Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Sürdürülebilirlik

Breaking News - Sürdürülebilirlik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sürdürülebilirlik haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

L’Oréal Türkiye 40 yıldır güzelliği teknoloji, inovasyon, gezegen ve insan odağında yeniden tanımlıyor Haber

L’Oréal Türkiye 40 yıldır güzelliği teknoloji, inovasyon, gezegen ve insan odağında yeniden tanımlıyor

L’Oréal Türkiye, 40’ıncı yılında 22 markasıyla Türkiye nüfusunun 3’te 1’inin hayatına dokunarak değer yaratmayı sürdürüyor. L’Oréal Türkiye, ülkemizdeki 40. yılını; güzelliğin bireylerdentopluma, ekonomiden sürdürülebilirliğe kadar uzanan dönüştürücü etkisini/gücünü merkeze alan özel bir etkinlikle kutladı. “Dünyayı Harekete Geçiren Güzelliği Yaratıyoruz” var oluş amacıyla hareket eden tekno-güzellik lideri, Türkiye ekonomisine değer zinciri bütününde 40 milyar TL’lik etki yaratırken, 22 markası, yaklaşık 1000 çalışanı ve bugün Türkiye nüfusunun yaklaşık 3’te 1’ine denk gelen 27 milyon tüketiciye dokunan ekosistemiyle Türkiye güzellik sektörünün dönüşümüne liderlik etmeyi sürdürüyor. L’Oréal Türkiye faaliyet gösterdiği kategorilerdeki yüzde 25 pazar payıyla liderliğini sürdürürken, gerçekleştirdiğietkinlikte, güzelliğin kültürel, ekonomik ve teknolojik boyutlarını tekno-güzellik vizyonu ve sürdürülebilirlik odaklı inovasyonlarıyla birlikte ele aldı. Etkinliğin açılış konuşmasını gerçekleştiren L’Oréal Türkiye Ülke Genel Müdürü VanyaPanayotova “Yalnızca güzellik ürünleri ve hizmetleri sunmuyor; insanların hayatına, hayallerine ve geleceğine eşlik ediyoruz. Güzelliği görünenin ötesinde bireyleri güçlendiren,toplumsal kalkınmayı destekleyen ve ekonomiyi dönüştüren stratejik bir güç olarak ele alıyoruz. Bugün tek işi güzellik olan bir teknoloji şirketi olarak inovasyon, bilim ve sürdürülebilirliği işimizin merkezine koyuyor, geleceğin güzelliğini bugünden yaratmaya devam ediyoruz” dedi. “Dünyayı harekete geçiren güzelliği yaratıyoruz’ vizyonu doğrultusunda hareket eden L’Oréal Türkiye, 40. yılında da bilim, teknoloji ve inovasyonu işinin merkezine koyarak her bireyin ihtiyaç, beklenti ve güzellik anlayışına yanıt veren ultra kişiselleştirilmiş ürün ve hizmetlerini tüketicileriyle buluşturmaya devam ediyor. “Güzellik görünüşün ötesinde; özgüven, bakım ve toplumsal güçtür” L’Oréal Türkiye’nin 40. yıl kutlamasında açılış konuşmasını gerçekleştiren L’Oréal Türkiye Ülke Genel Müdürü VanyaPanayotova, güzelliğin yalnızca fiziksel görünümle sınırlı olmadığını; özgüven, bakım, aidiyet ve toplumsal kalkınmanın önemli bir parçası olduğunu vurguladı. Panayotova sözlerine şöyle devam etti: “Güzellik sadece görünenle sınırlı değil; bireyleri güçlendiren, toplumsal fayda yaratan ve ekonomiyi dönüştüren stratejik bir güç. Günlük bakım ritüellerinden bireylerin özgüvenli hissetmesine, toplumsal kalkınmadan ekonomik büyümeye uzanan geniş bir etki alanından söz ediyoruz. Tüketicilerimize her temas noktasında ‘Görülüyorsunuz, sizi anlıyoruz ve kendi benzersiz hikayenizde her zaman yanınızdayız’ mesajını veriyoruz. “Her Şey Seninle Güzel” diyerek L’Oréal Türkiye olarak insanların hayatı güzelleştirdiği her ana 40 yıldır eşlik etmekten gurur duyuyoruz. Bu güvenle, bilimi, teknolojiyi, inovasyonu ve insanı odağımıza alarak geleceğin güzelliğini bugünden yaratma kararlılığımızı sürdürüyoruz.” 40 yılda Türkiye’de güçlü büyüme: Türkiye nüfusunun üçte birine dokunan lider marka L’Oréal Türkiye, 1986’dan bu yana güzelliği herkes için erişilebilir kılma vizyonuyla büyümeye devam ediyor. Bugün dört ana iş birimi; Tüketici Ürünleri, Lüks, Profesyonel Ürünler ve Dermatolojik Güzellik ile faaliyet gösteren şirket, 22 markası ve 8.500’den fazla ürün çeşidiyle Türkiye genelinde yüz binlerce satış noktasında tüketicilere ulaşıyor. Yaklaşık 1000 çalışanıyla Türkiye nüfusunun 3’te 1’ine denk gelen 27 milyon tüketicinin hayatına dokunan L’Oréal Türkiye, bugün güzellik pazarının lideri konumunda bulunuyor. Şirket; dengeli marka portföyü ve inovasyon gücüyle her yıl pazar büyüme oranının yaklaşık 1.5-2 katı üzerinde büyümeyi hedefleyerek, bu başarıyı sürdürülebilir bir liderliğe dönüştürmeye devam ediyor. Güzellik ekonomisi: Her 1 istihdam, Türkiye’de 12 ek istihdam yaratıyor L’Oréal Türkiye, yalnızca güzellik sektörüne değil, Türkiye ekonomisine de güçlü katkı sağlıyor. Şirket, Türkiye ekonomisine değer zinciri bütününde 40 milyar TL’lik etki sağlarken, L’OréalTürkiye’nin operasyonları doğrudan ve dolaylı olarak 10.000’den fazla tam zamanlı istihdam yaratıyor. Global bir araştırmaya göre L’Oréal ekosisteminde yaratılan her 1 kişilik istihdam, Türkiye genelinde 12 ek istihdam oluşturuyor. Tedarikçilerden eczanelere, kuaförlerden perakende ortaklarına, STK’lardan start-up’lara kadar uzanan geniş ekosistem; büyümeyi ve sosyal kalkınmayı destekliyor. Tek işi güzellik olan bir teknoloji şirketi L’Oréal, bugün kendisini yalnızca bir güzellik şirketi olarak değil, “tek işi güzellik olan bir teknoloji şirketi” olarak tanımlıyor. Şirket, yıllık yaklaşık 1 milyar Euro Ar-Ge yatırımı, dünya genelinde 4.000’den fazla bilim insanı, yılda 725 patent ve 5.900 teknoloji veveri uzmanıyla geleceğin güzelliğini bugünden inşa ediyor. İstanbulise Grup’un dünya genelindeki 7 Açık İnovasyon Merkezi'nden biri. Türkiye’de ise 2014 yılında başlayan dijital güzellik yolculuğu, bugün 14’ü aktif olmak üzere toplam 22 dijital servis ile devam ediyor. Dijitalleşmeyi büyüme motoru olarak konumlayan L’OréalTürkiye, 2025’te dijital servislerinde 7 milyon oturuma ulaştı. Kullanıcıların 6,3 milyon renk tonu denediği ve kişi başına ortalama 19 görünüm keşfettiği bu ekosistem, 1 dakika 8 saniyelik etkileşim süresiyle öne çıkıyor. Şirket, aynı yıl Avrupa Bölgesi’nde en yüksek ‘keşfedilebilirdik oranına’ ulaşarak başarısını uluslararası düzeye taşıdı. Bilim ve teknolojiden güç alan bu yapı; yapay zekâ ve artırılmış gerçeklik destekli servislerle tüketicilere ultra kişiselleştirilmiş güzellik deneyimleri sunuyor. Sanal cilt analizlerinden makyaj denemelerine, saç ve cilt bakım önerilerinden online güzellik danışmanlığına kadar uzanan bu ekosistem; e-ticaret, veri ve CRM gücüyle birleşerek tüketiciyle daha derin ve anlamlı bağlar kurulmasını sağlıyor. Güzelliğin geleceği sürdürülebilirlikte şekilleniyor Sürdürülebilirliği sadece çevresel bir hedef değil, iş yapış biçiminin ayrılmaz bir parçası olarak gören L’Oréal Türkiye; bu yaklaşımını 2020 yılında başlattığı ve Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nin 17 maddesinin 16’sını kapsayan “Gelecek İçin L’Oréal” programı üzerine kurguluyor. Türkiye’deki tesislerinde %100 yeşil enerji kullanan şirket, sürdürülebilirliği ürün geliştirmeden son kullanıcıya kadar uzanan bütünsel bir dönüşüm alanı olarak ele alarak, teknoloji ve bilimi yalnızca inovasyon için değil, sürdürülebilirlik için de kullanıyor. L’Oréal Türkiye; İstanbul içi lüks ve profesyonel ürün dağıtımlarında yıllık 58 ton karbon emisyonunun önüne geçerken, direkt e-ticaret sitelerinden yapılan tüm teslimatlarda ise sıfır plastik kullanımıyla fark yaratıyor. Mağaza teslimatlarında yeniden kullanılabilir kutu sistemine geçerek yıllık 400 ton su tasarrufu elde ederken; müşterilerinesunduğu yeşil dönüşüm desteğiyle bugün yeşil salon ve yeşil eczaneprojelerine destek veriyor. Garnier Sosyal ve Çevresel Etiketleme sistemi ile tüketicilere ürünleriyle ilgili şeffaflık sunmaya devam eden şirket, Impact+ iş birliği ile dijital medya kampanyalarında 41 ton karbon emisyonu azaltımı sağlıyor. Tedarik zinciri aracılığıyla%61’i kadın girişimci ve %39’u KOBİ’lerden oluşan toplam 146 kişiye istihdam desteği sağlıyor. L’Oréal Türkiye’nin Tekno-Güzellik UygulamalarıylaKişiselleştirilmiş Güzellik Deneyimi L’Oréal’in tekno-güzellik cihazları, dünyanın en prestijli teknoloji fuarlarından CES’te 11 İnovasyon Ödülü’ne layık görüldü. • L’Oréal Paris Virtual Try On, Maybelline Virtual Try On, Garnier Virtual Try On, NYX Virtual Try On uygulamaları ile kullanıcılar mağazaya gitmeye gerek kalmadan online olarak yüzlerinde ve saçlarında ürünlerin nasıl duracağını görebiliyor. • L’Oréal Paris Skin Genius ve Garnier Skin Coach ile kullanıcılar cilt analizlerini kolayca gerçekleştirmenin yanı sıra kendilerine özel cilt bakım rehberine ulaşabiliyorlar. • La Roche Posay-Spotscan, yapay zeka desteği ile akneye eğilimli ciltlere kapsamlı bir cilt analizi ile kişiselleştirilmiş rutin önerileri sunuyor. • Dercos Scalp Consult Pro, saç derisini veriye dönüştüren akıllı analiz gücüyle uzman önerisini kişiselleştirilmiş bakım reçetesine dönüştürüyor. • Kiehl’s SkinSnap, cildin farklı bölgelerinin fotoğraflarını çekerek cilt yaşını ölçümlüyor ve kişinin cildine en uygun cilt bakım ürünlerini öneriyor. • Gün ışığı ve UV ışık yardımıyla Skinceuticals-SkinScopecihazı, cildin yüzeyi ve alt katmanlarını ulaşarak daha detaylı bir analiz sunuyor. • Klinik cilt görüntüleme cihazı Lancôme-Skin Screen, 12 klinik cilt parametresini ölçümleyerek cildin ihtiyacı olan kişiselleştirilmiş cilt bakım rutini önerisini sunuyor. • Lancôme-Pro Radiance Booster cihazı ise saniyede 3 milyon ultrason titreşimiyle daha sıkı, pürüzsüz ve genç bir cilt sağlamaya yardımcı oluyor. • Lancome Rénergie Nano-Resurfacer 400 Booster, gelişmiş mikro bakım teknolojisiyle cilt yüzeyini yenileyerek daha pürüzsüz, sıkı ve genç görünen bir cilt görünümünü destekleyen yeni nesil bir cilt bakım cihazıdır. • Lancome E-Skin Expert, 5 dakika içinde cildin görünür yaşını ve 9 farklı longevity parametresini analiz ederek kişiye özel kapsamlı bir cilt yaşı değerlendirmesi sunuyor. • L'Oréal Professionnel-Inoa ID, profesyonel müşterilerin saçlarında hayal ettiği değişimi sanal olarak deneyimle şansı sunuyor. • Kérastase K-Scan Scan Kamerası yapay zeka destekli analiz aracılığıyla, saç profesyonelleri müşterilerinin saç ve saç derilerini mikroskopik olarak görüntüleyerek, tüketicilere daha hassas bakım sunuyor. • L'Oréal Professionnel AirLight Pro, kızılötesi ışık teknolojisiyle saçı daha hızlı kuruturken nemini koruyan, daha az enerji tüketen ve profesyonel seviyede bakım sağlayan yeni nesil akıllı saç şekillendirme cihazıdır.

Zamansız Tasarımın İzinde: Arzu Kaprol ile Moda, Sürdürülebilirlik ve Geleceğin Dili Haber

Zamansız Tasarımın İzinde: Arzu Kaprol ile Moda, Sürdürülebilirlik ve Geleceğin Dili

Breaking News Türkiye Moda Direktörü Derya Özgören, Türk modasının uluslararası ölçekte en güçlü temsilcilerinden biri olan Arzu Kaprol ile modanın dönüşümünü, sürdürülebilirliği ve geleceğin tasarım anlayışını konuştu. Estetik ile teknolojiyi aynı zeminde buluşturan, zamansız tasarım dili ve disiplinlerarası yaklaşımıyla öne çıkan Kaprol, bu özel röportajda yalnızca bir tasarımcı olarak değil; bir düşünce geliştirici ve sistem kurucu olarak modaya bakışını ortaya koyuyor. Moda endüstrisinin hızla değişen dinamikleri içinde anlam üretmenin, sorumluluk almanın ve geleceği tasarlamanın ne anlama geldiğini anlatan Arzu Kaprol ile gerçekleştirdiğimiz bu söyleşi, Vogue estetiğinde bir bakışla modanın bugününe ve yarınına ışık tutuyor. Derya Özgören: Aile mesleği olan tasarımcılıktan gelen bir isim olarak, moda dünyasına giriş sürecinizi ve bu geçmişin kariyerinizi nasıl etkilediğini anlatır mısınız? Moda tasarımına yönelme süreciniz nasıl başladı? Bu alana sizi yönlendiren temel motivasyonlar nelerdi? Arzu Kaprol: Tasarım benim için öğrenilen bir meslekten çok, erken yaşta içine doğduğum bir düşünme biçimi. Aileden gelen üretim kültürü; malzemeye saygıyı, emeğin değerini ve disiplinin yaratıcı süreçteki yerini çok erken fark etmemi sağladı. Moda tasarımına yönelmem ise bir “karar”dan çok, kendiliğinden gelişen bir süreçti. İnsanın bedenle kurduğu ilişki, kimliğini nasıl ifade ettiği ve bu ifadenin zamana nasıl tanıklık ettiği beni her zaman etkiledi. Temel motivasyonum, estetik üretmekten çok, anlam üretmek oldu. Derya Özgören: Çocukluk ve gençlik yıllarınızda tasarım anlayışınızı etkileyen kişi, olay veya deneyimler oldu mu? Bir dönem Volvox grubunda müzikle ilgilendiğiniz biliniyor. Bu süreç moda tasarımına yönelmenizde nasıl bir rol oynadı? Arzu Kaprol: Çocukluk ve gençlik yıllarımda farklı disiplinlerle kurduğum ilişki, bugün yaptığım tasarımın temelini oluşturuyor. Müzik bana kolektif üretimi, sahne ise hikâye anlatımını öğretti. Bir noktada şunu fark ettim: Benim anlatım dilim ses değil, form ve yüzey. Derya Özgören: Kendinizi “inovasyon tasarımcısı” olarak tanımlıyorsunuz. Bu yaklaşımı biraz açar mısınız? Arzu Kaprol: Ben kendimi yalnızca bir moda tasarımcısı olarak değil, bir inovasyon tasarımcısı olarak tanımlıyorum. Çünkü tasarımın bugün geldiği noktada yalnızca estetik üretmek yeterli değil. İnovasyon tasarımı; teknolojiyi, bilimi, veriyi ve insan davranışını tasarımın içine entegre etmek demek. Giyilebilir teknolojiler, akıllı tekstiller ve yeni nesil üretim yöntemleriyle çalışmak; tasarımı bir ürün olmaktan çıkarıp bir deneyime dönüştürüyor. Derya Özgören: Arzu Kaprol markasının tasarım felsefesini ve kimliğini nasıl tanımlarsınız? Arzu Kaprol: Markanın DNA’sı zamansızlık, mimari form anlayışı ve teknolojiyle kurduğu güçlü bağ üzerine kurulu. Benim için tasarım, trend üretmek değil; geleceğe dair bir öneri sunmaktır. Silüetlerimde her zaman bir yapı, bir sistem ve disiplin vardır. Tasarımın yalnızca görsel değil, düşünsel bir karşılığı olduğuna inanıyorum. Koleksiyonlarımızda yalnızca Türkiye’de üretilen kumaşları kullanıyor ve üretimimizi tamamen burada gerçekleştiriyoruz. Bu yaklaşım, tasarımın ekosistemle kurduğu ilişkiye dair bilinçli bir duruş. Derya Özgören: “Design is my passion” diyorsunuz. Tasarım sizin için ne ifade ediyor? Arzu Kaprol: Bu ifade benim için çok içsel bir yerden geliyor. Tasarım benim varoluş biçimim. Moda ise yalnızca estetik bir alan değil; bir iletişim dili. Kıyafet, bireyin dünyayla kurduğu ilişkinin en görünür katmanı. Dolayısıyla her tasarım bir mesaj taşır. Derya Özgören: Yeni bir koleksiyon hazırlarken sizi en çok etkileyen ilham kaynakları neler? Arzu Kaprol: İlham benim için tek bir kaynaktan gelmez. Teknoloji, mimari, doğa, bilim ve sosyolojik dönüşümler… Özellikle geleceğe dair öngörüler ve insanın dönüşen ihtiyaçları tasarım sürecimde belirleyici. Çünkü ben bugünü değil, yarını tasarlamaya çalışıyorum. Derya Özgören: Günümüzde moda endüstrisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Arzu Kaprol: Moda endüstrisi tarihinin en kritik eşiklerinden birinde. Uzun yıllar hız ve tüketim üzerine kurulu bir sistem vardı, ancak bu model artık sürdürülebilir değil. Dijitalleşme ve yapay zeka, tasarım ve üretim süreçlerini kökten değiştiriyor. Moda artık yalnızca trendlerin değil; teknolojinin, bilimin ve toplumsal dönüşümün kesişim noktasında yeniden tanımlanıyor. Derya Özgören: Sürdürülebilirlik yaklaşımınız nasıl şekilleniyor? Arzu Kaprol: Sürdürülebilirlik benim için sonradan eklenen bir değer değil, tasarımın başlangıç noktası. Malzeme seçiminden üretim süreçlerine kadar her aşamada daha bilinçli hareket ediyoruz. Daha az ama daha anlamlı üretmek, tasarımın en güçlü sürdürülebilirlik yaklaşımı. Derya Özgören: Türkiye’de moda tasarımcısı olmanın avantajları ve zorlukları nelerdir? Arzu Kaprol: Türkiye güçlü bir üretim altyapısına ve zengin bir zanaat kültürüne sahip. Bu büyük bir avantaj. Ancak global ölçekte kalıcı olmak için stratejik düşünmek ve sürdürülebilir sistemler kurmak gerekiyor. Derya Özgören: Kariyerinizde sizi en çok etkileyen projelerden biri hangisiydi? Arzu Kaprol: Türk Silahlı Kuvvetleri için tasarladığımız projeler benim için çok önemliydi. Tasarımın yalnızca estetik değil; performans ve fonksiyon odaklı bir alan olduğunu derinlemesine deneyimledim. Derya Özgören: Türk tasarımcıların uluslararası konumunu nasıl görüyorsunuz? Arzu Kaprol: Türk tasarımcılar giderek daha güçlü bir şekilde varlık gösteriyor. Ancak global başarı için yaratıcı olmak kadar stratejik düşünmek de önemli. Derya Özgören: Arzu Kaprol nasıl bir stil benimser? Ne giymez? Arzu Kaprol: Kendimi disiplinli ve çok katmanlı düşünen bir tasarımcı olarak tanımlarım. Stilim sade ama güçlüdür. Kimliği olmayan, sadece trend olduğu için var olan hiçbir şeyi giymem. Derya Özgören: Cinsiyetsiz moda ve sınırları zorlayan defileler hakkında ne düşünüyorsunuz? Arzu Kaprol: Moda her zaman sınırları zorlar. Önemli olan bu yaklaşımın bir fikir ve bağlam taşımasıdır. Cinsiyetsiz moda ise bireyi merkeze alan özgürleştirici bir yaklaşım. Derya Özgören: Yaratıcılığı canlı tutmanın sırrı nedir? Arzu Kaprol; Merak ve disiplin. Sürekli öğrenmek ve farklı alanlarla temas halinde olmak. Derya Özgören: Sokak modasının etkisi hakkında ne düşünüyorsunuz? Arzu Kaprol: Sokak modası, filtresiz ve gerçek bir ifade alanı. Ancak önemli olan onu kopyalamak değil, arkasındaki ruhu anlamak. Derya Özgören: Moda gelecekte nereye evrilecek? Arzu Kaprol: Moda hibrit bir yapıya evrilecek. Fiziksel ve dijital dünya iç içe geçecek, sürdürülebilirlik ise temel belirleyici olacak. Derya Özgören: Önümüzdeki dönem hedefleriniz neler? Arzu Kaprol: Teknoloji ve tasarımı daha güçlü entegre ettiğimiz projelere odaklanıyoruz. Aynı zamanda global ölçekte daha güçlü bir varlık hedefliyoruz. Derya Özgören: Genç tasarımcılara tavsiyeleriniz? Arzu Kaprol: Kendi dillerini bulsunlar ve sabırlı olsunlar. Trendleri değil, kendi anlatmak istediklerini takip etsinler. Çünkü tasarım önce zihinde başlar.

Dündar Keşaplı’ya Prestijli Gazetecilik Ödülü Haber

Dündar Keşaplı’ya Prestijli Gazetecilik Ödülü

İtalya’nın dünyaca ünlü kenti Viareggio’da düzenlenen "İtalia Sports Summit – USSI 80" etkinliğinde, duayen gazeteci Dündar Keşaplı, İtalyan sporunu uluslararası basında en etkili ve en başarılı şekilde temsil eden gazeteci ödülüne layık görüldü. İtalya Spor Yazarları Derneği’nin (USSI) 80. kuruluş yılı kapsamında gerçekleştirilen zirvede verilen ödül, Şubat ayında yapılacak Milano–Cortina Kış Olimpiyatları ve Paralimpik Oyunları öncesinde ayrı bir önem taşıdı. Keşaplı, İtalya’da görev yapan yabancı gazeteciler arasında yaptığı haberler, röportajlar ve analizlerle İtalyan sporunu dünya kamuoyuna başarıyla aktarması nedeniyle onurlandırıldı. “Spor, Kültürler Arası Evrensel Bir Dildir” Ödül töreninde konuşan Dündar Keşaplı, sporun birleştirici gücüne dikkat çekerek,“Spor yalnızca rekabet değil, diyalog ve iş birliğini güçlendiren evrensel bir dildir” dedi.Milano–Cortina Olimpiyatları’nın sadece sportif bir organizasyon olmadığını vurgulayan Keşaplı, “Bu organizasyon, İtalya’nın dünyaya anlatıldığı büyük bir küresel hikâyedir. Uluslararası basın bu hikâyenin en güçlü anlatıcısıdır” ifadelerini kullandı. Milano–Cortina: İtalya’nın Yeni Hikâyesi Milano–Cortina’nın İtalya için tarihi bir dönüm noktası olduğunu belirten Keşaplı, ülkenin artık yalnızca futbolla değil; dağları, doğası, kış sporları, sürdürülebilirlik vizyonu ve kültürel zenginliğiyle ön plana çıkacağını söyledi. Uluslararası Basına Kritik Sorumluluk Konuşmasında uluslararası basının rolüne özel vurgu yapan Keşaplı, özellikle Akdeniz ülkelerinden gelen gazetecilerin, Milano–Cortina sürecinde İtalya’yı çok boyutlu ve derinlikli bir bakış açısıyla anlatma sorumluluğu taşıdığını dile getirdi. “Milano–Cortina sadece izlenen bir organizasyon değil, yaşanan bir deneyim olacak” diyen Keşaplı, sporun yanı sıra turizm, ev sahipliği, sürdürülebilirlik ve yerel kültürün de dünya kamuoyuna aktarılacağını belirtti. USSI 80 Zirvesi Viareggio’da Sporun Nabzını Tuttu İki gün süren İtalia Sports Summit – USSI 80, spor dünyasının önde gelen isimlerini, gazetecileri, federasyon başkanlarını ve kurum temsilcilerini Viareggio’da bir araya getirdi. Zirvede, spor gazeteciliğinin geçmişi, bugünü ve geleceği panellerle ele alındı. Dündar Keşaplı’ya verilen ödül, İtalya’da görev yapan yabancı basının spor alanındaki katkılarının uluslararası düzeyde güçlü biçimde takdir edildiğini de ortaya koydu. Keşaplı konuşmasını şu sözlerle tamamladı:“Milano–Cortina, spor, kültür ve coğrafyayı tek bir büyük anlatıda buluşturan eşsiz bir vitrin olacak ifadelerini kullandi. USSI ETKİNLİĞİ: VİAREGGİO’DA SPOR DÜNYASININ YILDIZLARI BULUŞTU USSI’nin 80. yılı kapsamında düzenlenen zirveye; dünyaca ünlü paralimpik atlet Martina Caironi, eski efsane Juventus ve Milan forması giyen futbolcu Marco Borriello, 4x100 metre bayrak yarışında Avrupa rekoru sahibi milli sprinter Filippo Tortu ile İtalyan futbolunun duayen isimlerinden, Teknik Direktörler Birliği Başkanı Renzo Ulivieri )1982 Dunya sampiyonu efsane futbolcu Giancarlo Antonioni ve daha birçok önemli isim katıldı. Üst düzey katılımla gerçekleşen etkinlik, sporun temel değerleri, medyanın rolü ve İtalyan ile uluslararası sporun geleceğine yönelik önemli değerlendirmelere sahne oldu. USSI zirvesi, yaklaşan Milano–Cortina Kış Olimpiyatları ve Paralimpik Oyunları öncesinde spor ve iletişim arasındaki iş birliğini güçlendiren önemli bir platform olarak öne çıktı.

ANADOLU’NUN GÜCÜ YENİDEN ÖDÜLLERLE TAÇLANDI: Haber

ANADOLU’NUN GÜCÜ YENİDEN ÖDÜLLERLE TAÇLANDI:

ANADOLU’NUN GÜCÜ YENİDEN ÖDÜLLERLE TAÇLANDI: BEE’O PROPOLİS’E SON 2 AYDA 6 ÖDÜL BİRDEN! Türkiye’nin ilk ve tek patentli propolis üreticisi BEE’O, doğal içeriklere dayalı ürünleri ve bilimsel Ar-Ge yaklaşımıyla ulusal ve uluslararası arenada elde ettiği başarılara yenilerini eklemeye devam ediyor! Sürdürülebilirlik vizyonu, çevreye duyarlılığı ve yenilikçi formülasyonlarıyla bugüne dek 100’ü aşkın ödüle sahip olan marka, yalnızca son iki ay içinde ulusal ve uluslararası platformlarda altı prestijli ödüle birden değer görülerek alanındaki liderliğini bir kez daha kanıtladı. 1 Ekim’de gerçekleştirilen Güvenilir Ürün Zirvesi’nde BEE’O Arı Sütü Shot, arı ürünleri kategorisinde, BEE&YOU PhenoliX-B Sprey ise takviye edici gıda kategorisinde birincilik ödüllerine layık görüldü. 14 Ekim’de Boğaziçi Üniversitesi’nde düzenlenen 4. Gıda İnovasyon Zirvesi Gıda Plus Ödülleri’nde BEE&YOU PhenoliX Energy-X Shot “En Yenilikçi Arı Ürünü” seçildi. Atina’daki FCEM Dünya Kongresi’nde BEE’O Propolis / BEE&YOU CEO’su ve Kurucusu Dr. Aslı Elif Tanuğur Samancı “Sürdürülebilirlik Ödülü” ile onurlandırıldı. Birleşik Krallık’ın köklü platformu Quality Food Awards’ta BEE&YOU Propolis Probiyotik Shot finale yükselirken, İngiltere’nin Manchester kentinde düzenlenen Gama Innovation Conference & Awards (GICA) organizasyonunda BEE&YOU “Health & Wellness” kategorisinde birincilik ödülü kazandı. Güvenilir Ürün Zirvesi’nde Çifte Birincilik 1 Ekim 2025 tarihinde Güvenilir Ürün Platformu tarafından düzenlenen ve bu yıl dördüncüsü gerçekleştirilen Güvenilir Ürün Zirvesi’nde BEE’O ve BEE&YOU iki farklı kategoride birincilik elde etti. Arı ürünleri kategorisinde BEE’O Arı Sütü Shot, doğal içeriği ve standardize formülüyle birincilik ödülüne değer görüldü. Takviye edici gıda kategorisinde ise BEE&YOU PhenoliX-B Sprey, doğal bileşenleri ve standardize propolis içeriğiyle birincilik ödülüne layık görüldü. Gıda Plus Ödülleri’nde “En Yenilikçi Arı Ürünü” 14 Ekim 2025’te Boğaziçi Üniversitesi’nde düzenlenen 4. Gıda İnovasyon Zirvesi – Gıda Plus Ödülleri’nde BEE&YOU PhenoliX Energy-X Shot, “En Yenilikçi Arı Ürünü” seçilerek markanın inovasyon gücünü bir kez daha ortaya koydu. Nar suyu, kırmızı ginseng, arı sütü, taurin ve Anadolu Propolisi Ekstraktı (A.P.E.®) içeren güçlü formülüyle doğal enerji desteği sağlayan ürün, kısa sürede yoğun ilgi gördü. GICA’da Health & Wellness Kategorisinde Birincilik 22 Ekim 2025’te İngiltere’nin Manchester kentinde düzenlenen Gama Innovation Conference & Awards (GICA) organizasyonunda BEE&YOU, “Health & Wellness” kategorisinde birincilik ödülü kazandı. FMCG sektörünün global oyuncularını bir araya getiren bu prestijli platformda elde edilen başarı, markanın bilimsel Ar-Ge gücüne ve doğal içerik odaklı inovasyon vizyonuna duyulan uluslararası güveni pekiştirdi. Ödül, Business Growth Hub Genel Müdürü Janine Smith tarafından takdim edildi. Quality Food Awards Bronz Ödülü: BEE&YOU Propolis Probiyotik Shot Birleşik Krallık’ın köklü ve saygın gıda ödülleri organizasyonu Quality Food Awards 2025’te BEE&YOU Propolis Probiyotik Shot, “Yıl Boyu Tüketilen Güçlendirilmiş ve Zenginleştirilmiş Gıdalar” kategorisinde Bronz Ödüle layık görüldü. Bu ödül, ürünün doğal içeriği, standardize propolis yapısı ve fonksiyonel formülünün uluslararası düzeyde takdir edildiğini gösteriyor. Formülünde Patentli Anadolu Propolisi, 10 milyar CFU L. rhamnosus, C vitamini, D3 vitamini, çinko, ham bal ve zencefil özü bulunan ürün; sindirim ve bağışıklık sisteminin normal fonksiyonlarının korunmasına katkıda bulunur. Oda sıcaklığında stabilitesini koruyacak şekilde geliştirilmiştir. Kadın Girişimciliğine Uluslararası Takdir Atina’da gerçekleştirilen FCEM Dünya Kongresi’nde, BEE’O Propolis / BEE&YOU CEO’su ve Kurucusu Dr. Aslı Elif Tanuğur Samancı, sürdürülebilirlik ve kadın girişimciliği alanındaki örnek çalışmalarıyla “Sürdürülebilirlik Ödülü”ne layık görüldü. Bu ödül, markanın doğaya saygılı üretim yaklaşımının uluslararası düzeyde takdir edildiğinin önemli bir göstergesi oldu. İnovasyonun Kalbi: Patentli Anadolu Propolisi (A.P.E.®) Ürünlerin merkezinde yer alan A.P.E.®, Türkiye’nin ilk ve tek patentli Anadolu Propolisi Ekstraktı olup; fenolik ve flavonoid içeriği standardize edilmiş, etkinliği 40’tan fazla klinik çalışma ile gösterilmiş özel bir ekstrakttır. Sözleşmeli Arıcılık Modeli ile elde edilen bu propolis, sürdürülebilir ve izlenebilir üretim zincirinin ürünüdür. BEE’O CEO’su Dr. Aslı Elif Tanuğur Samancı, elde edilen bu başarıları şöyle değerlendirdi: “Anadolu’nun eşsiz bitki örtüsünden elde ettiğimiz arı ürünlerini bilimsel yöntemlerle formüle ederek tüm dünyaya ulaştırmak için arı gibi çalışıyoruz. Patentli özütleme teknolojimizle propolisin fenolik içeriğini koruyor, doğallıktan ödün vermeden etkili formülasyonlar geliştiriyoruz. Sözleşmeli arıcılık modelimizle arıcılarımıza destek olurken sürdürülebilir üretimi güçlendiriyoruz. Bu ödüller, doğaya duyduğumuz saygının, bilime verdiğimiz önemin ve etik üretim anlayışımızın bir yansımasıdır.” BEE’O’nun Güçlü Üretim Altyapısı ve Global Başarısı 2013 yılında İTÜ ARI Teknokent’te bir Ar-Ge projesi olarak kurulan BEE’O, bugün uluslararası sertifikalı 10.500 m²’lik üretim tesislerinde faaliyet göstermekte; 10.000’den fazla arıcı ve 750.000 kovanla iş birliği yürütmektedir. Gıda, takviye edici gıda, dermokozmetik ve tıbbi cihaz kategorilerinde geliştirilen ürünler; GMP, ISO, FDA, BRC, IFS, COSMOS Organic, Helal ve TSE gibi global kalite sertifikaları ile güvence altındadır. BEE’O, Anadolu Propolisi’ni ABD’den Avrupa’ya 37 ülkeye ulaştırmakta; ürünleri ABD’de CVS, Walmart, Trader Joe’s, Avrupa’da ise Holland & Barrett gibi perakende zincirlerinde BEE&YOU markasıyla tüketicilerle buluşturmaktadır.

“Alkışın Peşinde Bir Lider: Ebru Akyüz’ün 17 Yaşında Başlayan Başarı Yolculuğu” Haber

“Alkışın Peşinde Bir Lider: Ebru Akyüz’ün 17 Yaşında Başlayan Başarı Yolculuğu”

Ebru Akyüz’ün hikâyesi, “başarı” kavramını yalnızca unvanlarla değil; mücadele, karakter ve istikrarla tarif eden nadir yolculuklardan biri. 17 yaşında havalimanında başlayan çalışma hayatı, yıllar içinde uluslararası şirketlerde yöneticiliğe; oradan da Türkiye’de binlerce çalışanı olan bir yapının kuruculuğuna uzanıyor. AllService’in CEO’su olarak tesis yönetimi gibi çoğu zaman görünmeyen ama kurumların omurgasını oluşturan bir alanda sürdürülebilir bir sistem kuran Akyüz, disiplinli yönetim anlayışı, kadın istihdamına verdiği önem ve “alkışın” yani takdirin peşinden giden motivasyonuyla dikkat çekiyor. Derya Özgören’in sorularıyla şekillenen bu röportaj; çocukluk yıllarından kariyer kırılma noktalarına, kadın dayanışmasından kuşaklar arası çalışma kültürüne, modadan hayata bakışına kadar uzanan samimi ve ilham verici bir anlatıyı okura taşıyor. Örnek Alınması Gereken Bir Başarı Öyküsü Derya Özgören soruyor, Ebru Akyüz yanıtlıyor Türkiye’de tesis yönetimi denildiğinde akla gelen güçlü kadın figürlerinden biri Ebru Akyüz. AllService’in kurucusu ve CEO’su olan Akyüz, 17 yaşında başladığı iş hayatında bugün binlerce çalışanın sorumluluğunu taşıyan, disiplinli, vizyoner ve ilham veren bir lider. Bu röportajda; çocukluk yıllarından kariyer yolculuğuna, kadın istihdamından Z ve Alfa kuşaklarına, modadan hayata bakışına kadar pek çok başlığı tüm samimiyetiyle konuştuk. Derya Özgören: Ebru Hanım, AllService’in arkasındaki başarılı iş insanı olarak sizi yakından inceledim. Gerçekten örnek alınması gereken bir kariyeriniz var. Sizi biraz tanıyabilir miyiz? Ebru Akyüz: Ankara doğumluyum ama Ankara’da büyümedim. Antalya’da büyüdüm. Babam göçmendi, önce Ankara’ya yerleşmiştik. 1986–87 yılları gibi Antalya’ya taşındık; orada bir otel açtık. Tüm öğrenim hayatım Antalya’da geçti. 17 yaşında çalışmaya başladım. Babam ciddi bir talihsizlik yaşadı ve battı. O noktada alıştığımız hayat bir anda altüst oldu. Erken sorumluluk almak zorunda kaldık; ben de abim de. Açıkçası aile şirketinde çalışabilecek bir karakterim yoktu. Düzen devam etseydi bile orada duramazdım. Üniversite sınavına girdiğim yıl aynı zamanda havalimanında çalışmaya başladım. Hayalim hostes olmaktı; dünyayı gezmek istiyordum. Ama havalimanı emniyet müdürü aile dostumuzdu, kesinlikle izin vermedi. “Seni Free Shop’a sokarım” dedi. Başta istemedim ama sonra çok sevdim. Orada sıfırdan başladım. Kasadan sigaraya, oradan parfüm bölümüne geçtim. Parfüm bölümü en kritik noktadır; hem prestij hem prim açısından. PVA adlı global bir şirket ilk kez Türk Hava Limanları için müdür seçeceğini duyurdu. Genel müdürüm mutlaka sınava girmemi istedi. 17 yaşındaydım. Kazanacağıma inanıyordum. Üniversite sınavını bir buçuk puanla kaçırdım ama PVA sınavını kazandım. 17 yaşında 1000 mark maaş aldım. O an dedim ki: “Ben bu işin en tepesine çıkacağım.”Sonra yabancı firmalara geçtim. Gate Gourmet USAŞ’ta çalıştım. Terfi için lisans gerekiyordu; açık öğretimden üniversite bitirdim. Uçak içi catering ve havalimanı restoranlarının koordinatörlüğünü yaptım. 2009’da Sabiha Gökçen Havalimanı yenilenirken İstanbul’a geldim. Ardından Limak ve Orion’un Kosova Havalimanı projesinde genel müdürlük teklif edildi. Derya Özgören: Bu kaç yaşında oldu? Ebru Akyüz: Yaklaşık 29 yaşındaydım. Çok hırslıyım işimde. Bir işi yapıyorsam en iyisini yapmalıyım. Para benim için başarının ölçüsü değil. Ben alkıştan, takdir edilmekten besleniyorum. “Bak Ebru bunu başardı” denmesi beni kamçılar. Sonra büyük bir tesis yönetim firmasına genel müdür oldum. 30 bin çalışanı olan bir yapıydı. Oradan ayrıldığımda dedim ki: “17 yaşımdan beri çalışıyorum, networküm var, artık kendi şirketimi almalıyım.” AllService Almanya’da kurulmuştu, Türkiye yapılanması zayıftı. Şirketi aldım, büyüttüm. Bu yıl Türkiye’deki 10. yılımız. Medical Park ile 10 yıldır çalışıyoruz. Temizlikle başladığımız işlerde teknik, lojistik, tedarik derken organik olarak büyüdük. Biz müşterilerimize şunu söylüyoruz: “Siz kendi asli işinize odaklanın, geri kalan her şeyi bize bırakın.” Temizlik, teknik, ilaçlama, catering, bahçe bakımı… Bunlar entegre düşünülmesi gereken işler. Yanlış kimyasal, yanlış uygulama milyonluk yatırımları mahvedebilir. Üç bine yakın çalışanımız var. Fabrikalar, hastaneler, zincir restoranlar, spor salonları… İnsanla çalışmak zor ama doğru eğitim ve denetimle sürdürülebilirlik sağlanıyor. (Röportaja Gülay Kamaz dahil oluyor) Gülay Kamaz: Ebru’yu sadece yatırım yapmış biri gibi görmemek gerekir. İşin mutfağından gelmiş, çekirdeğinden yetişmiş biri. Çok titiz, çok dürüst. 10 yıldır aynı müşterilerle çalışmasının nedeni bu güven. Para odaklı değil; bu yüzden şirketi bu noktaya geldi. Ebru Akyüz: Evet, hassas bir yapım var. Yorulduğum zamanlar oldu. Bir kızım var ama işlere çok hevesli değil. Kadın dayanışması benim için çok önemli. Gülay beni yıllardır dengeliyor. Ben vermeye odaklıyım, almaya değil. Derya Özgören: Bu duruş biraz aileden mi geliyor? Ebru Akyüz: Kesinlikle. Rol modelim annemdi. İlkokul mezunu ama müthiş bir vizyonu vardı. Evimizin salonunu yarı showroom yapmıştı yıllar önce. Bugün herkes buna “konsept” diyor. Ben TAMEV’de burslu öğrencilerle çalışıyorum. İmkânsızlık içindeki o gençlerden inanılmaz enerji alıyorum. “Doğduğun kaderindir” diye bir şey yok. İnsan kaderini yönlendirir. Instagram’da gördüğümüz pırıltılı hayatların çoğu gerçek değil. Ben hiçbir zaman maddi bir gerekçeyle bir erkeğe ihtiyaç duymadım. Duygu varsa var, yoksa yok. Derya Özgören: Kadınların arkasında duran bir “dev kadın” diyebilir miyiz size? Ebru Akyüz: Elimden geldiğince evet. Çalışanlarımızın %70’i kadın. Çünkü toplum kadından başlar. Kadını güçlendirmeden toplumu düzeltemezsiniz. Z kuşağını eleştiriyoruz ama onları biz yetiştirdik. Empati yapınca güçlü yanlarını görüyorsunuz. Verimlilik saatle değil sonuçla ölçülmeli. Derya Özgören: Biraz da modadan konuşalım… Ebru Akyüz: Modayı takip ederim ama körü körüne değil. Kendime göre bir stilim var. İş kadınıyım; ortama göre giyinirim. Casual tarzı seviyorum. Şık olmak özsaygıyla ilgilidir. Türk modacılarını ve tekstilini çok başarılı buluyorum. Siren gömlekleri, Melda Aksu pantolonları vazgeçilmezim. Renkten çok siyah, beyaz ve maviyi tercih ederim. Moda bana göre, insanın kendine yakıştırdığıdır. Aynada kendimi iyi hissetmediğim hiçbir şeyi giymem. Derya Özgören: Hayatta akıl aldığınız biri oldu mu? Ebru Akyüz: İlk genel müdürüm büyük şanstı. O sınava girmesem bugün burada olmazdım. Onun dışında en büyük desteği Allah’tan aldım. Ticaret zor. Hele Türkiye’de ayakta kalmak ciddi cesaret istiyor. Derya Özgören: Gençlere ne tavsiye edersiniz? Ebru Akyüz: Hedefleri olsun. Sevdikleri işi yapsınlar. Üretsinler. Üretmeyen insana tahammülüm yok. Zekâ var ama tembellik de var. Telefon, oyun bağımlılığı ciddi sorun. Ama şuna inanıyorum: Çabalayan kazanır. Derya Özgören’le Derya’ca Moda Bu röportaj, ilham veren bir kadın liderin hayatından satır başları sunuyor.

Bilim Temelli Büyüme Modeli: Clasy Care Global Pazarda A-Class Standartlarıyla Yükseliyor Haber

Bilim Temelli Büyüme Modeli: Clasy Care Global Pazarda A-Class Standartlarıyla Yükseliyor

Kişisel bakım sektörü, son yıllarda yalnızca estetik kaygılarla değil; bilim, sürdürülebilirlik ve bilinçli tüketim ekseninde yeniden şekilleniyor. Bu dönüşümün dikkat çeken markalarından biri olan Clasy Care, kısa sürede oluşturduğu güçlü marka algısı ve uluslararası büyüme stratejisiyle ekonomi çevrelerinin radarına girdi. Clasy Care CEO’su Özcan Aydın, markanın doğuş hikâyesinden global hedeflerine kadar uzanan yolculuğu değerlendirdi. Özcan Aydın’a göre Clasy Care’in çıkış noktası, kişisel bakımın yüzeysel bir güzellik anlayışından ibaret olmadığı fikrine dayanıyor. Marka, “iyi hissetmek” ile “bilinçli bakım” arasındaki bağı merkeze alarak; bilimi, şeffaflığı ve erişilebilir kaliteyi temel alan bir vizyonla doğdu. Bugün ulaşılan nokta ise bu vizyonun istikrarlı biçimde hayata geçirilmiş bir sonucu olarak tanımlanıyor. Yoğun rekabetin yaşandığı kişisel bakım pazarında Clasy Care’i farklılaştıran en önemli unsurun net bir duruş olduğuna dikkat çeken Aydın, markanın abartılı vaatler yerine kanıtlanabilir faydalara odaklandığını vurguluyor. Trendleri kısa vadeli bir pazarlama aracı olarak görmek yerine, doğruluğu ve kalıcılığı esas alan bir üretim anlayışı benimsediklerini belirten Aydın, “Bizim için farklılaşma daha çok konuşmak değil, daha doğru üretmek” ifadelerini kullanıyor. Clasy Care’in kendisini “A-class” bir marka olarak konumlandırmasının arkasında ise sürecin her aşamasında uygulanan yüksek standartlar yer alıyor. Formülasyondan hammadde seçimine, ambalajdan regülasyon uyumuna kadar tüm aşamalarda “en iyisi mi?” sorusunun sorulduğunu belirten Aydın, kalite anlayışlarının yalnızca ürün sonucuyla sınırlı olmadığını, sürecin tamamına yayıldığını ifade ediyor. Bilim, teknoloji ve inovasyon markanın ürün geliştirme stratejisinin temelini oluşturuyor. Clasy Care, ürünlerini geliştirirken akademik literatür, etkin içerik kombinasyonları ve cilt biyolojisini rehber alıyor. Dijitalleşmeyi ise bir gösteri unsuru olarak değil, tüketiciyle bilgi temelli bir bağ kurmanın aracı olarak konumlandırıyor. Marka, dijital kanallar üzerinden ürünlerin arkasındaki bilimsel yaklaşımı daha şeffaf şekilde tüketiciyle buluşturmayı hedefliyor. Etik üretim ve sürdürülebilirlik konusu Clasy Care için bir tercih değil, kurumsal bir sorumluluk alanı olarak ele alınıyor. Güvenilir tedarik zinciri, regülasyonlara tam uyum, gereksiz içeriklerden kaçınma ve uzun ömürlü ambalaj çözümleri bu yaklaşımın temel unsurları arasında yer alıyor. Doğaya ve insana saygı, markanın değişmeyen değerleri arasında bulunuyor. Bilinçli tüketici kitlesine hitap etmenin temel yolunun şeffaflıktan geçtiğini vurgulayan Özcan Aydın, içerik listelerinin açık şekilde paylaşılmasına, gerçekten işe yarayan aktif bileşenlere ve sade formülasyonlara önem verdiklerini belirtiyor. Clasy Care, tüketiciyi ikna edilmesi gereken bir hedef kitle olarak değil, bilgilendirilmesi gereken bir yol arkadaşı olarak görüyor. Büyüme stratejilerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Aydın, 2025 ve sonrasında Clasy Care’i en az üç kıtada referans gösterilen bir bakım markası haline getirmeyi hedeflediklerini söylüyor. Ürün gamını genişletirken dağıtım kanallarında kontrollü ve sürdürülebilir bir büyüme modeli benimsediklerini ifade ediyor. Uluslararası pazarlarda aktif olarak yer aldıklarını belirten Aydın, Clasy Care’in bugün Türkiye’nin yanı sıra ABD, Almanya ve Suudi Arabistan’da resmi depo ve dağıtım ağlarına sahip olduğunu aktarıyor. Markanın global pazardaki konumlandırması ise “bilim temelli, güvenilir ve ulaşılabilir premium” yaklaşımı üzerine kurulu. Aydın, her pazara aynı dili değil, aynı kalite standardını götürmeyi hedeflediklerini vurguluyor. Müşteri memnuniyeti ve güven kavramının Clasy Care için stratejik bir değer olduğunu dile getiren Özcan Aydın, güvenin bir kez kazanılıp bırakılacak bir unsur olmadığını, sürekli korunması gereken bir ilişki olduğunu ifade ediyor. Satış sonrası sürecin de bu ilişkinin ayrılmaz bir parçası olduğunu belirten Aydın, tutarlı kalite ve şeffaf iletişimi merkeze alan bir sistemle ilerlediklerini söylüyor. Clasy Care’i tek bir cümleyle özetleyen Özcan Aydın, markayı “gerçek ihtiyaçlara odaklanan, yüksek kaliteli içeriğe sahip bir bakım markası” olarak tanımlıyor. Tüketiciye verilmek istenen ana mesaj ise net: “Sürdürülebilir güzellik.”

TÜRKİYE’NİN AROMATERAPİ GÜCÜ TALYA İLE DÜNYAYA YAYILIYOR Haber

TÜRKİYE’NİN AROMATERAPİ GÜCÜ TALYA İLE DÜNYAYA YAYILIYOR

Gıda takviyeleri, vitaminler ve aromaterapi kategorileri dünya genelinde büyümeye devam ederken, Türkiye bu yükselişin dinamik aktörlerinden biri olarak öne çıkıyor. 2025 yılı itibarıyla Türkiye’nin takviye edici gıda ve vitamin pazarı yaklaşık 1 milyar dolarlık bir hacme ulaşırken, aromaterapi alanının temel bileşenlerinden olan aromatik yağlar pazarı 500 milyon dolarlık işlem hacmineyaklaştı. Bu tablo, Türkiye’nin hem bitkisel içeriklerde hem de doğal formülasyonlara dayalı ürünlerde üretim gücünü ve küresel rekabet avantajını ortaya koyuyor. Bu büyümenin dikkat çeken temsilcilerinden Talya,Amerika’daki yapılanması Talya Herbal LLC şirketi ile Türk menşeli bitkisel ürünlerin uluslararası pazardaki konumunu her geçen gün daha da güçlendiriyor... TÜRKİYE’NİN GIDA TAKVİYELERİ DÜNYA PAZARINDA BÜYÜYOR Gıda takviyeleri ve aromaterapi ürünleri sektörü, dünya genelinde her geçen yıl büyüyen bir pazar hâline geliyor. Türkiye, zengin bitki çeşitliliği ve üretim kapasitesiyle bu pazarda öne çıkan ülkeler arasında yer alıyor. Bu gelişmelerin merkezinde yer alan Talya, Amerika’da 10. yılını tamamlayanyapılanması Talya Herbal LLC şirketi ile Türk menşeli bitkiselürünlerin uluslararası pazardaki bilinirliğini artırıyor. Talya, kendi sektöründe ABD’de şirket kuran ilk Türk markasıolarak, sağlıklı yaşam bilincine sahip Amerikalı tüketicilerin ilgisini çekiyor. TALYA, DOĞADAN ALDIĞI GÜCÜ DÜNYAYA TAŞIYOR Markanın küresel vizyonuna ilişkin açıklamalarda bulunan Talya Bitkisel Kurucusu ve Fitoterapi Uzmanı M. Halis Ertaş: “Doğadan aldığımız ilhamla geliştirdiğimiz ürünleri, global pazarda daha fazla insana ulaştırmak ve sağlıklı yaşam bilincini yaymak bizim için büyük bir misyon. Amerika pazarında Türk menşeli bitkilerden üretilen aromatik yağlar ve gıda takviyeleriyle istikrarlı bir büyüme sürdürüyoruz. Bugün ABD pazarında tüketiciler bu ürünleri doğrudan ‘Türk çörekotu ’ ve ‘Türk kekik’i olarak aratıyor; bu da Türkiye menşeli bitkilerden üretilen ürünlere yönelik farkındalığın giderek arttığını gösteriyor. Türkiye’nin gıda takviyesi ve aromaterapi ürünleri alanında çok yüksek bir potansiyeli var ve biz Talya olarak bu potansiyeli global ölçekte görünür kılmayı hedefliyoruz” ifadelerini kullandı. SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK VE YENİLİK ODAKLI ÜRETİM ANLAYIŞI Gıda takviyesi ve aromaterapi ürünlerinde yalnızca ürün kalitesine değil, üretim sürecinin çevresel ve toplumsal etkilerine de odaklanan Talya, yenilikçi yaklaşımını sürdürülebilirlik temeli üzerine inşa ediyor. Marka, doğal kaynakları verimli kullanmayı ve çevreye duyarlı üretim modelleriyle geleceğe değer katmayı hedefliyor. Bu vizyon doğrultusunda Ar-Ge çalışmaları ve üretim politikaları, sürdürülebilir kalkınma ilkeleriyle uyumlu hale getiriliyor. 2030 yılı sonuna kadar ulaşılması hedeflenen “BM Sürdürülebilirlik Kalkınma Amaçları” doğrultusunda çalışmalarını devam ettiren marka; sürdürülebilir üretim, sıfır atık ilkesi, dijital dönüşüm yatırımları ve karbon ayak izinin azaltılması ilkelerini öncelikli stratejileri arasında bulunduruyor. Antalya’daki üretim tesislerini uluslararası standartlarda tamamen yenileyerek modern fabrikasındaüretim yapan Talya Bitkisel, doğallık, bilim ve sürdürülebilirlik ilkelerini bir araya getirerek Türkiye’nin gıda takviyesi, vitaminler ve aromaterapi ürünleri sektöründeki lider temsilcilerinden biri olarak konumunu güçlendiriyor. TALYA BİTKİSEL HAKKINDA: 2003 yılında Antalya’da kurulan Talya Bitkisel, bitkisel yağlar, uçucu yağlar, gıda takviyeleri ve doğal kozmetik alanlarında üretim yapan Türkiye’nin öncü markalarındandır. Ar-Ge ve kalite süreçlerinde güven, uzmanlık ve çevre dostu üretim ilkelerini benimseyen Talya Bitkisel, 40’tan fazla ülkeye ihracat yapmaktadır. Marka, doğadan gelen şifayı bilimle buluşturarak, sürdürülebilir sağlık ve güzellik çözümleri geliştirmeye devam etmektedir.

Almanya’nın En İyi Denklik Danışmanlık Firması: EPION, ‘Deutscher Exzellenz-Preis 2026’ Ödülünü Kazandı Haber

Almanya’nın En İyi Denklik Danışmanlık Firması: EPION, ‘Deutscher Exzellenz-Preis 2026’ Ödülünü Kazandı

Almanya’da hizmet kalitesi ve müşteri memnuniyeti alanında en itibarlı değerlendirme kuruluşlarından biri olan Deutsches Institut für Service-Qualität (DISQ), 2026 yılı Deutscher Exzellenz-Preis sonuçlarını açıkladı. Türkiye’den Almanya’ya göç etmek isteyen Tıp ve Diş Hekimlerine profesyonel denklik danışmanlığı sunan ve aynı zamanda sektörde tek, Türk-Alman Ticaret ve Sanayi Odasına üye konumda bulunan EPION Vermittlung & Beratung, “Exzellente Internationale Anerkennungsberatung” kategorisinde ülke genelindeki tüm firmaları geride bırakarak Almanya’nın en iyi danışmanlık şirketi seçildi. Bu yılki programda Almanya genelinde 49 firma, inovasyon, hizmet kalitesi, sürdürülebilirlik, uluslararası güvenilirlik ve operasyonel şeffaflık kriterleri üzerinden kapsamlı bir incelemeye tabi tutuldu. Değerlendirme jürisinin başkanlığını, ülkenin önde gelen siyasetçilerinden ve eski Federal Bakan Brigitte Zypries üstlendi. Exzellenz-Preis, özellikle sağlık ve eğitim gibi kritik sektörlerde yüksek standartlarla çalışan kurumlar için Almanya’da en prestijli başarı göstergelerinden biri kabul ediliyor. EPION’dan Almanya’daki Sağlık Sistemine Güçlü Katkı EPION, özellikle Türkiye’den Almanya’ya göç eden hekimlerin uzun, teknik ve çoğu zaman karmaşık olan “Approbation ve Berufserlaubnis” denklik süreçlerinde uzmanlaşmış bir kurum olarak biliniyor. Kuruluş, hukuki başvuru dosyalarından dil süreçlerine, eyalet değişikliklerinden sınav hazırlıklarına kadar tüm aşamalarda kapsamlı danışmanlık sağlıyor. Samet Gürlek: “Bu ödül, Almanya’da yeni bir hayat kuran hekimlerin de başarısıdır.” EPION’un kurucu ortağı Samet Gürlek, ödülün duyurulmasının ardından yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “22 yıldır binlerce sağlık çalışanını Almanya’daki kariyer yolculuklarına hazırlıyoruz. Exzellenz-Preis, sadece kurumumuzun profesyonel yaklaşımının değil, aynı zamanda bize güvenen hekimlerimizin emeğinin bir yansımasıdır. Almanya’da denklik gibi teknik ve çetrefilli bir alanda en iyi seçilmek bizim için büyük bir gurur.” Gürlek, Almanya’nın önümüzdeki yıllarda sağlık personeli açığının daha da artacağını belirterek, EPION’un bu ihtiyacı karşılamada kritik bir rol oynamaya devam edeceğini vurguladı. Almanya Sağlık Sektörü İçin Stratejik Öneme Sahip Uzmanlara göre, yaşlanan nüfus, artan sağlık talebi ve pandemi sonrası iş gücü hareketliliği nedeniyle Almanya, önümüzdeki 10 yıl boyunca yurtdışından nitelikli sağlık çalışanlarına her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyacak. Bu kapsamda, EPION’un aldığı ödül yalnızca kurumsal bir başarı değil; uluslararası sağlık iş gücünün entegrasyonuna katkı sağlayan stratejik bir hizmetin de tescili niteliğinde. EPION, 2026 itibarıyla Almanya’daki danışmanlık ekibini genişletmeyi, Türkiye ve Avrupa’daki temsilciliklerini artırmayı ve dijital denklik çözümlerini güçlendirmeyi planlıyor. www.almanyadiplomadenkligi.com +49 155 61066021

“Mekânın Ruhunu İnşa Eden Kadın: Tasarımcı Zeynep Fadıllıoğlu” Haber

“Mekânın Ruhunu İnşa Eden Kadın: Tasarımcı Zeynep Fadıllıoğlu”

İbadethane mimarisine getirdiği özgün yorum, sanatla zanaati aynı potada eriten yaklaşımı ve Şakirin Camii ile “dünyada ilk cami tasarlayan kadın mimar” olarak uluslararası alanda kazandığı ün… Tasarımcı Zeynep Fadıllıoğlu, modern mimarlığın en etkili figürlerinden biri olarak, yıllara yayılan tasarım yolculuğunu, kültürel dengeleri nasıl kurduğunu ve mimaride duygunun neden her zaman merkezde olması gerektiğini Breaking News’den İpek Dağıstanlı’ya özel olarak anlattı. “İlk cami tasarlayan kadın tasarımcı” unvanı size bir sorumluluk hissettirdi mi? Şakirin Camisi projemiz tamamlandıktan sonra, uluslararası basının önde gelen kuruluşlarında “ilk cami tasarlayan kadın tasarımcı” olarak anılmaya başladım. Bu unvan elbette belirli sorumluluklar yüklüyor; fakat bir cami tasarlamanın ne kadar hassas ve derin bir konu olduğunun her zaman farkındaydım. Bu yüzden, diğer projelerimizde olduğu gibi burada da projeye özel araştırmalar yaparak ve alanının uzmanlarıyla birlikte çalışarak ilerledik. Cami tasarlamak, toplumun ortak duygularına ve hassasiyetlerine temas eden bir süreç olduğu için, atılan her adım ayrı bir özen gerektiriyordu. Dünyanın farklı önemli noktalarında uzun yıllardır projeler üstlenen biri olsam da, bu projenin ardından uluslararası basında bu şekilde anılmak, sorumluluk alanımı doğal olarak biraz daha genişletti. Bugün firmamız, farklı iklimlere ve kültürel geçmişlere sahip pek çok ülkede, aynı anda 30.000 kişinin ibadet edebildiği büyük ölçekli camiler de dâhil olmak üzere 20’nin üzerinde cami tasarlamış ve uygulamıştır. Doğu–Batı, gelenek–modernite sentezinin en zorlayıcı yanı nedir? Bu iki dünyayı ve kavramı bir araya getirirken doğru dengeyi kurmak ve her birinin özgün kültürel değerini korumak temel nokta. Gelenekselliğin, bir toplumun birikmiş kültürünü tasarıma doğrudan motiflerle değil; yerini doğru bulduğu anlarda yansıtması önemli. Aynı şekilde modernitenin de kendi çağının oluşmuş kültürel birikimini, geleneksel kökleri gölgelemeyecek şekilde hissettirmesi gerekiyor. Bu iki kültürel kavram arasındaki bağı görünür kılmak, çoğu zaman çok ince bir çizgide yürümeyi gerektiriyor. Aslında tasarımın en dönüştürücü tarafı da tam olarak bu süreçte ortaya çıkıyor. İbadethane tasarlarken hangi referans noktalarından yola çıktınız? İbadethane tasarlarken önce, o mekânın ibadet edenlerin üzerindeki etkisini derinlemesine anlamaya çalışıyorum. Cami tasarımlarında ise yüzyıllar içinde oluşmuş İslam sanatları, mekânsal düzen, ışığın kullanımı ve yapının hayat bulacağı bölgenin kültürel özellikleri benim için doğal bir rehber oluyor. Mekânın girişinden ibadet alanına kadar uzanan yolculukta, insanın dinginliğe adım adım yaklaşabilmesi için hem ışığı hem de oranları dikkatle kurguluyorum. İbadet edenlerin mekânı nasıl hissettikleri, içeri girdikleri anda oluşan atmosfer, tasarımın yönünü belirleyen temel unsurlardan biri. Sanat ve zanaatin buluştuğu geleneksel el işçiliği de bu süreçte önemli bir referans; çünkü mekâna kültürel köklerini yansıtırken aynı zamanda zamansız bir incelik katıyor. Bir mekân kendi kimliğini nasıl bulur? Bir mekânın kimliği, tek bir unsurdan değil, bir araya gelen pek çok bileşenin oluşturduğu bir bütünlükten doğar. Öncelikle mekânın bulunduğu bölgenin kültürel dokusu ve tarihsel birikimi, kimliğin en temel taşlarından biridir. Ardından, o mekânı kullanacak insanların ihtiyaçları, beklentileri ve mekânla kuracakları ilişki, tasarımın yönünü belirler. Mekânın fonksiyonu da bu kimliğin önemli bir parçasıdır; çünkü her fonksiyon kendi ritmini, kendi davranış biçimini beraberinde getirir. Bir mekânın diğerlerinden ayrılmasını sağlayan kimlik öğeleri ise genellikle kültürel kimliğin nasıl yansıtıldığı, malzemenin dili, ışığın mekânı nasıl şekillendirdiği ve mimari ruhun size ne hissettirdiğiyle ilgilidir. Bir yapının dış kabuğu ve içindeki atmosfer, o mekâna adım atan kişide ilk izlenimi oluşturur; bu izlenimin samimiyeti, sadeliği ya da iddiası mekânın kimliğini belirginleştirir. Uluslararası projelerde kültürel farklılıklar tasarımı nasıl etkiliyor? Kültürel farklılıklar, uluslararası projelerimizin en büyük tasarım zenginliklerinden birini oluşturuyor. Farklı coğrafyalarda çalışmak, her bölgenin kendine özgü kültürel dokusunu, ritüellerini ve estetik anlayışını yakından tanımamıza imkân veriyor. Bu çeşitlilik bizim için hem güçlü bir ilham kaynağı hem de tasarımı yeniden kurguladığımız bir süreç. Her kültürün mekâna bakışı, malzemeyle kurduğu ilişki ve günlük yaşam ritmi projeye yeni bir perspektif katıyor. Bu nedenle her projede önce o bölgenin ruhunu, kültürünü, geleneklerini ve yaşam biçimini anlamaya odaklanıyoruz. Bu yaklaşım, tasarımın daha kapsayıcı, daha duyarlı ve daha katmanlı bir dile dönüşmesini sağlıyor. Sonunda farklı kültürlerle kurulan bu ilişki, hem mekânı hem de tasarımcı olarak bizi zenginleştiren bir deneyime dönüşüyor. Zanaatın kaybolmaması için nasıl bir yol izliyorsunuz? Zanaatin yaşaması için sanatı ve el işçiliğini projelerimizin içerisinde tutmaya çalışıyorum. Ustaların bilgisinin ve yıllar içinde oluşmuş dokunuşlarının, tasarıma bambaşka bir ruh verdiğine inanıyorum. Bu nedenle mümkün olduğu kadar ustalarla birebir çalışıyor, onların birikiminin yeni nesillere aktarılmasına destek veriyorum. Zanaat ancak ustadan çırağa geçerek varlığını sürdürüyor; bu zincirin kopmaması için tasarımlarımızda uygun olan yerlerde bu işçiliklere yer vermeye özen gösteriyoruz. Bugün “kadın tasarımcı” olmanın anlamı nedir? Tasarımcı olarak kadın olmamın belirleyici bir fark yarattığını hiç hissetmedim; benim için işin özü her zaman ortaya koyduğun vizyon, disiplin ve estetik duyarlılık. Ürettiğin işin niteliği, detaylara gösterdiğin özen ve birlikte çalıştığın insanların vizyonuyla şekillenir. Bu yüzden kadın ya da erkek olmaktan ziyade, tasarımın kendisinin konuşulması benim için çok kıymetli. Genç tasarımcılar için çağın en büyük kırılma noktası ne olacak? Teknolojinin hızla gelişmesi tasarım dünyasını farklı bir yöne götürüyor. Fakat insan dokusunun ve duygusunun tasarımdaki yeri hiçbir zaman kaybolmamalı. Gençleri, teknolojiyi araç olarak kullanıp özünü korumaya teşvik ediyorum. Sürdürülebilirlik projelerinizde nasıl konumlanıyor? Sürdürülebilirlik bizim için yalnızca çevreyle ilgili bir kavram değil; tasarımın uzun ömürlü olmasıyla da yakından ilgili. Doğal ve dayanıklı malzemeler kullanmaya, enerji verimliliğini artıracak çözümler geliştirmeye çok önem veriyoruz. Ayrıca mekânın bulunduğu çevreyle uyum içinde yaşamasına dikkat ediyoruz. Böylece projelerimiz sadece estetik değil, çevresel ve sosyal açıdan da sorumlu oluyor. Bu yaklaşım da bizim “zamansızlık” anlayışımızın önemli bir parçası. Sizi en fazla dönüştüren proje hangisi oldu? Her projenin kendi içinde bambaşka bir ruhu, hikâyesi ve bizi dönüştüren bir tarafı var. Farklı coğrafyalar, kültürler ve beklentilerle çalışırken, her seferinde tasarım yaklaşımımızın yeni bir yönünün açıldığını ve perspektifimizin daha da genişlediğini görüyorum. Beni en çok dönüştüren projelerden biri ise, dönemin koşullarını da düşündüğümde, Şakirin Camii oldu. Projenin tasarımındaki özgünlük sayesinde dünyada edindiği konum ve gördüğü ilgi, benim için profesyonel anlamda güçlü bir dönüşüm yarattı. Bu proje, bugün hâlâ tasarıma bakışımda özel bir yer tutuyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.