırları ve söylemleriyle de geniş kitleleri etkiler. Özellikle gençler için sanatçılar çoğu zaman birer rol modeldir. Bu nedenle toplumun gözü önünde olan sanatçıların yalnızca sanat üretmekle değil, aynı zamanda örnek bir duruş sergilemekle de sorumlu oldukları gerçeği göz ardı edilmemelidir.
Bu noktada, Mustafa Kemal Atatürk’ün sanata ve sanatçıya bakışı önemli bir referans niteliğindedir. Atatürk, sanatın bir milletin medeniyet seviyesinin göstergesi olduğunu vurgulamış ve şu sözle sanatın yaşamsal önemini ortaya koymuştur:
“Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.”
Bir başka sözünde ise sanatçının konumuna dikkat çekmiştir:
“Hepiniz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz, hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz; fakat sanatkâr olamazsınız.”
Bu ifadeler, sanatçılığın yalnızca bir meslek değil; özel bir yetenek, emek ve yüksek bir sorumluluk gerektiren bir konum olduğunu gösterir. Atatürk’e göre sanatçı, toplumun önünde yürüyen ve ona ışık tutan kişidir. Dolayısıyla sanatçının yalnızca sahnedeki performansı değil, hayatındaki duruşu da topluma yön verir.
Son dönemde bazı sanatçıların uyuşturucu kullanımı iddialarıyla gündeme gelmesi ise bu sorumluluk tartışmasını yeniden alevlendirmiştir. Uyuşturucu; bireyin sağlığını, iradesini ve üretkenliğini zedeleyen, aile yapısını ve toplumsal düzeni tehdit eden ciddi bir sorundur. Bu tür haberlerin kamuoyuna yansıması, özellikle gençler üzerinde olumsuz bir etki oluşturabilmektedir. “O yapıyorsa ben de yapabilirim” düşüncesi, kimlik arayışındaki gençler açısından tehlikeli bir normalleşmeye yol açabilir.
Oysa gerçek sanat; bilinci uyuşturan değil, bilinci açan; insanı aşağıya çeken değil, yücelten bir güçtür. Sanatçının görevi toplumu karanlığa değil, aydınlığa taşımaktır. Zararlı alışkanlıkları “özgürlük” ya da “sanatçı ruhu” kavramlarıyla meşrulaştırmak, hem sanata hem de sanatçılığa haksızlıktır. İlhamın kaynağı bağımlılık değil; düşünce derinliği, disiplin, emek ve yaşamın kendisidir.
Toplumda örnek alınan kişilerin davranışları, sıradan bireylerden çok daha geniş bir yankı uyandırır. Bu nedenle sanatçılar, sahip oldukları görünürlük ve etki gücünün bilinciyle hareket etmeli; özellikle gençlere kötü örnek olabilecek davranışlardan uzak durmalıdır. Sanatçılık bir ayrıcalık olduğu kadar büyük bir sorumluluktur. Sanatçılar yalnızca eserleriyle değil, karakterleriyle de iz bırakır. Toplumu yükselten sanatın, bireyi zayıflatan alışkanlıklarla gölgelenmemesi gerekir. Gerçek sanatçı; yeteneği kadar duruşuyla da örnek olandır.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Av. Hüseyin Karaahmetoğlu
Örnek Alınan Sanatçılarımız Nereye Gidiyor?
Toplumların kültürel gelişiminde sanatın ve sanatçının rolü her zaman belirleyici olmuştur. Sahneye çıkan, ekranlarda görünen ya da eserleriyle milyonlara ulaşan sanatçılar; yalnızca yetenekleriyle değil, yaşam biçimleri, tavırları ve söylemleriyle de geniş kitleleri etkiler. Özellikle gençler için sanatçılar çoğu zaman birer rol modeldir. Bu nedenle toplumun gözü önünde olan sanatçıların yalnızca sanat üretmekle değil, aynı zamanda örnek bir duruş sergilemekle de sorumlu oldukları gerçeği göz ardı edilmemelidir.
Bu noktada, Mustafa Kemal Atatürk’ün sanata ve sanatçıya bakışı önemli bir referans niteliğindedir. Atatürk, sanatın bir milletin medeniyet seviyesinin göstergesi olduğunu vurgulamış ve şu sözle sanatın yaşamsal önemini ortaya koymuştur:
“Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.”
Bir başka sözünde ise sanatçının konumuna dikkat çekmiştir:
“Hepiniz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz, hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz; fakat sanatkâr olamazsınız.”
Bu ifadeler, sanatçılığın yalnızca bir meslek değil; özel bir yetenek, emek ve yüksek bir sorumluluk gerektiren bir konum olduğunu gösterir. Atatürk’e göre sanatçı, toplumun önünde yürüyen ve ona ışık tutan kişidir. Dolayısıyla sanatçının yalnızca sahnedeki performansı değil, hayatındaki duruşu da topluma yön verir.
Son dönemde bazı sanatçıların uyuşturucu kullanımı iddialarıyla gündeme gelmesi ise bu sorumluluk tartışmasını yeniden alevlendirmiştir. Uyuşturucu; bireyin sağlığını, iradesini ve üretkenliğini zedeleyen, aile yapısını ve toplumsal düzeni tehdit eden ciddi bir sorundur. Bu tür haberlerin kamuoyuna yansıması, özellikle gençler üzerinde olumsuz bir etki oluşturabilmektedir. “O yapıyorsa ben de yapabilirim” düşüncesi, kimlik arayışındaki gençler açısından tehlikeli bir normalleşmeye yol açabilir.
Oysa gerçek sanat; bilinci uyuşturan değil, bilinci açan; insanı aşağıya çeken değil, yücelten bir güçtür. Sanatçının görevi toplumu karanlığa değil, aydınlığa taşımaktır. Zararlı alışkanlıkları “özgürlük” ya da “sanatçı ruhu” kavramlarıyla meşrulaştırmak, hem sanata hem de sanatçılığa haksızlıktır. İlhamın kaynağı bağımlılık değil; düşünce derinliği, disiplin, emek ve yaşamın kendisidir.
Toplumda örnek alınan kişilerin davranışları, sıradan bireylerden çok daha geniş bir yankı uyandırır. Bu nedenle sanatçılar, sahip oldukları görünürlük ve etki gücünün bilinciyle hareket etmeli; özellikle gençlere kötü örnek olabilecek davranışlardan uzak durmalıdır. Sanatçılık bir ayrıcalık olduğu kadar büyük bir sorumluluktur. Sanatçılar yalnızca eserleriyle değil, karakterleriyle de iz bırakır. Toplumu yükselten sanatın, bireyi zayıflatan alışkanlıklarla gölgelenmemesi gerekir. Gerçek sanatçı; yeteneği kadar duruşuyla da örnek olandır.