Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Şeffaflık

Breaking News - Şeffaflık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Şeffaflık haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Rize Eski Baro Başkanı ve PFDK Eski Başkanı Av. Hüseyin Karaahmetoğlu’ndan Anayasa Mahkemesinin Tahkim Kurulu Kararına İlişkin verdiği kararın Değerlendirmesidir. Haber

Rize Eski Baro Başkanı ve PFDK Eski Başkanı Av. Hüseyin Karaahmetoğlu’ndan Anayasa Mahkemesinin Tahkim Kurulu Kararına İlişkin verdiği kararın Değerlendirmesidir.

Av.Hüseyin Karaahmetoğlu, Anayasa Mahkemesi’nin 2 Nisan 2026 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan ve Türkiye Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu’nun yapısına ilişkin iptal kararını değerlendirdi. Karaahmetoğlu, yaptığı basın açıklamasında, TFF bünyesindeki kurulların yapısı ve özellikle spor hukukunun en üst karar mercii olan Tahkim Kurulu’nun oluşumuna ilişkin tartışmaların uzun süredir hem futbol kulüpleri hem de spor hukukçuları tarafından dile getirildiğini belirtti. Tahkim Kurulu’nun seçim usulüne ilişkin hükümlerin iptal edilmesinin, Türk futbol yargısı açısından önemli ve yapısal sonuçlar doğuracağını ifade etti.Tahkim Kurulu üyelerinin TFF Yönetim Kurulu tarafından seçilmesi ve özlük haklarının TFF bütçesinden karşılanmasının, bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleri açısından ciddi sorunlar barındırdığını vurgulayan Karaahmetoğlu, bu durumun uzun süredir kamuoyunda tartışıldığını hatırlattı. Açıklamasında, “Bir yargı merciinin, denetlediği yapının yönetimi tarafından belirlenmesi ve mali olarak ona bağlı olması, bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle bağdaşmaz” ifadelerine yer verdi.Kurul üyelerinin belirlenmesinde zaman zaman TFF Yönetim Kurulu üyeleriyle mesleki veya kişisel yakınlığı bulunan isimlerin tercih edilmesinin, kurulların tarafsızlığına yönelik tartışmaları artırdığını belirten Karaahmetoğlu, bunun kamuoyunda güven sorununa yol açtığını ifade etti. Karaahmetoğlu, kararın gerekçesinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına yapılan atıfların önemine dikkat çekerek, özellikle Ali Rıza ve diğerleri v. Türkiye kararının belirleyici rol oynadığını vurguladı. Anayasa Mahkemesi’nin bu kararla uluslararası standartları iç hukuka yansıttığını belirten Karaahmetoğlu, söz konusu kararın hukuki açıdan yerinde ancak gecikmiş bir tespit olduğunu ifade etti. Ayrıca, Anayasa Mahkemesi’nin 17.06.2025 tarihli ve 2022/85 E., 2025/131 K. sayılı kararının isabetli olduğunu belirtti. İptal Kararının yürürlüğe girişinin 9 ay ertelenmesine de değinen Karaahmetoğlu, bu durumu sportif faaliyetlerin kesintisiz devamı açısından “pratik bir zorunluluk” olarak değerlendirdi. Ancak bu sürenin etkin bir şekilde kullanılması gerektiğini vurgulayarak, “Bu süre, reformun ertelenmesi için değil, güçlü ve kalıcı bir yeniden yapılanma için bir fırsat olarak değerlendirilmelidir” dedi. İptal kararı sonrasında TFF nın talimatlarda günün şartlarına ve gelişen kurallara göre yeniden bir çalışma yapmak sureyi ile Reform çalışması yapmalıdır.. Karaahmetoğlu, yeni döneme ilişkin önerilerini şu şekilde sıraladı: 1)Tahkim Kurulu üyelerinin TFF Yönetim Kurulu yerine TFF Genel Kurulu delegeleri tarafından seçilmesi, 2)Adaylık ve seçim süreçlerinde şeffaflık ve liyakat esaslarının açıkça belirlenmesi, 3)Kurul üyelerine görev güvencesi sağlanması ve keyfi görevden almaların önlenmesi, 4)Mali bağımsızlığın temini için özerk bütçe ve özlük hakları sisteminin oluşturulması, 5)TFF ile kurul üyeleri arasında doğrudan veya dolaylı bağları sınırlayan etik ve uyumsuzluk kurallarının getirilmesi, 6)Kararların gerekçelendirilmesi ve kamuoyu ile paylaşılması suretiyle şeffaflığın artırılması 7)Aday olacakların spor kulüpleri veya belirli sayıda TFF genel kurul üyeleri tarafınca önerilmesi de mümkün olmalıdır. Karaahmetoğlu ayrıca, yalnızca Tahkim Kurulu’nun değil, TFF bünyesindeki diğer kurulların da aynı perspektifle yeniden ele alınması gerektiğini belirtti. Bu kapsamda, Merkez Hakem Kurulu başta olmak üzere ilgili kurulların yapısının da bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleri çerçevesinde yeniden düzenlenmesinin önemine dikkat çekti. Açıklamasının sonunda Karaahmetoğlu, “Türk futbolunda adalet mekanizması güçlendirilmeden sahadaki rekabetin adil olduğundan söz etmek mümkün değildir. Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı bir kriz değil, Türk futbolu için önemli bir reform fırsatıdır” ifadeleriyle değerlendirmesini tamamladı.

Ataşehir’de Spor Tesisleri Tartışması: Kullanım Şartları Sorgulanıyor Haber

Ataşehir’de Spor Tesisleri Tartışması: Kullanım Şartları Sorgulanıyor

İstanbul’da kamuya ait spor tesislerinin kullanımına ilişkin ortaya atılan iddialar, kamuoyunda tartışma konusu oldu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) bağlı Ataşehir’deki bazı spor alanlarının kullanım şekli ve tahsis süreçleriyle ilgili çeşitli değerlendirmeler gündeme geldi. İddialara göre, amatör spor kulüplerine öncelik tanınması gereken tesislerin zaman zaman farklı kullanıcı gruplarına ücret karşılığı kullandırıldığı öne sürülüyor. Bu durum, kamuya ait alanların hangi usullerle tahsis edildiği ve kullanım önceliklerinin nasıl belirlendiği sorularını beraberinde getirdi. Amatör Kulüplerin Erişimi Tartışılıyor Ataşehir’de faaliyet gösteren bazı amatör spor kulüplerinin tesislere erişimde zorluk yaşadığı yönünde görüşler dile getirilirken; tenis kortları, halı sahalar ve benzeri spor alanlarının belirli saatlerde ücretli kullanım kapsamında değerlendirildiği iddiaları da kamuoyuna yansıdı. Söz konusu iddialar, sporun tabana yayılması amacıyla oluşturulan kamu tesislerinin kullanım dengesine ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. “Tahsis mi, İşletme mi?” Sorusu Gündeme gelen değerlendirmelerde, kamuya ait spor tesislerinin yalnızca sosyal amaçlı tahsis modeliyle mi yoksa belirli kurallar çerçevesinde gelir getirici şekilde mi işletildiği konusu da tartışılıyor. Bu çerçevede, uygulamaların mevzuata uygunluğu ve şeffaflık ilkesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği ifade ediliyor. Gözler Resmi Açıklamada Kamuoyunda yer alan iddiaların ardından, ilgili kurumların konuya ilişkin açıklama yapıp yapmayacağı merak konusu oldu. Tesislerin kullanım usulleri, tahsis kriterleri ve elde edilen gelirlerin kullanım şekline dair yapılacak olası bir bilgilendirmenin tartışmalara açıklık getirmesi bekleniyor. Haberde yer alan iddialarla ilgili olarak yetkililerden yapılacak resmi açıklamalar doğrultusunda gelişmeler kamuoyuyla paylaşılacaktır.

TALYA’DAN GIDA TAKVİYELERİ VE AROMATERAPİDE BİLGİ KİRLİLİĞİNE KARŞI BİLİMSEL DURUŞ Haber

TALYA’DAN GIDA TAKVİYELERİ VE AROMATERAPİDE BİLGİ KİRLİLİĞİNE KARŞI BİLİMSEL DURUŞ

Gıda takviyeleri ve aromaterapi sektörünün önde gelen markası Talya, 2026’ya sayılı günler kala oluşturduğu Bilim Kurulunu tanıttı. Bilim Kurulu üyelerinden Prof. Dr. Mehmet Pala ve Prof. Dr. İffet İrem Tatlı Çankaya’nın katılımıyla 17 Aralık 2025 tarihinde Antalya’da gerçekleştirilen toplantıda; gıda takviyeleri ve aromaterapinin bilimsel temelleri, doğru kullanım yaklaşımları ve bu alanlarda artan bilgi ihtiyacı ele alındı. Basın mensuplarının yoğun ilgi gösterdiği toplantıda, Talya’nın ürün geliştirme süreçlerinde benimsediği bilim temelli yaklaşım ve Bilim Kurulu’nun bu süreçteki rolü kapsamlı biçimde aktarıldı. Toplantıda, gıda takviyeleri ve aromaterapi ürünlerinin yalnızca tamamlayıcı unsurlar olarak değil; bilimsel rehberlik, doğru içerik seçimi ve bilinçli kullanım çerçevesinde değerlendirilmesi gereken alanlar olduğuna dikkat çekildi. Talya Bilim Kurulu’nun; ürün içeriklerinden formülasyon süreçlerine, bilimsel literatür takibinden tükeyticiye doğru bilginin aktarılmasına kadar markaya rehberlik eden merkezi bir yapı olduğu vurgulandı. Gıda takviyeleri ve aromaterapi alanlarında doğru bilgiye ve bilimsel rehberliğe duyulan ihtiyaç her geçen gün artarken, sektörün bu dönüşümü nasıl yöneteceği de daha görünür hale geliyor. Bu çerçevede, bilimsel yaklaşımı merkeze alan markaların attığı adımlar; hem tüketici güveninin tesis edilmesi hem de sektörün sürdürülebilir gelişimi açısından belirleyici bir rol üstleniyor. Sektörün önde gelen markalarından Talya, Ar-Ge ve üretim süreçlerinde üniversitelerden aldığı bilimsel danışmanlığı bir adım ileri taşıyarak Bilim Kurulu’nu kurdu. Alanında uzman akademisyenlerden oluşan bu kurul ile Talya; ürün içeriklerinden formülasyon süreçlerine, bilimsel literatürtakibinden tüketiciye doğru bilginin aktarılmasına kadar uzanan geniş bir çerçevede daha sağlıklı ve bilim temelli adımlar atmayı hedefliyor. Talya Bilim Kurulu’nda; Diyabet, Obezite ve Beslenme Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mehmet Pala, Lokman Hekim Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İlkay Erdoğan Orhan, Akdeniz Üniversitesi GerontolojiBölüm Başkanı Prof. Dr. İsmail TUFAN ve Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İffet İrem Tatlı Çankaya yer alıyor. BİLİM KURULU, TALYA’NIN ÜRÜN GELİŞTİRME SÜREÇLERİNİN MERKEZİNDE Düzenlenen basın toplantısında gıda takviyeleri ve aromaterapi gibi hassas alanlarda güvenilirliğin ancak bilimsel doğruluk ve şeffaflıkla sağlanabileceğine dikkat çeken TalyaBitkisel Kurucusu M. Halis Ertaş; “Talya olarak gıda takviyeleri ve aromaterapi gibi hassas alanlarda faaliyet gösterirken en büyük sorumluluğumuzun bilimsel doğruluk ve şeffaflık olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle Bilim Kurulumuz, içerik seçiminden formülasyonlara kadar tüm süreçlerde aktif rol üstleniyor. Bilimsel verilerle desteklenmeyen hiçbir yaklaşımı benimsemiyoruz. Amacımız, tüketiciye güvenilir, etkin ve doğru ürünler sunarken aynı zamanda doğru bilginin yaygınlaşmasına da katkı sağlamak. Bilim Kurulu rehberliğinde ilerleyen bu yaklaşımı sektörle ve kamuoyuyla şeffaf biçimde paylaşmayı önemsiyoruz” açıklamasında bulundu. “TEDAVİDEN ZİYADE KORUYUCU HEKİMLİĞE ÖNEM VERMEMİZ GEREKİYOR” Gıda takviyelerinin etkinliğinin; doğru içerik seçimi, kalite standartları ve bilinçli kullanım ile doğrudan ilişkili olduğuna dikkat çeken Diyabet, Obezite ve Beslenme Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mehmet Pala; “Gıda ve beslenme, bireysel bir tercih olmanın ötesinde; toplum sağlığını, zihinsel ve fiziksel gelişimi doğrudan etkileyen stratejik bir alan. Günümüzde kronik hastalıkların hızla artması ve sağlık sistemleri üzerindeki maliyet baskısı, tedaviden ziyade koruyucu hekimliğe geçişi zorunlu kılıyor. Koruyucu beslenme yaklaşımıyla insanların yalnızca doyması değil, vücudun ihtiyaç duyduğu vitamin ve mineralleri yeterli düzeyde alması hedeflenmeli. Aksi halde, fark edilmeden ilerleyen ve “gizli açlık” olarak tanımlanan sağlık sorunları ortaya çıkıyor. Özellikle Türkiye’de yaygın olarak görülen D vitamini ve B12 vitamini eksiklikleri, hem fiziksel hem de zihinsel sağlığı olumsuz etkileyebiliyor. Bu noktada, bilimsel temelli ve doğru şekilde kullanılan gıda takviyeleri, koruyucu hekimliğin tamamlayıcı ve önemli bir unsuru olarak öne çıkıyor. Fonksiyonel gıdalar; fizyolojik ihtiyaçları karşılarken aynı zamanda sağlığı koruyan, hastalıkları önleyici ve destekleyici etkiler sunan ürünlerdir. Bu alanda sanayinin daha bilinçli üretim yapması ve güçlü bir yasal altyapının oluşturulması büyük önem taşıyor. Vitaminler, mineraller, antioksidanlar ve fitokimyasallar gibi bileşenlerin koruyucu etkileri bilimsel olarak biliniyor; ancak bu ürünlerin hekim ve bilimsel rehberlik eşliğinde, kontrollü ve mevzuata uygun şekilde kullanılması gerekiyor. Türkiye’de kronik hastalıkların oluşumunda beslenme ve yaşam biçiminin yüzde 40–60 oranında etkili olması, diyabet ve obezite oranlarının yüksek seyretmesi, gıdayı bütüncül bir yaklaşımla ele almamız gerektiğini ortaya koyuyor. Hedefimiz; insanları hasta eden değil, sağlığı koruyan gıdalar üretmek ve toplumu bilinçli beslenme konusunda güçlendirmek olmalı.” açıklamalarında bulundu. BİLİMSEL ÜRETİM VE ANALİZ OLMADAN GÜVENLİ AROMATERAPİ MÜMKÜN DEĞİL Basın toplantısında bitkisel ürünler ve aromaterapidekullanılan ürünlerin etiket okuryazarlığı ile standartlara uygun üretim süreçlerinin hayati öneme sahip olduğunu vurgulayan Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. İffet İrem Tatlı Çankaya; “Bu konuda en kritik başlıklardan birinin, halk arasında nesilden nesile aktarılan geleneksel bilginin bilimsel yöntemlerle doğrulanarak güvenli ürüne dönüştürülmesi ve tüketime sunulmasıdır. Uçucu yağlar, sabit yağlar ve bitkisel ekstrelerin fizyolojik fonksiyonları destekleyici potansiyel etkiler sunabilir; ancak bu etkilerin yalnızca doğru bitkisel materyallerin seçilmesi, uygun üretim tekniklerine göre üretilmesi ve kapsamlı analitik kontrollerin gerçekleştirilmesi ile mümkündür. Bitkilerin yaşayan biyolojik kaynaklar olması nedeniyle, fitokimyasal içeriklerinin çevresel koşullar, hasat zamanı ve coğrafi faktörlere bağlı olarak yıldan yıla değişkenlik gösterebilir. Bu nedenle elde edilen bitkisel preparatların etkililik ve güvenliliği açısından standardizasyonstandardizasyon büyük önem taşır. Bu çerçevede, hammaddeden nihai ürüne kadar tüm üretim zincirinin farmakopelere uygun, ölçülebilir, tekrarlanabilir ve denetlenebilir nitelikte olması gerekir. Yönetmeliklere uygun olarak uçucu yağların geleneksel distilasyon yöntemleriyle, sabit yağların ise soğuk sıkım tekniğiyle elde edilmesi; ardından ürünlerin bileşen profili, ağır metal, pestisit kalıntıları ve mikrobiyolojik kontaminasyon açısından analiz edilmesinin, ürün kalite ve güvenliliğini belirleyen temel unsurlar arasındadır. Ayrıca tüketicilerin, bitkisel ürünleri ve/veya aromaterapide kullanılan ürünleri kullanırken etiket bilgilerini ve analiz raporlarını inceleyerek, hangi ürünü hangi amaçla tükettiklerinin bilincinde olmalarının büyük önem taşır. Kalite, etkililik ve güvenliliğin bu ürün gruplarında halk sağlığını doğrudan etkileyen vazgeçilmez üç temel kriterdir.” açıklamalarını tamamladı. Toplantıda, gıda takviyeleri ve aromaterapi ürünlerinin yalnızca tamamlayıcı unsurlar olarak değil; bilimsel rehberlik, doğru içerik seçimi ve bilinçli kullanım çerçevesinde değerlendirilmesi gereken alanlar olduğuna dikkat çekildi. Talya Bilim Kurulu’nun; ürün içeriklerinden formülasyonsüreçlerine, bilimsel literatür takibinden tüketiciye doğru bilginin aktarılmasına kadar uzanan geniş bir çerçevede markaya rehberlik ettiği aktarıldı. TALYA HAKKINDA Talya, gıda takviyeleri, vitaminler ve aromaterapi alanlarında bilimsel rehberlik ve şeffaflık ilkeleri doğrultusunda faaliyet gösteren bir markadır. Bilim Kurulu’nun aktif katkısıyla ürün geliştirme süreçlerini yürüten Talya, 2003 yılından beri güvenilir içerik ve bilim temelli yaklaşımıyla tüketicilere hem yerelde hem de uluslararası pazarda doğru bilgi ve kaliteli ürünler sunmayı hedeflemektedir.

“Medya Dünyasında Yeni Dönem: Cesur Vizyonu ve Etkili Liderliğiyle Dengeleri Değiştiriyor” Haber

“Medya Dünyasında Yeni Dönem: Cesur Vizyonu ve Etkili Liderliğiyle Dengeleri Değiştiriyor”

Günümüz dijital çağında medya, toplumla kurulan bağın yönünü ve hızını belirleyen en güçlü alanlardan biri hâline geldi. Siyasette edinilen uzun yıllara dayanan deneyimin, toplumun gerçek ihtiyaçlarını daha yakından görme fırsatı sunması; bu deneyimin artık medya üzerinden daha geniş kitlelere aktarılması fikrini doğurdu. Aileyi, çocuğu, dijital farkındalığı ve toplumsal sorumluluğu önceleyen yeni bir yayıncılık anlayışıyla şekillenen bu vizyon, yalnızca bir kanal kurma düşüncesi değil; toplumsal bilinç oluşturmayı hedefleyen bir yolculuk niteliği taşıyor. Bu vizyonun doğal bir uzantısı olarak TYT Türk Yönetim Kurulu Başkanı Arzu Erdem, Breaking News Özel Röportajlar Koordinatörü İpek Dağıstanlı’ya çok özel açıklamalarda bulundu. Aşağıda yer alan röportajda, bu yolculuğun nedenleri, hedefleri ve temel değerleri tüm ayrıntılarıyla ele alınıyor. Siyasetten medya dünyasına geçiş fikri nasıl ortaya çıktı? Bu fikrin temeli, toplumla kurulan bağın yalnızca siyasetle sınırlı kalmaması gerektiğini fark ettiğim noktaya dayanıyor. İnsanlara temas etmenin, onlara yol gösterici bir bakış sunmanın farklı yolları var ve medya bu temasın en geniş, en etkili alanlarından biri. Siyasette edindiğim tecrübeler, toplumun ihtiyaçlarını ve özellikle dijital çağda ortaya çıkan riskleri daha yakından görmemi sağladı. Bu nedenle medya benim için bir yön değişikliğinden çok, toplumsal sorumluluğu daha geniş kitlelere taşımanın doğal bir yolu hâline geldi; çünkü medyanın hızlı, doğrudan ve kapsayıcı dili, toplumla kurduğum bağı güçlendirmeme ve dijital dünyada daha güvenli bir gelecek için ses olabilmeme imkân tanıyor. Bu kararı verirken topluma farklı bir yerden dokunmak sizi motive etti mi? Evet, bu kararın merkezinde tam da topluma farklı bir yerden dokunma isteği vardı. Siyasette kurulan bağ güçlüdür ama etkisi çoğu zaman belli sınırlar içinde kalır. Medya ise sözün hem hızını hem yönünü değiştirerek çok daha geniş kitlelere ulaşma imkânı sunuyor. Özellikle dijital çağda insanları bilinçlendirmek, aileleri ve çocukları koruyacak bir farkındalık oluşturmak için bu alanın çok daha etkili olduğunu gördüm. Bu bakış, beni hem motive eden hem de bu geçişi anlamlı kılan asıl unsurdu. Kanalın yayın politikasında hangi temel değerler öne çıkacak? Kanalın yayın politikasında en çok önem verdiğimiz değer, topluma güven veren bir dil oluşturmak. Bilgiyi hızla tüketen bir çağda yaşıyoruz ama hızın içinde kaybolmamak için doğruluk, güvenilirlik ve toplumsal sorumluluk bizim temel eksenimiz olacak. İçeriklerimizi hazırlarken özellikle aileyi, çocuğu, dijital farkındalığı ve toplumsal birlik duygusunu önceleyen bir yaklaşım benimsiyoruz. Amacımız yalnızca haber aktarmak değil; insanlara düşünme, sorgulama ve bilinçlenme alanı açmak. Tarafsızlık, şeffaflık ve etik duruş da kanalın değişmez çizgisi olacak. Kısacası, her içerikte toplumun iyiliğini önceleyen, güven veren ve bilinçlendiren bir yayın politikası öne çıkacak. Bu girişimi bir güç arayışı olarak mı görüyorsunuz yoksa sesi duyulamayanlara mikrofon uzatmak olarak mı? Bu girişimi kesinlikle bir güç arayışı olarak değil, sesi duyulamayanlara alan açma çabası olarak görüyorum. Toplumda pek çok kesim, özellikle de çocuklar, aileler ve dijital çağın karmaşasında yol arayan insanlar çoğu zaman sesini yeterince duyuramıyor. Medya ise bu sessizliği görünür kılmak için en etkili araçlardan biri. Benim için bu adım, güç toplamak değil; gücü doğru yere yönlendirmek, toplumun ihtiyaç duyduğu konularda farkındalık yaratmak ve mikrofonu gerçekten ihtiyaç sahiplerine uzatmak anlamına geliyor. Bu yaklaşım da girişimin ana omurgasını belirliyor. Türkiye’de güvenilir ve tarafsız medya yeniden mümkün olabilir mi? Türkiye’de güvenilir ve tarafsız medya elbette yeniden mümkün olabilir. Bunun için önce toplumsal beklentinin, sonra da medya üreticisinin niyetinin değişmesi gerekiyor. Tarafsızlık bir iddia değil; her gün yeniden inşa edilen bir duruştur. Doğruluk, şeffaflık ve toplumun ortak faydasını gözeten bir yayıncılık anlayışı benimsendiğinde güven kendiliğinden ortaya çıkar. Bugünün dijital dünyası bir yandan bilgi kirliliği yaratırken, diğer yandan doğru ve temiz bilgiye duyulan ihtiyacı daha da görünür kılıyor. İşte bu ihtiyaç, güvenilir medyanın yeniden yükselmesi için güçlü bir zemin oluşturuyor. Yani mesele imkânsızlık değil; doğru değerlerle yola çıkıldığında Türkiye’de güvenilir ve tarafsız medyanın güçlenmesi gayet mümkün. Medya sektöründe bir kadın olarak kanal sahibi olmak size nasıl bir sorumluluk yüklüyor? Bir kadın olarak medya sektöründe kanal sahibi olmak, benim için yalnızca bir unvan değil; toplum adına daha dikkatli, daha sorumlu bir duruş gerektiren bir alan hâline geldi. Kadınların sesini, emeğini ve dayanıklılığını temsil etmenin getirdiği bir ağırlık var. Bu nedenle attığım her adımda doğruluğa, şeffaflığa ve özellikle aile–çocuk güvenliğini önceleyen bir yayıncılık anlayışına daha fazla önem verme sorumluluğu hissediyorum. Bu sorumluluk aynı zamanda güçlü bir motivasyon kaynağı. Çünkü her içerikte, her kararda, kadınların medya dünyasında daha görünür, daha etkili ve daha güven veren bir yerde durabileceğini göstermek istiyorum. Bu kanal, işte tam da bu nedenle yalnızca bir yayın mecrası değil; toplumsal örnek oluşturan bir duruşun ifadesi. Kadınların haberdeki temsiline dair neleri değiştirmeyi hedefliyorsunuz? Kadınların haberdeki temsiline dair en temel hedefim, onları sadece bir “olay öznesi” olarak değil, toplumun her alanında üreten, yöneten ve söz söyleyen bireyler olarak görünür kılmak. Çoğu zaman kadınlar ya mağduriyet üzerinden ya da yüzeysel başarı hikâyeleriyle gündeme geliyor. Oysa kadınların emeği, düşüncesi ve liderliği çok daha derin bir yere sahip. Bu nedenle habercilikte kadınları daha güçlü, daha aktif ve daha çok söz sahibi kılan bir dil kullanmayı önemsiyorum. Kadınların yalnızca yaşadıkları sorunları değil, çözümdeki rollerini, üretimlerini ve topluma kattıkları değeri öne çıkaran bir yaklaşımı benimsiyoruz. Böylece haberdeki temsil, gerçek hayattaki güçlerini daha doğru yansıtan bir çizgiye taşınabilir.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.