Eskiden ticaret, insanın yüzüne bakılarak yapılan bir faaliyetti.
Söz vardı, güven vardı.
Bir el sıkışmanın bir anlamı, verilen sözün bir ağırlığı olurdu.
Bugün ticaret hâlâ sürüyor; ancak aynı dil konuşulmuyor.
Cümleler yarım, bakışlar ölçülü.
Herkes konuşuyor ama herkes her şeyi söylemiyor.
“İş adamı” denildiğinde akla üretmek gelirdi.
Bir şey ortaya koymak, büyütmek, çoğaltmak…
Bugün ise bu kavram, bazı alanlarda farklı çağrışımlar da taşıyor:
güç, baskı ve sessizlik.
Oysa ayrım son derece nettir.
İş adamı inşa eder.
Mafya dayatır.
İş adamı rakibiyle rekabet eder.
Mafya rakibini saf dışı bırakmayı hedefler.
Ancak zamanla bu iki ayrı yol, aynı hikâye içinde anılır hâle geldi.
Takım elbisenin her şeyi örttüğü,
kibar bir ses tonunun her yöntemi meşrulaştırdığı sanıldı.
Bazı sektörlerde artık fiyatlar konuşulmuyor, kabul ediliyor.
Kurallar açıkça ifade edilmiyor, sezdiriliyor.
İnsanlar iş konuşurken kelimelerini seçmiyor, tartıyor.
Herkes bunun farkında.
Ama farkında olmak, itiraz etmek anlamına gelmiyor.
Çünkü alışmak, itirazın yerini almış durumda.
Bir yerde esnaf tedirginlikle iş yapıyorsa,
bir yatırımcı cümlelerini yarıda bırakıyorsa,
orada ticaret yalnızca bir tabela kelimesine dönüşür.
Asıl tehlike, bu durumu olağan saymaktır.
Hukukun, rekabetin ve şeffaflığın yerine
güç ilişkileri konuşulmaya başladığında
sorun tek tek kişilerde değil, ortak vicdandadır.
Bu yüzden bu cümleyi sakin ama ısrarlı biçimde hatırlatmak gerekir:
Bir insan ya iş adamıdır ya mafya.
Yöntemler birbirine karıştığında,
ortada ne gerçek ticaret kalır ne de güven.
Ve güvenin olmadığı yerde,
hiçbir kazanç uzun süre ayakta durmaz.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Akademisyen Ferda Tonyalı
“Ticaretin Olduğu Yerde Korku Olmaz”
Eskiden ticaret, insanın yüzüne bakılarak yapılan bir faaliyetti.
Söz vardı, güven vardı.
Bir el sıkışmanın bir anlamı, verilen sözün bir ağırlığı olurdu.
Bugün ticaret hâlâ sürüyor; ancak aynı dil konuşulmuyor.
Cümleler yarım, bakışlar ölçülü.
Herkes konuşuyor ama herkes her şeyi söylemiyor.
“İş adamı” denildiğinde akla üretmek gelirdi.
Bir şey ortaya koymak, büyütmek, çoğaltmak…
Bugün ise bu kavram, bazı alanlarda farklı çağrışımlar da taşıyor:
güç, baskı ve sessizlik.
Oysa ayrım son derece nettir.
İş adamı inşa eder.
Mafya dayatır.
İş adamı rakibiyle rekabet eder.
Mafya rakibini saf dışı bırakmayı hedefler.
Ancak zamanla bu iki ayrı yol, aynı hikâye içinde anılır hâle geldi.
Takım elbisenin her şeyi örttüğü,
kibar bir ses tonunun her yöntemi meşrulaştırdığı sanıldı.
Bazı sektörlerde artık fiyatlar konuşulmuyor, kabul ediliyor.
Kurallar açıkça ifade edilmiyor, sezdiriliyor.
İnsanlar iş konuşurken kelimelerini seçmiyor, tartıyor.
Herkes bunun farkında.
Ama farkında olmak, itiraz etmek anlamına gelmiyor.
Çünkü alışmak, itirazın yerini almış durumda.
Bir yerde esnaf tedirginlikle iş yapıyorsa,
bir yatırımcı cümlelerini yarıda bırakıyorsa,
orada ticaret yalnızca bir tabela kelimesine dönüşür.
Asıl tehlike, bu durumu olağan saymaktır.
Hukukun, rekabetin ve şeffaflığın yerine
güç ilişkileri konuşulmaya başladığında
sorun tek tek kişilerde değil, ortak vicdandadır.
Bu yüzden bu cümleyi sakin ama ısrarlı biçimde hatırlatmak gerekir:
Bir insan ya iş adamıdır ya mafya.
Yöntemler birbirine karıştığında,
ortada ne gerçek ticaret kalır ne de güven.
Ve güvenin olmadığı yerde,
hiçbir kazanç uzun süre ayakta durmaz.