Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Teknoloji

Breaking News - Teknoloji haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Teknoloji haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

L’Oréal Türkiye 40 yıldır güzelliği teknoloji, inovasyon, gezegen ve insan odağında yeniden tanımlıyor Haber

L’Oréal Türkiye 40 yıldır güzelliği teknoloji, inovasyon, gezegen ve insan odağında yeniden tanımlıyor

L’Oréal Türkiye, 40’ıncı yılında 22 markasıyla Türkiye nüfusunun 3’te 1’inin hayatına dokunarak değer yaratmayı sürdürüyor. L’Oréal Türkiye, ülkemizdeki 40. yılını; güzelliğin bireylerdentopluma, ekonomiden sürdürülebilirliğe kadar uzanan dönüştürücü etkisini/gücünü merkeze alan özel bir etkinlikle kutladı. “Dünyayı Harekete Geçiren Güzelliği Yaratıyoruz” var oluş amacıyla hareket eden tekno-güzellik lideri, Türkiye ekonomisine değer zinciri bütününde 40 milyar TL’lik etki yaratırken, 22 markası, yaklaşık 1000 çalışanı ve bugün Türkiye nüfusunun yaklaşık 3’te 1’ine denk gelen 27 milyon tüketiciye dokunan ekosistemiyle Türkiye güzellik sektörünün dönüşümüne liderlik etmeyi sürdürüyor. L’Oréal Türkiye faaliyet gösterdiği kategorilerdeki yüzde 25 pazar payıyla liderliğini sürdürürken, gerçekleştirdiğietkinlikte, güzelliğin kültürel, ekonomik ve teknolojik boyutlarını tekno-güzellik vizyonu ve sürdürülebilirlik odaklı inovasyonlarıyla birlikte ele aldı. Etkinliğin açılış konuşmasını gerçekleştiren L’Oréal Türkiye Ülke Genel Müdürü VanyaPanayotova “Yalnızca güzellik ürünleri ve hizmetleri sunmuyor; insanların hayatına, hayallerine ve geleceğine eşlik ediyoruz. Güzelliği görünenin ötesinde bireyleri güçlendiren,toplumsal kalkınmayı destekleyen ve ekonomiyi dönüştüren stratejik bir güç olarak ele alıyoruz. Bugün tek işi güzellik olan bir teknoloji şirketi olarak inovasyon, bilim ve sürdürülebilirliği işimizin merkezine koyuyor, geleceğin güzelliğini bugünden yaratmaya devam ediyoruz” dedi. “Dünyayı harekete geçiren güzelliği yaratıyoruz’ vizyonu doğrultusunda hareket eden L’Oréal Türkiye, 40. yılında da bilim, teknoloji ve inovasyonu işinin merkezine koyarak her bireyin ihtiyaç, beklenti ve güzellik anlayışına yanıt veren ultra kişiselleştirilmiş ürün ve hizmetlerini tüketicileriyle buluşturmaya devam ediyor. “Güzellik görünüşün ötesinde; özgüven, bakım ve toplumsal güçtür” L’Oréal Türkiye’nin 40. yıl kutlamasında açılış konuşmasını gerçekleştiren L’Oréal Türkiye Ülke Genel Müdürü VanyaPanayotova, güzelliğin yalnızca fiziksel görünümle sınırlı olmadığını; özgüven, bakım, aidiyet ve toplumsal kalkınmanın önemli bir parçası olduğunu vurguladı. Panayotova sözlerine şöyle devam etti: “Güzellik sadece görünenle sınırlı değil; bireyleri güçlendiren, toplumsal fayda yaratan ve ekonomiyi dönüştüren stratejik bir güç. Günlük bakım ritüellerinden bireylerin özgüvenli hissetmesine, toplumsal kalkınmadan ekonomik büyümeye uzanan geniş bir etki alanından söz ediyoruz. Tüketicilerimize her temas noktasında ‘Görülüyorsunuz, sizi anlıyoruz ve kendi benzersiz hikayenizde her zaman yanınızdayız’ mesajını veriyoruz. “Her Şey Seninle Güzel” diyerek L’Oréal Türkiye olarak insanların hayatı güzelleştirdiği her ana 40 yıldır eşlik etmekten gurur duyuyoruz. Bu güvenle, bilimi, teknolojiyi, inovasyonu ve insanı odağımıza alarak geleceğin güzelliğini bugünden yaratma kararlılığımızı sürdürüyoruz.” 40 yılda Türkiye’de güçlü büyüme: Türkiye nüfusunun üçte birine dokunan lider marka L’Oréal Türkiye, 1986’dan bu yana güzelliği herkes için erişilebilir kılma vizyonuyla büyümeye devam ediyor. Bugün dört ana iş birimi; Tüketici Ürünleri, Lüks, Profesyonel Ürünler ve Dermatolojik Güzellik ile faaliyet gösteren şirket, 22 markası ve 8.500’den fazla ürün çeşidiyle Türkiye genelinde yüz binlerce satış noktasında tüketicilere ulaşıyor. Yaklaşık 1000 çalışanıyla Türkiye nüfusunun 3’te 1’ine denk gelen 27 milyon tüketicinin hayatına dokunan L’Oréal Türkiye, bugün güzellik pazarının lideri konumunda bulunuyor. Şirket; dengeli marka portföyü ve inovasyon gücüyle her yıl pazar büyüme oranının yaklaşık 1.5-2 katı üzerinde büyümeyi hedefleyerek, bu başarıyı sürdürülebilir bir liderliğe dönüştürmeye devam ediyor. Güzellik ekonomisi: Her 1 istihdam, Türkiye’de 12 ek istihdam yaratıyor L’Oréal Türkiye, yalnızca güzellik sektörüne değil, Türkiye ekonomisine de güçlü katkı sağlıyor. Şirket, Türkiye ekonomisine değer zinciri bütününde 40 milyar TL’lik etki sağlarken, L’OréalTürkiye’nin operasyonları doğrudan ve dolaylı olarak 10.000’den fazla tam zamanlı istihdam yaratıyor. Global bir araştırmaya göre L’Oréal ekosisteminde yaratılan her 1 kişilik istihdam, Türkiye genelinde 12 ek istihdam oluşturuyor. Tedarikçilerden eczanelere, kuaförlerden perakende ortaklarına, STK’lardan start-up’lara kadar uzanan geniş ekosistem; büyümeyi ve sosyal kalkınmayı destekliyor. Tek işi güzellik olan bir teknoloji şirketi L’Oréal, bugün kendisini yalnızca bir güzellik şirketi olarak değil, “tek işi güzellik olan bir teknoloji şirketi” olarak tanımlıyor. Şirket, yıllık yaklaşık 1 milyar Euro Ar-Ge yatırımı, dünya genelinde 4.000’den fazla bilim insanı, yılda 725 patent ve 5.900 teknoloji veveri uzmanıyla geleceğin güzelliğini bugünden inşa ediyor. İstanbulise Grup’un dünya genelindeki 7 Açık İnovasyon Merkezi'nden biri. Türkiye’de ise 2014 yılında başlayan dijital güzellik yolculuğu, bugün 14’ü aktif olmak üzere toplam 22 dijital servis ile devam ediyor. Dijitalleşmeyi büyüme motoru olarak konumlayan L’OréalTürkiye, 2025’te dijital servislerinde 7 milyon oturuma ulaştı. Kullanıcıların 6,3 milyon renk tonu denediği ve kişi başına ortalama 19 görünüm keşfettiği bu ekosistem, 1 dakika 8 saniyelik etkileşim süresiyle öne çıkıyor. Şirket, aynı yıl Avrupa Bölgesi’nde en yüksek ‘keşfedilebilirdik oranına’ ulaşarak başarısını uluslararası düzeye taşıdı. Bilim ve teknolojiden güç alan bu yapı; yapay zekâ ve artırılmış gerçeklik destekli servislerle tüketicilere ultra kişiselleştirilmiş güzellik deneyimleri sunuyor. Sanal cilt analizlerinden makyaj denemelerine, saç ve cilt bakım önerilerinden online güzellik danışmanlığına kadar uzanan bu ekosistem; e-ticaret, veri ve CRM gücüyle birleşerek tüketiciyle daha derin ve anlamlı bağlar kurulmasını sağlıyor. Güzelliğin geleceği sürdürülebilirlikte şekilleniyor Sürdürülebilirliği sadece çevresel bir hedef değil, iş yapış biçiminin ayrılmaz bir parçası olarak gören L’Oréal Türkiye; bu yaklaşımını 2020 yılında başlattığı ve Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nin 17 maddesinin 16’sını kapsayan “Gelecek İçin L’Oréal” programı üzerine kurguluyor. Türkiye’deki tesislerinde %100 yeşil enerji kullanan şirket, sürdürülebilirliği ürün geliştirmeden son kullanıcıya kadar uzanan bütünsel bir dönüşüm alanı olarak ele alarak, teknoloji ve bilimi yalnızca inovasyon için değil, sürdürülebilirlik için de kullanıyor. L’Oréal Türkiye; İstanbul içi lüks ve profesyonel ürün dağıtımlarında yıllık 58 ton karbon emisyonunun önüne geçerken, direkt e-ticaret sitelerinden yapılan tüm teslimatlarda ise sıfır plastik kullanımıyla fark yaratıyor. Mağaza teslimatlarında yeniden kullanılabilir kutu sistemine geçerek yıllık 400 ton su tasarrufu elde ederken; müşterilerinesunduğu yeşil dönüşüm desteğiyle bugün yeşil salon ve yeşil eczaneprojelerine destek veriyor. Garnier Sosyal ve Çevresel Etiketleme sistemi ile tüketicilere ürünleriyle ilgili şeffaflık sunmaya devam eden şirket, Impact+ iş birliği ile dijital medya kampanyalarında 41 ton karbon emisyonu azaltımı sağlıyor. Tedarik zinciri aracılığıyla%61’i kadın girişimci ve %39’u KOBİ’lerden oluşan toplam 146 kişiye istihdam desteği sağlıyor. L’Oréal Türkiye’nin Tekno-Güzellik UygulamalarıylaKişiselleştirilmiş Güzellik Deneyimi L’Oréal’in tekno-güzellik cihazları, dünyanın en prestijli teknoloji fuarlarından CES’te 11 İnovasyon Ödülü’ne layık görüldü. • L’Oréal Paris Virtual Try On, Maybelline Virtual Try On, Garnier Virtual Try On, NYX Virtual Try On uygulamaları ile kullanıcılar mağazaya gitmeye gerek kalmadan online olarak yüzlerinde ve saçlarında ürünlerin nasıl duracağını görebiliyor. • L’Oréal Paris Skin Genius ve Garnier Skin Coach ile kullanıcılar cilt analizlerini kolayca gerçekleştirmenin yanı sıra kendilerine özel cilt bakım rehberine ulaşabiliyorlar. • La Roche Posay-Spotscan, yapay zeka desteği ile akneye eğilimli ciltlere kapsamlı bir cilt analizi ile kişiselleştirilmiş rutin önerileri sunuyor. • Dercos Scalp Consult Pro, saç derisini veriye dönüştüren akıllı analiz gücüyle uzman önerisini kişiselleştirilmiş bakım reçetesine dönüştürüyor. • Kiehl’s SkinSnap, cildin farklı bölgelerinin fotoğraflarını çekerek cilt yaşını ölçümlüyor ve kişinin cildine en uygun cilt bakım ürünlerini öneriyor. • Gün ışığı ve UV ışık yardımıyla Skinceuticals-SkinScopecihazı, cildin yüzeyi ve alt katmanlarını ulaşarak daha detaylı bir analiz sunuyor. • Klinik cilt görüntüleme cihazı Lancôme-Skin Screen, 12 klinik cilt parametresini ölçümleyerek cildin ihtiyacı olan kişiselleştirilmiş cilt bakım rutini önerisini sunuyor. • Lancôme-Pro Radiance Booster cihazı ise saniyede 3 milyon ultrason titreşimiyle daha sıkı, pürüzsüz ve genç bir cilt sağlamaya yardımcı oluyor. • Lancome Rénergie Nano-Resurfacer 400 Booster, gelişmiş mikro bakım teknolojisiyle cilt yüzeyini yenileyerek daha pürüzsüz, sıkı ve genç görünen bir cilt görünümünü destekleyen yeni nesil bir cilt bakım cihazıdır. • Lancome E-Skin Expert, 5 dakika içinde cildin görünür yaşını ve 9 farklı longevity parametresini analiz ederek kişiye özel kapsamlı bir cilt yaşı değerlendirmesi sunuyor. • L'Oréal Professionnel-Inoa ID, profesyonel müşterilerin saçlarında hayal ettiği değişimi sanal olarak deneyimle şansı sunuyor. • Kérastase K-Scan Scan Kamerası yapay zeka destekli analiz aracılığıyla, saç profesyonelleri müşterilerinin saç ve saç derilerini mikroskopik olarak görüntüleyerek, tüketicilere daha hassas bakım sunuyor. • L'Oréal Professionnel AirLight Pro, kızılötesi ışık teknolojisiyle saçı daha hızlı kuruturken nemini koruyan, daha az enerji tüketen ve profesyonel seviyede bakım sağlayan yeni nesil akıllı saç şekillendirme cihazıdır.

Zamansız Tasarımın İzinde: Arzu Kaprol ile Moda, Sürdürülebilirlik ve Geleceğin Dili Haber

Zamansız Tasarımın İzinde: Arzu Kaprol ile Moda, Sürdürülebilirlik ve Geleceğin Dili

Breaking News Türkiye Moda Direktörü Derya Özgören, Türk modasının uluslararası ölçekte en güçlü temsilcilerinden biri olan Arzu Kaprol ile modanın dönüşümünü, sürdürülebilirliği ve geleceğin tasarım anlayışını konuştu. Estetik ile teknolojiyi aynı zeminde buluşturan, zamansız tasarım dili ve disiplinlerarası yaklaşımıyla öne çıkan Kaprol, bu özel röportajda yalnızca bir tasarımcı olarak değil; bir düşünce geliştirici ve sistem kurucu olarak modaya bakışını ortaya koyuyor. Moda endüstrisinin hızla değişen dinamikleri içinde anlam üretmenin, sorumluluk almanın ve geleceği tasarlamanın ne anlama geldiğini anlatan Arzu Kaprol ile gerçekleştirdiğimiz bu söyleşi, Vogue estetiğinde bir bakışla modanın bugününe ve yarınına ışık tutuyor. Derya Özgören: Aile mesleği olan tasarımcılıktan gelen bir isim olarak, moda dünyasına giriş sürecinizi ve bu geçmişin kariyerinizi nasıl etkilediğini anlatır mısınız? Moda tasarımına yönelme süreciniz nasıl başladı? Bu alana sizi yönlendiren temel motivasyonlar nelerdi? Arzu Kaprol: Tasarım benim için öğrenilen bir meslekten çok, erken yaşta içine doğduğum bir düşünme biçimi. Aileden gelen üretim kültürü; malzemeye saygıyı, emeğin değerini ve disiplinin yaratıcı süreçteki yerini çok erken fark etmemi sağladı. Moda tasarımına yönelmem ise bir “karar”dan çok, kendiliğinden gelişen bir süreçti. İnsanın bedenle kurduğu ilişki, kimliğini nasıl ifade ettiği ve bu ifadenin zamana nasıl tanıklık ettiği beni her zaman etkiledi. Temel motivasyonum, estetik üretmekten çok, anlam üretmek oldu. Derya Özgören: Çocukluk ve gençlik yıllarınızda tasarım anlayışınızı etkileyen kişi, olay veya deneyimler oldu mu? Bir dönem Volvox grubunda müzikle ilgilendiğiniz biliniyor. Bu süreç moda tasarımına yönelmenizde nasıl bir rol oynadı? Arzu Kaprol: Çocukluk ve gençlik yıllarımda farklı disiplinlerle kurduğum ilişki, bugün yaptığım tasarımın temelini oluşturuyor. Müzik bana kolektif üretimi, sahne ise hikâye anlatımını öğretti. Bir noktada şunu fark ettim: Benim anlatım dilim ses değil, form ve yüzey. Derya Özgören: Kendinizi “inovasyon tasarımcısı” olarak tanımlıyorsunuz. Bu yaklaşımı biraz açar mısınız? Arzu Kaprol: Ben kendimi yalnızca bir moda tasarımcısı olarak değil, bir inovasyon tasarımcısı olarak tanımlıyorum. Çünkü tasarımın bugün geldiği noktada yalnızca estetik üretmek yeterli değil. İnovasyon tasarımı; teknolojiyi, bilimi, veriyi ve insan davranışını tasarımın içine entegre etmek demek. Giyilebilir teknolojiler, akıllı tekstiller ve yeni nesil üretim yöntemleriyle çalışmak; tasarımı bir ürün olmaktan çıkarıp bir deneyime dönüştürüyor. Derya Özgören: Arzu Kaprol markasının tasarım felsefesini ve kimliğini nasıl tanımlarsınız? Arzu Kaprol: Markanın DNA’sı zamansızlık, mimari form anlayışı ve teknolojiyle kurduğu güçlü bağ üzerine kurulu. Benim için tasarım, trend üretmek değil; geleceğe dair bir öneri sunmaktır. Silüetlerimde her zaman bir yapı, bir sistem ve disiplin vardır. Tasarımın yalnızca görsel değil, düşünsel bir karşılığı olduğuna inanıyorum. Koleksiyonlarımızda yalnızca Türkiye’de üretilen kumaşları kullanıyor ve üretimimizi tamamen burada gerçekleştiriyoruz. Bu yaklaşım, tasarımın ekosistemle kurduğu ilişkiye dair bilinçli bir duruş. Derya Özgören: “Design is my passion” diyorsunuz. Tasarım sizin için ne ifade ediyor? Arzu Kaprol: Bu ifade benim için çok içsel bir yerden geliyor. Tasarım benim varoluş biçimim. Moda ise yalnızca estetik bir alan değil; bir iletişim dili. Kıyafet, bireyin dünyayla kurduğu ilişkinin en görünür katmanı. Dolayısıyla her tasarım bir mesaj taşır. Derya Özgören: Yeni bir koleksiyon hazırlarken sizi en çok etkileyen ilham kaynakları neler? Arzu Kaprol: İlham benim için tek bir kaynaktan gelmez. Teknoloji, mimari, doğa, bilim ve sosyolojik dönüşümler… Özellikle geleceğe dair öngörüler ve insanın dönüşen ihtiyaçları tasarım sürecimde belirleyici. Çünkü ben bugünü değil, yarını tasarlamaya çalışıyorum. Derya Özgören: Günümüzde moda endüstrisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Arzu Kaprol: Moda endüstrisi tarihinin en kritik eşiklerinden birinde. Uzun yıllar hız ve tüketim üzerine kurulu bir sistem vardı, ancak bu model artık sürdürülebilir değil. Dijitalleşme ve yapay zeka, tasarım ve üretim süreçlerini kökten değiştiriyor. Moda artık yalnızca trendlerin değil; teknolojinin, bilimin ve toplumsal dönüşümün kesişim noktasında yeniden tanımlanıyor. Derya Özgören: Sürdürülebilirlik yaklaşımınız nasıl şekilleniyor? Arzu Kaprol: Sürdürülebilirlik benim için sonradan eklenen bir değer değil, tasarımın başlangıç noktası. Malzeme seçiminden üretim süreçlerine kadar her aşamada daha bilinçli hareket ediyoruz. Daha az ama daha anlamlı üretmek, tasarımın en güçlü sürdürülebilirlik yaklaşımı. Derya Özgören: Türkiye’de moda tasarımcısı olmanın avantajları ve zorlukları nelerdir? Arzu Kaprol: Türkiye güçlü bir üretim altyapısına ve zengin bir zanaat kültürüne sahip. Bu büyük bir avantaj. Ancak global ölçekte kalıcı olmak için stratejik düşünmek ve sürdürülebilir sistemler kurmak gerekiyor. Derya Özgören: Kariyerinizde sizi en çok etkileyen projelerden biri hangisiydi? Arzu Kaprol: Türk Silahlı Kuvvetleri için tasarladığımız projeler benim için çok önemliydi. Tasarımın yalnızca estetik değil; performans ve fonksiyon odaklı bir alan olduğunu derinlemesine deneyimledim. Derya Özgören: Türk tasarımcıların uluslararası konumunu nasıl görüyorsunuz? Arzu Kaprol: Türk tasarımcılar giderek daha güçlü bir şekilde varlık gösteriyor. Ancak global başarı için yaratıcı olmak kadar stratejik düşünmek de önemli. Derya Özgören: Arzu Kaprol nasıl bir stil benimser? Ne giymez? Arzu Kaprol: Kendimi disiplinli ve çok katmanlı düşünen bir tasarımcı olarak tanımlarım. Stilim sade ama güçlüdür. Kimliği olmayan, sadece trend olduğu için var olan hiçbir şeyi giymem. Derya Özgören: Cinsiyetsiz moda ve sınırları zorlayan defileler hakkında ne düşünüyorsunuz? Arzu Kaprol: Moda her zaman sınırları zorlar. Önemli olan bu yaklaşımın bir fikir ve bağlam taşımasıdır. Cinsiyetsiz moda ise bireyi merkeze alan özgürleştirici bir yaklaşım. Derya Özgören: Yaratıcılığı canlı tutmanın sırrı nedir? Arzu Kaprol; Merak ve disiplin. Sürekli öğrenmek ve farklı alanlarla temas halinde olmak. Derya Özgören: Sokak modasının etkisi hakkında ne düşünüyorsunuz? Arzu Kaprol: Sokak modası, filtresiz ve gerçek bir ifade alanı. Ancak önemli olan onu kopyalamak değil, arkasındaki ruhu anlamak. Derya Özgören: Moda gelecekte nereye evrilecek? Arzu Kaprol: Moda hibrit bir yapıya evrilecek. Fiziksel ve dijital dünya iç içe geçecek, sürdürülebilirlik ise temel belirleyici olacak. Derya Özgören: Önümüzdeki dönem hedefleriniz neler? Arzu Kaprol: Teknoloji ve tasarımı daha güçlü entegre ettiğimiz projelere odaklanıyoruz. Aynı zamanda global ölçekte daha güçlü bir varlık hedefliyoruz. Derya Özgören: Genç tasarımcılara tavsiyeleriniz? Arzu Kaprol: Kendi dillerini bulsunlar ve sabırlı olsunlar. Trendleri değil, kendi anlatmak istediklerini takip etsinler. Çünkü tasarım önce zihinde başlar.

“Doğru Teşhis, Doğru Verilerle Başlar” Haber

“Doğru Teşhis, Doğru Verilerle Başlar”

Galen Laboratuvar ve Görüntüleme Merkezi Yönetim Kurulu Başkanı Erkan Gürbüzer Anlattı” Sağlık sisteminin en kritik ancak çoğu zaman görünmeyen yapı taşlarından biri olan laboratuvar ve görüntüleme merkezleri, doğru teşhisin temelini oluşturuyor. Galen Laboratuvar ve Görüntüleme Merkezi Yönetim Kurulu Başkanı Erkan Gürbüzer, sağlıkta teknolojinin dönüşümünden erken teşhisin hayati önemine kadar birçok başlıkta önemli değerlendirmelerde bulundu. “Doğru teşhis olmadan doğru tedavi mümkün değil” Sağlık sektöründe uzun yıllara dayanan deneyimiyle konuşan Gürbüzer, laboratuvar ve görüntüleme merkezlerinin sistem içindeki rolünü şöyle özetliyor: “Doğru teşhis, doğru verilerle başlar. Hekimin vereceği kararın temelinde bizim sunduğumuz veriler yer alır. Bu nedenle laboratuvar ve görüntüleme merkezleri aslında sağlık sisteminin en kritik noktalarından biridir. Çoğu zaman görünmeyiz ama tedavi sürecinin en güçlü destekçileriyiz.” “Teknoloji ile hem hız hem güven arttı” Sağlık teknolojilerindeki gelişimin sektöre büyük katkı sağladığını belirten Gürbüzer, özellikle yapay zekâ ve dijital sistemlerin etkisine dikkat çekti: “Artık birçok süreç otomasyonla yürütülüyor. Bu da hata payını ciddi şekilde azaltıyor ve sonuçların çok daha hızlı çıkmasını sağlıyor. Yapay zekâ ise özellikle görüntülemede hekime ikinci bir göz gibi destek oluyor. Küçük detayları yakalamada oldukça başarılı. Biz de bu teknolojileri yakından takip ediyor ve sistemimize entegre ediyoruz.” “Sağlık, hasta olmadan korunmalı” Türkiye’de sağlık kültürüne de değinen Gürbüzer, önleyici tıbbın önemine vurgu yaptı: “Maalesef toplumda hâlâ ‘şikâyet varsa doktora gidilir’ anlayışı hâkim. Oysa birçok hastalık belirti vermeden önce tespit edilebilir. Düzenli kan testleri ve görüntüleme yöntemleri sayesinde hastalıkları erken aşamada yakalayabiliriz. Bu da tedavi sürecini kolaylaştırır ve başarı oranını artırır.” “Güvenilir sonuç, doğru süreç yönetimiyle mümkündür” Laboratuvar sonuçlarına dair güvenilirlik konusunun yalnızca teknolojiyle sınırlı olmadığını belirten Gürbüzer, sürecin bütüncül yönetilmesi gerektiğini ifade etti: “Bir testin doğruluğu sadece cihazla ilgili değildir. Numunenin doğru alınması, uygun koşullarda saklanması, kullanılan kitlerin kalitesi ve uzman ekip çok önemlidir. Ayrıca kalite kontrol süreçleri bu işin temelidir. Biz Galen olarak tüm aşamaları titizlikle yönetiyoruz.” “Erken teşhis hayat kurtarır” Görüntüleme teknolojilerindeki gelişmelerin sağlık alanında devrim yarattığını söyleyen Gürbüzer, sözlerini şöyle tamamladı: “MR, tomografi ve ileri görüntüleme yöntemleri sayesinde hastalıkları artık çok daha erken ve net şekilde tespit edebiliyoruz. Eskiden gözden kaçabilecek birçok durum bugün erken evrede yakalanabiliyor. Bu da tedaviye zamanında başlanmasını sağlıyor ve hastaların yaşam kalitesini artırıyor.”

Patent Artık Sadece Hukuk Değil: Geleceği İnşa Etmenin Stratejik Anahtarı Haber

Patent Artık Sadece Hukuk Değil: Geleceği İnşa Etmenin Stratejik Anahtarı

Fikri mülkiyet ve patent stratejileri alanında Türkiye’nin ve uluslararası ekosistemin öne çıkan isimlerinden Özlem Arslan Kart, yeni kitabı “Geleceğin Dünyasında Patent” ile okurlarla buluştu. Kart, eserinde patent kavramını yalnızca teknik ve hukuki bir başlık olmaktan çıkararak, fikirlerin doğru stratejilerle büyütülmesi ve sürdürülebilir değere dönüşmesi açısından ele alıyor. “Bir buluş, bir dünya demektir” cümlesiyle başlayan kitap, patenti karmaşık bir hukuk terimi olarak değil; fikrin kaderini belirleyen stratejik bir yol arkadaşı olarak konumlandırıyor. Antik çağdan günümüze uzanan anlatımıyla fikri mülkiyetin tarihsel, teknolojik ve stratejik boyutlarını bir araya getiren eser; özellikle yapay zekâ, ileri teknolojiler ve patentlenebilirlik kesişiminde önemli değerlendirmeler sunuyor. 15 yılı aşkın süredir patent sektöründe aktif rol alan Özlem Arslan Kart, akademik bilgi ile saha deneyimini birleştirerek okuyucuya tek bir doğruyu dayatmak yerine düşünmeye, sorgulamaya ve kendi fikri için en uygun stratejiyi geliştirmeye davet ediyor. Kitap; girişimcilerden akademisyenlere, yatırımcılardan kurumsal liderlere kadar geniş bir okur kitlesine hitap ediyor. Eserin temel mesajı ise net: Fikirler doğru ellerde ve doğru sistemlerle büyür; her buluş dünyayı baştan sona değiştirme potansiyeline sahiptir. Yazar Hakkında Fikri mülkiyet, sınai haklar ve patent stratejileri alanında Türkiye’de ve uluslararası arenada tanınan bir isim olan Özlem Arslan Kart; özellikle yapay zekâ ve ileri teknolojiler odağında çalışmalar yürütüyor. 15 yılı aşkın deneyimiyle teknoloji odaklı girişimlere ve markalara stratejik danışmanlık sunan Kart, 2015 yılında kurduğu Üstün Patent ile birçok yerli ve yabancı markaya rehberlik ediyor. Aynı zamanda TalkNTraining’in kurucu ortağı olan Kart; girişimcilik, fikri mülkiyet ve marka yönetimi alanlarında eğitimler ve mentorluk çalışmaları gerçekleştiriyor. Kitap Künyesi Kitap Adı: Geleceğin Dünyasında Patent – Bir Buluş, Bir Patent, Bir Dünya Yazar: Özlem Arslan Kart Yayınevi: Ceres Yayınları Tür: Yönetim / İş Geliştirme Fikir dünyasının dönüşümüne stratejik bir perspektif sunan “Geleceğin Dünyasında Patent”, inovasyon çağında üretmek, korumak ve büyütmek isteyenler için rehber niteliği taşıyor.

2026’NIN İŞ DÜNYASI BU ZİRVEDE KONUŞULDU: “İLHAM VEREN BULUŞMALAR”DA İNSAN, TEKNOLOJİ VE DEĞERLER AYNI MASADA Haber

2026’NIN İŞ DÜNYASI BU ZİRVEDE KONUŞULDU: “İLHAM VEREN BULUŞMALAR”DA İNSAN, TEKNOLOJİ VE DEĞERLER AYNI MASADA

HABER; SAVAŞ UĞURLU TalkNTraining tarafından hayata geçirilen “İlham Veren Buluşmalar” serisinin son etkinliği, Taş Yapı Şişli Etkinlik Alanı’nda yoğun katılımla gerçekleştirildi. “İnsan, Teknoloji ve Değerler: 2026’da İş Dünyasını Şekillendiren Trendler” temasıyla düzenlenen buluşma, iş dünyasının bugünü ve yarınını şekillendiren başlıkları çok boyutlu bir perspektifle ele aldı. Liderler, karar vericiler, akademisyenler ve farklı disiplinlerden uzman isimler; ilham, bilgi ve ortak akıl etrafında bir araya geldi. Etkinlik, TalkNTraining Kurucu Ortakları Buket Güngen ve Özlem Arslan Kart’ın açılış konuşmalarıyla başladı. Açılışta “ben” yerine “biz” diyen, toplumsal faydayı merkeze alan, ilhamı birlikte çoğaltmayı hedefleyen ve insanla teknolojiyi birleştiren bir vizyon vurgulandı. Programın Master of Ceremony görevini Umut Metin (Editör & İçerik Üretici) ile Av. Eda Uslu (JCI İstanbul – İş Dünyasından Sorumlu Başkan Yardımcısı) üstlendi. Etkinlik akışı, disiplinler arası bakış açısını destekleyen güçlü bir moderasyonla ilerledi. Program kapsamında Kuantum Araştırma Kurucusu Volkan Kılıç, “Veriler Ne Söylüyor? 2026’nın İş Dünyası” başlıklı sunumunda katılımcıların QR kod aracılığıyla sürece aktif olarak dahil olduğu canlı veri analiziyle salonun nabzını tuttu ve veriye dayalı içgörüler paylaştı. Etkinliğin devamında JCI İstanbul 2026 Dönem Başkanı Berkay Bekar, genç liderlerin sosyal etki üretmedeki rolüne dikkat çekerken; Memorial Şişli Hastanesi İnme ve Beyin Hasarı Rehabilitasyon Merkezi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Engin Çakar ise yeni dünyada beyin sağlığı, zihinsel dayanıklılık ve aktif kalmanın iş yaşamındaki belirleyici önemini vurguladı. Ardından gerçekleşen panelin moderatörlüğünü Grafi2000 Productions Kurucusu, Karikatürist ve Yapımcı Varol Yaşaroğlu üstlendi. Panelde; Platin Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Bahar Selin Akgün, Güvensan CEO’su, ARYA Yatırım Platformu Kurucu Ortağı ve Sosyal Etki & Sosyal Fabrika Kurucusu Münteha Adalı ile Karaca International Genel Müdürü Ömer Barbaros Yiş; iş dünyasında dönüşen liderlik anlayışını, kurum kültürünü ve değer temelli stratejileri kendi deneyimleri ışığında değerlendirdi. Taş Yapı, Memorial Sağlık Grubu, Üstün Patent, UPGun AI, Locman Italy, JCI İstanbul ve Hedef Ege Sigorta iş birlikleriyle gerçekleşen buluşma, katılımcılardan yüksek etkileşim ve güçlü geri bildirimler aldı. TalkNTraining’in ilham veren yaklaşımıyla hayata geçirilen “İlham Veren Buluşmalar”, iş dünyasında yalnızca konuşulan değil; birlikte düşünülen, paylaşılan ve çoğaltılan bir etki alanı yaratmaya devam ediyor.

“Yağmurunu Avantaja Çeviren Şehir: Rize Neden Dünyanın Yeni Marka Merkezi Olmasın?” Haber

“Yağmurunu Avantaja Çeviren Şehir: Rize Neden Dünyanın Yeni Marka Merkezi Olmasın?”

RİZE NEDEN BİR DÜNYA MARKASI OLMASIN? Av. Hüseyin Karaahmetoğlu’ndan Rize için Yağmurdan Teknolojiye Uzanan Vizyon** Rize Barosu Eski Başkanı Av. Hüseyin Karaahmetoğlu, Rize’nin geleceğine dair dikkat çeken bir vizyon ortaya koydu. Karaahmetoğlu, Rize’nin bugüne kadar dezavantaj olarak görülen yağmur, sis, dağlık arazi ve derelerinin; doğru projelerle dünyanın başka hiçbir yerinde kolay bulunmayan bir avantaja dönüşebileceğini vurguladı. Klasik turizm anlayışının Rize için yeterli olmadığını ifade eden Karaahmetoğlu, çözümün; Rize’ye özgü, kopyalanması zor, doğayla uyumlu ve teknolojiyle desteklenen bir marka şehir modeli kurmak olduğunu söyledi. Yağmuru Saklamak Değil, Merkeze Almak Av. Karaahmetoğlu’na göre ana fikir son derece net: Yağmuru saklamak yerine merkeze almak. Rize’nin güneşi bekleyen değil; yağmurla birlikte spor yapılan, deneyim yaşanan ve performansın test edildiği bir şehir olarak konumlandırılması gerektiğini ifade eden Karaahmetoğlu, bu yaklaşımın Rize’yi dünya ölçeğinde ayrıştıracağını belirtti. Bu vizyonun merkezinde ise uluslararası bir marka önerisi yer alıyor: RAIN:IZE (Rain + Rize) Amaç, Rize’nin yoğun yağış alan iklimini bir dezavantaj değil; küresel bir marka kimliği haline getirmek. Teknoloji Bu Modelin Neresinde? Doğa odaklı bu modelin en güçlü ayaklarından biri teknoloji. Rize’nin yağmur, dere ve zorlu arazi koşulları; spor teknolojileri açısından dünyada çok az şehirde bulunan doğal bir test ortamı sunuyor. Bu nedenle şehirde Uluslararası Sports Tech Lab kurulması öneriliyor. Bu merkezde; Spor ekipmanları ve ayakkabıların yağışlı ve zorlu doğa koşullarında test edilmesi,Islak zemin performans analizlerinin yapılması,Global spor ve outdoor markalarıyla AR-GE iş birlikleri kurulması hedefleniyor. Bu sayede Rize, üretimden çok test, performans ve sertifikasyon merkezi haline gelerek ciddi bir ekonomik gelir elde edebilir. Spor Hep İşin İçinde Olmalı RAIN:IZE modeli kapsamında Rize’de; Yağmura dayalı uluslararası spor yarışları,Islak zemin koşullarında spor ekipmanı test alanları,Spor markaları için doğal AR-GE kampüsleri oluşturulabilir. Bu modelle Rize’de 12 ay boyunca sporcu ve turist akışı sağlanması hedefleniyor. Ayrıca Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi ve spor liseleriyle iş birliği içinde; dağlık ve yağışlı koşullarda sporcu, lider ve uzman yetiştirmeye yönelik Uluslararası Dayanıklılık Üniversitesi kurulması da gündemde. Askeri, kurtarma ve ekstrem spor eğitimleriyle Rize’nin eğitim turizmi merkezi haline gelmesi amaçlanıyor. Sis, Dereler ve Vadiler: Kimliktir Rize’nin sisli ve kapalı havası bir eksiklik değil, bir kimlik olarak görülüyor. Bu kapsamda; Bulut ve Sis Sanatı ve Spor Festivali,Sis içinde koşu, bisiklet ve yoga etkinlikleri,Drone ışık gösterileri ve dijital sanat prodüksiyonları ile Rize’nin atmosferinin küresel ölçekte görünür kılınması hedefleniyor. Fırtına, İkizdere ve Çamlıhemşin vadileri entegre turizm alanlarına dönüştürülebilir. Ahşap yürüyüş yolları, dere kafeleri, zipline, seyir rotaları, kano ve rafting sporları yaygınlaştırılabilir. Kaçkarlar ve Ovit Yaylası gibi alanlarda ekstrem bisiklet parkurları, dayanıklılık yarışları ve kış sporlarıyla Rize uluslararası spor takvimine girebilir. Tarihe ve Kültüre Sahip Çıkılmalı Tarihi Rize evleri ve konaklarının, Safranbolu örneğinde olduğu gibi turizme kazandırılması öneriliyor. VR ve AR destekli dijital deneyimlerle ziyaretçi etkileşimi artırılabilir. Yöresel müzik, canlı performanslar ve kültür festivalleriyle yerel kimlik güçlendirilirken; tulum, kemençe gibi enstrümanların tanıtımı ve satışı profesyonel pazarlama modelleriyle yapılabilir. Geçmişte mısır kabuğundan üretilen mobilya ve el emeği ürünlerin yeniden desteklenmesiyle ülke geneline satış hedefleniyor. Çay: Üretmek Yetmez, Deneyimletmek Gerek Rize çayı bu vizyonda sadece üretilen değil, deneyimlenen bir değer olarak konumlanıyor. Çay fabrikalarının ziyaretçilere açılması, atölye ve tadım alanları oluşturulması, “çay tarladan bardağa” temalı turistik rotalar planlanıyor. Çaykur ve Ticaret Borsası desteğiyle; uluslararası çay fuarları, mutfak festivalleri ve gastronomi etkinlikleriyle Rize çayının dünya çapında bir merkez haline gelmesi amaçlanıyor. Gastronomi ve Yerel Ekonomi Rize kahvaltısı, muhlama, hamsi, kavurma, Laz böreği ve Rize pidesi gibi ürünlerin uluslararası mutfak festivalleriyle tanıtılması planlanıyor. Rize Valiliği, Rize Belediyesi, Sanayi ve Ticaret Odası, Ticaret Borsası ve DOKAP iş birliğiyle yöresel ürünlerin e-ticarete entegre edilerek üreticiye doğrudan gelir sağlanması hedefleniyor. Ulaşım Deneyimin Bir Parçası Olmalı Teleferik ve yayla sistemi (dikey turizm), hafif raylı sistem ve minibüs entegrasyonu ile doğaya dost, araçsız bir turizm modeli öneriliyor. Sahilde İyidere–Fındıklı hattında hafif raylı sistem, dağların denize paralel yapısından faydalanarak teleferik hatları kurulması planlanıyor. Ulaşım, yalnızca altyapı değil; başlı başına bir turizm deneyimi olarak ele alınıyor. Ekonomik Karşılığı Net Projelerin kademeli olarak hayata geçirilmesiyle; Yıllık 70–120 milyon dolar ekonomik katkı,Turizmin 12 aya yayılması,1.500–2.000 kişilik yeni istihdam öngörülüyor. Rize’nin destek alan değil, gelir üreten bir şehir modeline geçmesi hedefleniyor. Güçlü Kurumsal Destek Vurgusu Av. Hüseyin Karaahmetoğlu, en büyük avantajlardan birinin Rize’nin Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın memleketi olması olduğunu ifade ederek; Gençlik ve Spor, Kültür ve Turizm, Sanayi ve Teknoloji, Tarım ve Orman, Ulaştırma ve Sağlık Bakanlıklarının temel paydaşlar olabileceğini belirtti. DOKA, belediyeler ve İl Özel İdaresi pilot projelerde kritik rol üstlenirken; AB fonları, UNDP, UNESCO ve spor federasyonları uluslararası destek sağlayabilir. Özel sektörün stratejik ortak olarak sürece dahil edilmesi planlanıyor. Son Söz Av. Hüseyin Karaahmetoğlu’nun vizyonu tek cümleyle özetleniyor: “Rize; yağmurunu, doğasını ve kültürünü gizleyen değil, bunları dünyaya cesurca sunan ve ekonomik değere dönüştüren bir küresel marka olabilir.” Asıl mesele, bu vizyonu konuşmak değil; doğru adımlarla hayata geçirmek olarak ifade ediliyor.

2026’da İş Dünyasını Şekillendiren Trendler Masaya Yatırılıyor Haber

2026’da İş Dünyasını Şekillendiren Trendler Masaya Yatırılıyor

İnsan, teknoloji ve değerlerin kesişiminde dönüşen iş dünyası, 2026’ya doğru yeni bir paradigma ile şekilleniyor. Bu dönüşümü çok boyutlu bir bakış açısıyla ele almak üzere Talk N Training, ilham veren içerikleri ve güçlü isimleri bir araya getirdiği “İlham Veren Buluşmalar” serisinin yeni etkinliğini hayata geçiriyor. “İnsan, Teknoloji ve Değerler: 2026’da İş Dünyasını Şekillendiren Trendler” başlığıyla gerçekleşecek etkinlik, Talk N Training Kurucu Ortakları Buket Güngen ve Özlem Arslan Kart’ın açılış konuşmalarıyla başlayacak. Etkinliğin Master of Ceremony görevini; • Umut Metin (Editör & İçerik Üretici) • Av. Eda Uslu (JCI İstanbul – İş Dünyasından Sorumlu Başkan Yardımcısı) üstlenecek. Program akışı, çok sesli ve disiplinlerarası bir bakış açısıyla katılımcılara ilham verecek şekilde kurgulandı. Panel bölümünün moderatörlüğünü; yaratıcı endüstrilerin güçlü ismi, Grafi2000 Productions Kurucusu, Karikatürist ve Yapımcı Varol Yaşaroğlu üstleniyor. Panelde; • Bahar Selin Akgün – Platin Dergisi Genel Yayın Yönetmeni, • Münteha Adalı – Güvensan CEO’su, ARYA Yatırım Platformu Kurucu Ortağı, Sosyal Etki & Sosyal Fabrika Kurucusu, • Ömer Barbaros Yiş – Karaca International Genel Müdürü 2026’ya giden yolda iş dünyasını şekillendiren trendleri; medya, sosyal etki, yatırım, liderlik ve kurum kültürü perspektiflerinden değerlendirecek. Etkinlik kapsamında ayrıca ilham verici özel konuşmalar yer alacak. Volkan Kılıç (Kuantum Araştırma Kurucusu), “Veriler Ne Söylüyor? 2026’nın İş Dünyası” başlıklı konuşmasıyla veriye dayalı içgörüleri paylaşacak. Berkay Bekar (JCI İstanbul 2026 Dönem Başkanı), “Sosyal Etkiyi Genç Liderler Şekillendiriyor” konuşmasıyla genç liderlerin dönüşümdeki rolünü ele alacak. Prof. Dr. Engin Çakar (Memorial Şişli Hastanesi İnme ve Beyin Hasarı Rehabilitasyon Merkezi Bölüm Başkanı) ise “Yeni Dünyada Beyin Sağlığı ve Hayatta Aktif Kalmak” başlığıyla iş yaşamında zihinsel dayanıklılığın ve iyi oluşun önemine dikkat çekecek. Talk N Training’in ilham veren yaklaşımıyla hayata geçirilen bu buluşma, 2026’ya hazırlanmak isteyen kurumlar ve bireyler için güçlü bir düşünme, paylaşma ve etkileşim alanı sunuyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.