Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Moda

Breaking News - Moda haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Moda haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

BAŞARILI, ÇOK YÖNLÜ VE VİZYON SAHİBİ BİR İŞ KADINI: GÜLAY KAMAZ Haber

BAŞARILI, ÇOK YÖNLÜ VE VİZYON SAHİBİ BİR İŞ KADINI: GÜLAY KAMAZ

Ekran önünden iş dünyasına, modadan güzellik sektörüne uzanan çok katmanlı bir kariyer… Zarafetle disiplini, estetikle etiği aynı potada buluşturan bir duruş… Gülay Kamaz, yalnızca yaptıklarıyla değil; nasıl yaptığıyla da dikkat çeken, çok yönlü ve vizyoner bir iş kadını. Bu özel röportajda; eğitim hayatından iş yolculuğuna, modaya bakışından estetik anlayışına, sosyal medyadan hayata dair prensiplerine kadar pek çok başlığı tüm açıklığı ve samimiyetiyle konuşuyoruz. Derya Özgören: Başarılı iş insanı Gülay Kamaz… Biz sizi tanıyoruz ama yine de sizden dinlemek isteriz. Kendinizi nasıl tanımlarsınız? Gülay Kamaz: Ben tipik bir İkizler burcu kadınıyım. Uzun bir eğitim hayatım oldu; İtalyan Lisesi, ardından İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi… “Acaba bilgisayar da mı öğrenmeliyim?” deyip Boğaziçi’ne gittim, sonra turizm-otelcilik okudum. Tüm bunların ardından direkt televizyon sektöründe çalışmaya başladım. Çok yönlü, meraklı, yerinde duramayan bir iş kadınıyım diyebilirim. Derya Özgören: Üç üniversite bitirmişsiniz. Peki iş hayatı nasıl şekillendi? Gülay Kamaz: Uzun yıllar televizyon sektöründe çalıştım, kendi programlarım oldu. Kurumsal tarafta da görev aldım ama sonra tekrar program tarafına döndüm. Eşim vesilesiyle güzellik sektörüne giriş yaptım. MOS Kuaförleri’nin Türkiye’de büyüme sürecinde; akademi kurulumundan franchising yapılanmasına kadar birebir çalıştım. Kuaförlük bir sanat ve büyük saygı gerektiriyor. Eşimi kaybettikten sonra ortaklık yapısında biraz geri planda kalmayı tercih ettim ve kendi işlerime odaklandım. Derya Özgören: Televizyon tarafı hiç kopmadı sanırım… Gülay Kamaz: Hiç kopmadı. Habertürk’te çalıştım. Spikerlerin kıyafetleri, saç-makyaj ekipleri bana emanet edildi. Orada aslında bugün yaptığımız işlerin temelini attım; ekip kurma, hizmet veren profesyonelleri doğru yerlere konumlandırma… Aynı zamanda güzellik sektörü de medikal estetikle çok büyüdü. Ben de danışmanlık vermeye başladım. Derya Özgören: Moda ve markalarla iş birlikleri de bu dönemde mi başladı? Gülay Kamaz: Evet. Giyim markaları, yeni girişimler derken birçok marka ile iş birlikleri yaptım. Örneğin Moët & Chandon’un Türkiye lansmanını moda ile birleştirdik. Nişantaşı vitrinlerini kapsayan büyük bir yılbaşı organizasyonu yaptım. Roberto Cavalli dahil birçok marka katıldı. Çok başarılı oldu ve ben bu tip konsept işlere devam ettim. Derya Özgören: Allservice süreci nasıl başladı? Gülay Kamaz: Ebru çok yakın arkadaşım. O farklı sektörlere geçiş yaptığı bir dönemdeydi. Birlikte üretim odaklı bir işe girelim dedi. Başta daha destek ekibi gibiydim ama süreç içinde operasyonel tarafı da öğrenerek aktif rol aldım. İyi polis-kötü polis dengesi kurduk diyebilirim. İşte eğlenmenin de çok önemli olduğuna inanırım. Derya Özgören: Sosyal medya bu işin neresinde? Gülay Kamaz: Instagram benim için başta tamamen eğlenceydi. Pandemide ciddi bir iş alanına dönüştü. Takipçi sayım çok yüksek değil ama organik. Markalar zaten sizi takip eden kitleye ulaşmak istiyor. Ayrıca yıllardır Toçev Vakfı ile sosyal sorumluluk projeleri yürütüyorum. Söyleşiler, etkinlikler… Orası benim evim gibi. Derya Özgören: Rol modeliniz var mı? Gülay Kamaz: Çok kitap okurum. “Bir mesleğin en iyisi kim, oraya nasıl gelmiş?” diye bakarım. En büyük ilhamım etik değerlerdir. Para değil, etik… Takım çalışması, emeğe saygı, kimseyi yok saymamak. Benim kırmızı çizgim budur. Derya Özgören: “Saygısızlığı not alırım” dediğinizi duymuştum… Gülay Kamaz: Doğru. Çünkü saygı benim için her şeydir. Çok çabuk unuturum, o yüzden not alırım. Unutursam kendime saygısızlık etmiş olurum. Bu annemden öğrendiğim bir duruştur. Derya Özgören: Ralli, tekvando… Oldukça hareketli bir geçmiş. Gülay Kamaz: Tekvando yaptım, ralliye co-pilot olarak katıldım. Kayak hayatımın sporu. Oğlum milli sporcu. Çok iddialı değildim ama çok eğlendim. Hayatımda hep “keyif alarak yapmak” vardı. Derya Özgören: Instagram’daki filtre dünyası hakkında ne düşünüyorsunuz? Gülay Kamaz: Filtrelerle eğleniyorum ama saklamıyorum. Filtreli fotoğraf koyup ardından filtresiz video paylaşıyorum. Sorun, insanların filtreli hâllerine inanması. Bu çok tehlikeli ve psikolojik olarak zararlı. Yalanla başlayan ilişkiler bana çok mantıksız geliyor. Derya Özgören: Estetikle ilişkiniz nasıl? Gülay Kamaz: Çok erken yaşta tanıştım. Annem çok güzel bir kadındı ve bakıma çok önem verirdi. Küçük dokunuşlara inanıyorum. Ama ifade bozan işlemlere hayır. Estetik benim için gençleşmek değil, daha iyi hissetmek. Derya Özgören: Tarzınızı nasıl tanımlarsınız? Gülay Kamaz: Muhafazakâr ve mono. Tek renk giyerim. Renk uyumu, aksesuar uyumu benim için çok önemli. Aynı elbiseyi yıllarca aynı şekilde giyebilirim. Casual tarzı da çok severim ama orada da takım ve bütünlük şart. Derya Özgören: Asla giymem dediğiniz şeyler var mı? Gülay Kamaz: Var. Kısa pantolon-bot kombinasyonu mesela… Renk uyumsuzluğu… Aksesuar uyumsuzluğu… Bana göre değil. Derya Özgören: Beğendiğiniz tasarımcılar? Gülay Kamaz: Siren, Yıldırım Mayruk, Canan Yaka… Couture konusunda Türkiye çok güçlü. Machka’yı da çok severim. Son dönemde Dilara Fındıkoğlu’nu da çok başarılı buluyorum. Derya Özgören: Kadınlara ne önerirsiniz? Gülay Kamaz: Kendinize vakit ayırın. Yerine göre giyinin. Konforu öncelik alın. Dolabınızda sizi her zaman kurtaracak temel parçalar olsun. Şık olmak rahatsız olmak değildir. Kendinizi iyi hissettiğiniz kıyafet en şık kıyafettir. Derya Özgören: Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı? Gülay Kamaz: Araştırmacı bakışın ve detayları yakalama yeteneğinle çok güzel sorular sordun. Çok teşekkür ederim. Derya Özgören’le Derya’ca Moda

“Alkışın Peşinde Bir Lider: Ebru Akyüz’ün 17 Yaşında Başlayan Başarı Yolculuğu” Haber

“Alkışın Peşinde Bir Lider: Ebru Akyüz’ün 17 Yaşında Başlayan Başarı Yolculuğu”

Ebru Akyüz’ün hikâyesi, “başarı” kavramını yalnızca unvanlarla değil; mücadele, karakter ve istikrarla tarif eden nadir yolculuklardan biri. 17 yaşında havalimanında başlayan çalışma hayatı, yıllar içinde uluslararası şirketlerde yöneticiliğe; oradan da Türkiye’de binlerce çalışanı olan bir yapının kuruculuğuna uzanıyor. AllService’in CEO’su olarak tesis yönetimi gibi çoğu zaman görünmeyen ama kurumların omurgasını oluşturan bir alanda sürdürülebilir bir sistem kuran Akyüz, disiplinli yönetim anlayışı, kadın istihdamına verdiği önem ve “alkışın” yani takdirin peşinden giden motivasyonuyla dikkat çekiyor. Derya Özgören’in sorularıyla şekillenen bu röportaj; çocukluk yıllarından kariyer kırılma noktalarına, kadın dayanışmasından kuşaklar arası çalışma kültürüne, modadan hayata bakışına kadar uzanan samimi ve ilham verici bir anlatıyı okura taşıyor. Örnek Alınması Gereken Bir Başarı Öyküsü Derya Özgören soruyor, Ebru Akyüz yanıtlıyor Türkiye’de tesis yönetimi denildiğinde akla gelen güçlü kadın figürlerinden biri Ebru Akyüz. AllService’in kurucusu ve CEO’su olan Akyüz, 17 yaşında başladığı iş hayatında bugün binlerce çalışanın sorumluluğunu taşıyan, disiplinli, vizyoner ve ilham veren bir lider. Bu röportajda; çocukluk yıllarından kariyer yolculuğuna, kadın istihdamından Z ve Alfa kuşaklarına, modadan hayata bakışına kadar pek çok başlığı tüm samimiyetiyle konuştuk. Derya Özgören: Ebru Hanım, AllService’in arkasındaki başarılı iş insanı olarak sizi yakından inceledim. Gerçekten örnek alınması gereken bir kariyeriniz var. Sizi biraz tanıyabilir miyiz? Ebru Akyüz: Ankara doğumluyum ama Ankara’da büyümedim. Antalya’da büyüdüm. Babam göçmendi, önce Ankara’ya yerleşmiştik. 1986–87 yılları gibi Antalya’ya taşındık; orada bir otel açtık. Tüm öğrenim hayatım Antalya’da geçti. 17 yaşında çalışmaya başladım. Babam ciddi bir talihsizlik yaşadı ve battı. O noktada alıştığımız hayat bir anda altüst oldu. Erken sorumluluk almak zorunda kaldık; ben de abim de. Açıkçası aile şirketinde çalışabilecek bir karakterim yoktu. Düzen devam etseydi bile orada duramazdım. Üniversite sınavına girdiğim yıl aynı zamanda havalimanında çalışmaya başladım. Hayalim hostes olmaktı; dünyayı gezmek istiyordum. Ama havalimanı emniyet müdürü aile dostumuzdu, kesinlikle izin vermedi. “Seni Free Shop’a sokarım” dedi. Başta istemedim ama sonra çok sevdim. Orada sıfırdan başladım. Kasadan sigaraya, oradan parfüm bölümüne geçtim. Parfüm bölümü en kritik noktadır; hem prestij hem prim açısından. PVA adlı global bir şirket ilk kez Türk Hava Limanları için müdür seçeceğini duyurdu. Genel müdürüm mutlaka sınava girmemi istedi. 17 yaşındaydım. Kazanacağıma inanıyordum. Üniversite sınavını bir buçuk puanla kaçırdım ama PVA sınavını kazandım. 17 yaşında 1000 mark maaş aldım. O an dedim ki: “Ben bu işin en tepesine çıkacağım.”Sonra yabancı firmalara geçtim. Gate Gourmet USAŞ’ta çalıştım. Terfi için lisans gerekiyordu; açık öğretimden üniversite bitirdim. Uçak içi catering ve havalimanı restoranlarının koordinatörlüğünü yaptım. 2009’da Sabiha Gökçen Havalimanı yenilenirken İstanbul’a geldim. Ardından Limak ve Orion’un Kosova Havalimanı projesinde genel müdürlük teklif edildi. Derya Özgören: Bu kaç yaşında oldu? Ebru Akyüz: Yaklaşık 29 yaşındaydım. Çok hırslıyım işimde. Bir işi yapıyorsam en iyisini yapmalıyım. Para benim için başarının ölçüsü değil. Ben alkıştan, takdir edilmekten besleniyorum. “Bak Ebru bunu başardı” denmesi beni kamçılar. Sonra büyük bir tesis yönetim firmasına genel müdür oldum. 30 bin çalışanı olan bir yapıydı. Oradan ayrıldığımda dedim ki: “17 yaşımdan beri çalışıyorum, networküm var, artık kendi şirketimi almalıyım.” AllService Almanya’da kurulmuştu, Türkiye yapılanması zayıftı. Şirketi aldım, büyüttüm. Bu yıl Türkiye’deki 10. yılımız. Medical Park ile 10 yıldır çalışıyoruz. Temizlikle başladığımız işlerde teknik, lojistik, tedarik derken organik olarak büyüdük. Biz müşterilerimize şunu söylüyoruz: “Siz kendi asli işinize odaklanın, geri kalan her şeyi bize bırakın.” Temizlik, teknik, ilaçlama, catering, bahçe bakımı… Bunlar entegre düşünülmesi gereken işler. Yanlış kimyasal, yanlış uygulama milyonluk yatırımları mahvedebilir. Üç bine yakın çalışanımız var. Fabrikalar, hastaneler, zincir restoranlar, spor salonları… İnsanla çalışmak zor ama doğru eğitim ve denetimle sürdürülebilirlik sağlanıyor. (Röportaja Gülay Kamaz dahil oluyor) Gülay Kamaz: Ebru’yu sadece yatırım yapmış biri gibi görmemek gerekir. İşin mutfağından gelmiş, çekirdeğinden yetişmiş biri. Çok titiz, çok dürüst. 10 yıldır aynı müşterilerle çalışmasının nedeni bu güven. Para odaklı değil; bu yüzden şirketi bu noktaya geldi. Ebru Akyüz: Evet, hassas bir yapım var. Yorulduğum zamanlar oldu. Bir kızım var ama işlere çok hevesli değil. Kadın dayanışması benim için çok önemli. Gülay beni yıllardır dengeliyor. Ben vermeye odaklıyım, almaya değil. Derya Özgören: Bu duruş biraz aileden mi geliyor? Ebru Akyüz: Kesinlikle. Rol modelim annemdi. İlkokul mezunu ama müthiş bir vizyonu vardı. Evimizin salonunu yarı showroom yapmıştı yıllar önce. Bugün herkes buna “konsept” diyor. Ben TAMEV’de burslu öğrencilerle çalışıyorum. İmkânsızlık içindeki o gençlerden inanılmaz enerji alıyorum. “Doğduğun kaderindir” diye bir şey yok. İnsan kaderini yönlendirir. Instagram’da gördüğümüz pırıltılı hayatların çoğu gerçek değil. Ben hiçbir zaman maddi bir gerekçeyle bir erkeğe ihtiyaç duymadım. Duygu varsa var, yoksa yok. Derya Özgören: Kadınların arkasında duran bir “dev kadın” diyebilir miyiz size? Ebru Akyüz: Elimden geldiğince evet. Çalışanlarımızın %70’i kadın. Çünkü toplum kadından başlar. Kadını güçlendirmeden toplumu düzeltemezsiniz. Z kuşağını eleştiriyoruz ama onları biz yetiştirdik. Empati yapınca güçlü yanlarını görüyorsunuz. Verimlilik saatle değil sonuçla ölçülmeli. Derya Özgören: Biraz da modadan konuşalım… Ebru Akyüz: Modayı takip ederim ama körü körüne değil. Kendime göre bir stilim var. İş kadınıyım; ortama göre giyinirim. Casual tarzı seviyorum. Şık olmak özsaygıyla ilgilidir. Türk modacılarını ve tekstilini çok başarılı buluyorum. Siren gömlekleri, Melda Aksu pantolonları vazgeçilmezim. Renkten çok siyah, beyaz ve maviyi tercih ederim. Moda bana göre, insanın kendine yakıştırdığıdır. Aynada kendimi iyi hissetmediğim hiçbir şeyi giymem. Derya Özgören: Hayatta akıl aldığınız biri oldu mu? Ebru Akyüz: İlk genel müdürüm büyük şanstı. O sınava girmesem bugün burada olmazdım. Onun dışında en büyük desteği Allah’tan aldım. Ticaret zor. Hele Türkiye’de ayakta kalmak ciddi cesaret istiyor. Derya Özgören: Gençlere ne tavsiye edersiniz? Ebru Akyüz: Hedefleri olsun. Sevdikleri işi yapsınlar. Üretsinler. Üretmeyen insana tahammülüm yok. Zekâ var ama tembellik de var. Telefon, oyun bağımlılığı ciddi sorun. Ama şuna inanıyorum: Çabalayan kazanır. Derya Özgören’le Derya’ca Moda Bu röportaj, ilham veren bir kadın liderin hayatından satır başları sunuyor.

Dokuma sanatçısı, emes ve parkinson hastalarına umut oldu” Haber

Dokuma sanatçısı, emes ve parkinson hastalarına umut oldu”

Anadolu'nun motiflerini eserlerinde işleyen Neziroğlu, kozmik enerjiyle de uğraşıyor. 4. evre kanser tanısı aldıktan sonra kozmik enerjiyle tanışan ve kanseri yenen Neziroğlu, şimdi dokuma ve kozmik enerjiyi birleştirdi. Emes ve parkinson hastalarına da umut olan Neziroğlu, tez çalışmalarına da konu oldu. Türkiye'nin önde gelen dokuma sanatçısı Fırat Neziroğlu, dokuma çalışmalarında geleneksel dokuma resim tekniğine getirdiği ışık, gölge ve boşluk öğeleri ile çağdaş bir yaklaşım sergileyerek dünya çapında tanınan bir isim oldu. Geliştirdiği bu teknik ile Dünya Çağdaş Sanatı içinde kendi ismiyle anılıyor. Anadolu aşığı olan ve 25 yıldır Anadolu'yu gezen Neziroğlu, kaybolan kumaşları da araştırıyor. Dokumaya hayatını adayan Neziroğlu, kozmik enerjiyle de uğraşıyor. 4.evre kanser tanısı alan ve kozmik enerjiyle kanseri yenen Neziroğlu, şimdi emes ve parkinson hastalarına umut oluyor. NEZİROĞLU: İLK HALI TÜRK DÜĞÜMÜYLE DOKUNMUŞTUR Hayatının dokuyarak geçtiğini ifade eden Fırat Neziroğlu, "9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tekstil Bölümü'nde okudum ve uzun yıllar orada çalıştım. Dokuma aslında çok önemlidir. Çatal Höyük, en eski kumaşın bulunduğu yer ve Anadolu'dan, ilk halı Türk düğümüyle dokunmuştur. Dolayısıyla biz kendi kültümüzle bir söz söyleceksek bunun en etkili yolundan biri de dokumadır. Çünkü bizim köklerimizde geliyor. Bununla birlikte bir höyük açıldığında ilkel dediğimiz insanların evlerine baktığımzda 3 ev görüyoruz. Bunlar dokuma evi, ekmek evi ve seramik evidir. Bu 3 tanesi olmazsa olmaz. Dokuma, Anadolu demektir. Anadolu deyince köy demektir. Dolasısıyla araştırılacak çok şey var. Önce şehirleri gezdim artık köyleri ve mahalleleri geziyorum" diye konuştu. 'ANADOLU BÜYÜK BİR ZENGİNLİK' Özellikle kadınlara yönelik istihdam sağladığını ifade eden Neziroğlu, "Her zaman 'ne yapabilirz' diye düşünüyoruz. Anadolu o kadar ilginç bir yer ki, sürdürülebilir dediğimiz şeyi zatan Anadolu insanı yapıyor. En ufak bir giysi parçasını bile atmıyor, onunla kırk yama yapıyordu. Şimdi kırk yama eskimiş, bozulmuş bir yeri yeniden kullanıma kazandırmak demek. Eskiden annelerimiz veya anneannelerimiz bir şey sökülünce dikerlerdi ya da yama yaparlardı. Yine şile bezimiz var. Tamamen sürdürülebilir bir kumaştır. Denizde yıkanıyor, tatlı su harcanmıyor. Güneşte kuruluyor karbon ayakizi oluşmuyor. Ankara keçilerinin UV filtreleri var. Dolasıyıyla bizi güneşin zararlı ışınlarından koruyorlar. Hangi teknolojiyle bunu yapabilirsiniz. Bütün bilgi doğada var ve çok şanslıyız ki Anadolu çok büyük bir zenginlik. Bende onun içinde kayboldum, gittim" dedi. 'NEW YORK'DA OLMAK ÇOK GÜZEL' Anadolu tekstil ağı kurduklarını ifade eden Neziroğlu, "Bu ağ dünyaya söyleceğimiz sözü çok güçlendiriyor. Bir erkek giysi markam var ve New York Fashion Week'te defile yaptık. Kadınlarla birlikte el ele, kol kola kumaşları dokuyoruz, dikişleri dikiyoruz, yeni modelleri tasarlıyoruz. Bu çalışmaları da adım adım duyurmaya başladık. Amerika'da da bir atölyemiz var. New York Fashion Week'te defile yaptıktan sonra C24 Galeri'de de sanat eserlerim sergileniyor. New York, sanatım ve modanın da kalbi, orada olmak çok güzel. Ayrıca dokuma tablolar yapıyorum. Anadolu'da bir kadın mutlaka bir ihtiyaç doğrultusunda bir kilim ya da kumaş dokuyordu. Ama bu bir anlatım diliydi. Mesele bir kadın evlendiğinde, eşinden, kayınvalidesinden çok memnunsa desenler arasına hayat ağacı da dokuyordu. Ama mutlu değilse bu sefer de birçok desenin arasına pıtrak dediğimiz dikenli otları dokuyordu" şeklinde konuştu. 'EMES VE PARKİNSON HASTALIĞINA İYİ GELİYOR' Enerji alanında da çalışmalar yaptığını belirten Neziroğlu, "Kozmik enerji hayatıma girdi çünkü kanser oldum, 4. aşamaydım. Yanlış parça aldıkları için bir yıl felç oldum. Hayatımın 4 senesi aslında hastanelerde ve bir kısmı eksik geçti. Akademisyen olduğum için aslında bu konuya karşı çok nettim ve 'böyle bir şey olamaz' diyordum. Artık doktor 'yapacak bir şey kalmadı' deyince kozmik enerjiyle karşılaştım. Terapiler iyi geldi, kendimi iyi hissettim ve sonra da bu işi devam ettirmeyebaşladım. Beynimizin nöronları arasındaki bağlar bizim için çok kıymetli ve sürekli elektrik üretiyoruz. Bu enerji sistemi, tamamen vücudun kendisiyle çalışıyor. Bu sistemlere eski halini frekanslarını hatırlatınca şifa da söz konusu oluyor. Sadece ilgili organınız ilgili frekansı hatırlıyor. Böylece beyinle arasındaki bağ güçleniyor. Ben 2018 yılında Kore'de yaşadım. Orada nörologlarla tanıştım. Nörologlarla birlikte birbiri ardına tekrar eden kısa hareketlerin beyindeki nöronlar arasındaki bağı güçlendirmesiyle ilgili çalıştık. 2019 yılına kadar bu benim hiçbir işime yaramadı. Pandemi başlayınca evimize kapandık ve çok sıkıldım. İnternetten 'çok sıkıldım ve internet üzerinden isteyen herkese dokuma öğretmek istiyorum' dedim. Yaklaşık 30 kişi katıldı. Dokuma yaparken 4 gün sonra nöronlar ve arasındaki bağları da anlatmaya başladım. Bir arkadaşımız emes hastası olduğunu söyledi ve bu 4 günde dokumanın kendisine çok iyi geldiğini anlattı. Ben de 'doktorunuzla görüşmek istiyorum' dedim. Bu görüşmeden sonra 100 emes ve parkinson hastasıyla 10 hafta boyunca her gün dokuma yapmaya başladık. Bu süreçte modern tıpla hastaların testleri de yapıldı. Böylece modern tıpla da ölçülebilen, emes ve parkinson hastalığına karşı en etkili fizik tedaviyi bulmuş olduk. Bununla ilgili şu an doktora tezleri yazılıyor. Kozmik enerjiyle işte tam bu noktada buluştum. Beyin ile nöronlar arasındaki bağlar ve vücudun ürettiği o frekanslar..." ifadelerini kullandı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.