Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Güvenlik

Breaking News - Güvenlik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Güvenlik haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

CUMHURBAŞKANLIĞI 7. ULUSLARARASI YAT YARIŞLARI 23 NİSAN’DA START ALIYOR Haber

CUMHURBAŞKANLIĞI 7. ULUSLARARASI YAT YARIŞLARI 23 NİSAN’DA START ALIYOR

Haber; Tuana Mina Bahadır ORGANİZASYON KOMİTESİ BAŞKANI YEMLİHAOĞLU: “DÜNYANIN BİRÇOK BÖLGESİNDEKİ KRİZLER VARKEN; KENDİ KARASULARIMIZDA GÜVENLE VE ÖZGÜRCE YELKEN BASMAK BÜYÜK GURUR” Cumhurbaşkanlığı himayelerinde bu yıl 7.’si düzenlenecek olan Cumhurbaşkanlığı Uluslararası Yat Yarışları, 23 Nisan’dan 29 Ekim’e uzanan tarihi bir rotada sporcuları ve deniz tutkunlarını bir araya getiriyor. Organizasyon Komitesi Başkanı Ekrem Yemlihaoğlu, yarışların Türkiye’nin denizlerdeki gücünü ve vizyonunu tüm dünyaya gösterdiğini belirterek, “Dünyanın birçok bölgesinde savaşların, krizlerin, belirsizliklerin hakim olduğu bir dönemden geçiyoruz. Böyle bir ortamda Türkiye olarak kendi kara sularımızda güvenle, özgürce ve gururla yelken basıyor olmak bizler için sadece bir spor faaliyeti değil aynı zamanda çok büyük bir gurur” dedi. Cumhurbaşkanlığı himayelerinde düzenlenen, dünyanın en prestijli denizcilik organizasyonlarından biri olan Cumhurbaşkanlığı 7. Uluslararası Yat Yarışları, 23 Nisan’dan 29 Ekim’e uzanan tarihi bir rotada sporcuları ve deniz tutkunlarını bir araya getiriyor. Cumhurbaşkanlığı himayelerinde, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile T.C. Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın katkılarıyla İstanbul Valiliği, Çanakkale Valiliği, Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı ve TGA iş birliğinde, İstanbul Açık Deniz Yat Yarış Kulübü tarafından Türkiye Yelken Federasyonu 2026 yılı faaliyet programı kapsamında organize edilen Cumhurbaşkanlığı 7. Uluslararası Yat Yarışları'nın basın toplantısı, 10 Nisan Cuma günü Mandarin Oriental Bosphorus İstanbul’da gerçekleştirildi. Dünyanın dört bir yanından yüzlerce yarışçıyı bir araya getirecek dev organizasyonun 2026 yılı rotası ve detayları paylaşıldı. “DÜNYADAKİ KRİZ DÖNEMİNDE GÜVENLE VE ÖZGÜRLE YELKEN BASIYORUZ” İstanbul Vali Yardımcısı Mehmet Sülün ve Türkiye Yelken Federasyonu Başkanı Özlem Akdurak’ın katılımıyla gerçekleştirilen toplantıda konuşan Organizasyon Komitesi ve İstanbul Açık Deniz Yat Yarış Kulübü Başkanı Ekrem Yemlihaoğlu, “Bugün burada yalnızca bir spor organizasyonunu anlatmak için değil, aynı zamanda Türkiye'nin denizlerdeki gücünü ve vizyonunu tüm dünyaya bir kez daha göstermek adına bir araya gelmiş bulunuyoruz. Dünyanın birçok bölgesinde savaşların, krizlerin, belirsizliklerin hakim olduğu bir dönemden geçiyoruz. Böyle bir ortamda Türkiye olarak kendi kara sularımızda güvenle, özgürce ve gururla yelken basıyor olmak bizler için sadece bir spor faaliyeti değil aynı zamanda çok büyük bir gurur. Bu vesileyle bu organizasyonu gerçekleştirebilmemiz adına ülkemizde sağlanan istikrar ve güven ortamı için başta Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, Türkiye Cumhuriyeti Gençlik ve Spor Bakanımız Osman Aşkın Bak’a ve Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanımız Mehmet Nuri Ersoy'a en derin şükranlarımızı ifade etmek isteriz” diye konuştu. Yelken sporunun dünyada sadece bir spor dalı değil aynı zamanda milyarlarca dolarlık ekonomik hacmi yaratan; turizmi, teknolojiyi, uluslararası ilişkileri bir araya getiren stratejik bir enstrüman olduğunu vurgulayan Yemlihaoğlu, “Bugün dünyanın en önemli yelken organizasyonlarına baktığımızda bulundukları şehirleri, ülkeleri küresel marka haline getirdikleri, yüksek gelirli turistleri çektikleri, ciddi bir ekonomik değer oluşturduklarını açıkça görmekteyiz. Milyarlarca dolardan bahsedilen bir alan yelken sporu. İşte tam da bu nedenle yelken sporu, spor turizmi açısından en sürükleyici, en prestijli ve en yüksek katma değer yaratan branşların başında gelmektedir. Cumhurbaşkanlığı Uluslararası Yat Yarışları bu vizyonun Türkiye'deki en güçlü temsilcisidir. Bu organizasyon ile ülkemizin eşsiz coğrafyasını ve denizlerini dünya sahnesine taşımak, uluslararası sporcuları ve takımları Türkiye'de buluşturmak, yelken sporunu daha genç kitlelere yaymaktır. Gençlerimize ilham vermek, onları denizle buluşturmak, Türkiye'yi yelken sporunda küresel bir merkez haline getirmek en önemli hedeflerimiz arasındadır” dedi. HEN YIL SPORCU SAYISI ARTIYOR Yemlihaoğlu, bu yıl toplamda 200 ekip, 2000'in üzerinde sporcu, 14 farklı ülkeden katılım beklediklerini ifade ederek, “Pandeminin ilk yılında, şampiyonanın ilk başladığı yıl 23 olan ekip sayısında burada muazzam bir artış görüyoruz.” diye konuştu. Türkiye Yelken Federasyonu Başkanı Özlem Akdurak da “Türk yelken sporu Cumhurbaşkanımızın sporun her alanında koyduğu irade ve vizyondan nasibini alarak, Gençlik Spor Bakanımız Sayın Osman Aşkın Bak’ın muazzam çabaları ve destekleriyle, bütün spor dallarında olduğu gibi bizler de bu grafikten nasibimizi alarak geçtiğimiz yıllarda her yıl artan başarılarımızla uluslararası camiada bayrağımızı dalgalandırmaya devam ediyoruz. Bu yıl artan uluslararası başarılarımız 2025 yılında bir zirveye taşınarak gençlik sınıflarında dünya şampiyonalarında ve Avrupa şampiyonalarında ayrı ayrı her ikisinde de en fazla madalya alan ülke konumuna taşıdı bizi. Bu gurur hepimizin. Amacımız 2028 Los Angeles Oyunları'nda en az iki branşta Türk yelkenciliğine bir ilk yaşatarak madalyayla olimpiyattan dönmektir” dedi. Cumhurbaşkanlığı Uluslararası Yat Yarışları’nın 23 Nisan, 19 Mayıs, 30 Ağustos ve 29 Ekim gibi Cumhuriyetimizin kilit tarihlerinde düzenlenecek olmasının önemine işaret eden Akdurak, “Her geçen sene Cumhurbaşkanlığı Yat Yarışlarında hem katılım ülke sayısı olarak hem sporcu sayısı olarak muazzam artışı sevinerek izliyoruz. Organizasyonun başarısında emeği geçen başta İstanbul Açık Deniz Yarış Kulübü ekibi olmak üzere destek veren bütün paydaşlara çok teşekkür ediyorum. Yine Türk sporunu, Türk yelkenciliğini gururlandıracak bir organizasyonu hep beraber izliyor olacağız.” diye konuştu. 5 AYRI ETAPTA YARIŞILACAK Cumhurbaşkanlığı Uluslararası Yat Yarışları Sportif Direktörü Engin Yuvaktaş, yarış etaplarına değinerek; şu bilgileri verdi: “Bizim bu yıl Cumhurbaşkanlığı 7. Uluslararası Yat Yarışları takvimimizde 5 tane yarış bulunmakta. İlk etap 2 hafta sonra 23 Nisan'da İstanbul Boğazı'nda başlayacak. 23 Nisan - 25 Nisan tarihleri arasında gerçekleşecek yarışımız Sahil Güvenlik Komutanlığı Kupası. Sahil Güvenlik Komutanlığı Kupası 23 Nisan'da Moda'dan start edecek ve 25 Nisan'da Çanakkale'de finiş vereceğiz. Ve Çanakkale'de 25 Nisan'da bir de Çanakkale Boğazı yarışımız olacak. Yani 23-25 Nisan arasındaki yarışlarımızda bir tane İstanbul Boğazı, bir tane İstanbul-Çanakkale Açık Deniz Yarışı, bir tane de Çanakkale Boğazı Yarışı gerçekleştireceğiz. Hemen arkasından bir ay sonra 17-19 Mayıs'ta gerçekleşecek Kurtuluş Kupamız var. Kurtuluş Kupası da bizim için çok anlamlı bir yarış. Geçen sene ilkini yapmıştık. Bu sene de 17 Mayıs'ta İstanbul'da Adalar Parkurunda, 19 Mayıs'ta da yine İstanbul Boğazı'nda gerçekleşecek ve Kurtuluş Kupamız tamamlanacak. 30 Ağustos Zafer Bayramı'nda 30 Ağustos Zafer Kupamız yine İstanbul Boğazı'nda gerçekleştireceğimiz bir günlük bir yarış olacak. 29 Ekim Cumhuriyet Kupası bizim 2020 yılından beri gerçekleştirdiğimiz ve çok büyük katılımlarla İstanbul'da gerçekleşen bu yarış yine 29 Ekim'de İstanbul Boğazı'nda başlayacak. 30 Ekim, 31 Ekim ve 1 Kasım tarihlerinde de Caddebostan-Adalar Parkurunda devam edecek. Son yarışımız, kapanış yarışımız 16 Kasım - 19 Kasım tarihleri arasında Kıbrıs Kupası için olacak. Kıbrıs Kupası 16 Kasım'da Muğla'nın Marmaris ilçesinden start edecek ve Kıbrıs'ta Girne'de finiş verecek. Bu yarış geçen yıl ilk defa düzenlenmiş, belki de dünyada ilk defa düzenlenmiş bir açık deniz yarışı olarak takvimimize girdi ve bu sene de yine devam edeceğini planlıyoruz. Toplamda 10 farklı divizyondagerçekleşecek yarışlar ve her divizyonda ilk üçe girenler ödüllendirilecek. Ayrıca yelkenciliği arttırmak, denizciliği arttırmak, sporcu sayısını arttırmak için teşvik ettiğimiz üniversite takımları ve kadın yelken takımlarına da özel ödüllerimiz yine bu sene devam edecek.” KUPA DEVİR TESLİM TÖRENİ Konuşmaların ardından 2025 yılı şampiyon takımı Angels of CMC Holding, kupayı yeni sahiplerine verilmesi için organizasyon komitesine devir teslim etti. Takım Kaptanı Oğuz Ayan; “7 yıldır çok güzel, harika organizasyonlar gerçekleşiyor. Bu organizasyon her yıl büyüyerek ilerliyor. O kupanın üzerinde her yıl için farklı bir isim yazıyor. Bir tanesi biz olduk bu sene için, şanslıydık. Onu kazanmak için de ekip ile beraber ciddi bir savaş verdik. Sponsorumuza da çok teşekkür ediyorum. Sözlerimi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ sözüyle bitirmek istiyorum.” ifadelerini kullandı. TARİHİ ROTADA KESİNTİSİZ HEYECAN Dünyanın dört bir yanından katılacak yelkenli tekneler ve yüzlerce yarışçının katılacağı Cumhurbaşkanlığı 7. Uluslararası Yat Yarışları’nın ilk mücadelesi, 23 Nisan’da İstanbul Boğazı’ndan başlayacak ve yarışçılar Çanakale’ye doğru yelken açacak. İkinci etapta ise yarışçılar, 16-19 Mayıs tarihlerinde İstanbul’da Kurtuluş Kupası için mücadele edecek. 30 Ağustos’ta ise İstanbul Boğazı’nda Zafer Kupası heyecanı yaşanacak. Yarışmanın son etabı ise 29 Ekim-1 Kasım tarihlerinde Cumhuriyet Kupası için olacak. Dört etap halinde gerçekleşecek olan yarışlarda toplamda en iyi dereceyi elde edecek ekip, Cumhurbaşkanlığı Uluslararası Yat Yarışı Şampiyonu unvanına hak kazanacak. Cumhurbaşkanlığı Yat Yarışı’na dördüncü kez Resmi Zaman Sponsoru olan, İsviçre saatçilik geleneğini modern tasarım anlayışıyla bir araya getiren Jacques Philippe de beş etap boyunca kıyasıya mücadele edecek takımlar arasından her etabın şampiyonu olan ekibin tamamını Jacques Philippe saatlerle ödüllendirecek.

Av Hüseyin Karaahmetoğlu’dan avukatlar gününe dair açıklama Haber

Av Hüseyin Karaahmetoğlu’dan avukatlar gününe dair açıklama

Rize Eski Baro Başkanı Av. Hüseyin Karaahmetoğlu 5 Nisan Avukatlar günü nedeni ile yaptığı açıklamada Avukatların sorunlarının giderilmesi gerektiğini söyleyerek Savunma güçlenmeden yargı güçlenemeyeceğini belirtti. Rize Eski Baro Başkanı Av. Hüseyin Karaahmetoğlu, 5 Nisan Avukatlar Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, savunma makamı güçlendirilmeden yargının güçlenmesinin mümkün olmadığını belirterek, avukatların sorunlarının ertelenmeden ve ciddiyetle ele alınması gerektiğini ifade etti. Karaahmetoğlu, Türkiye genelinde yaklaşık 200 bin avukatın hem ekonomik hem de mesleki anlamda ciddi sorunlarla karşı karşıya bulunduğunu belirterek, yıllardır dile getirilmesine rağmen savunma makamını güçlendirecek somut adımların atılmadığını vurguladı. Avukatların yargının üç temel unsurundan biri olduğunu hatırlatan Karaahmetoğlu, “Hâkim, savcı ve avukat yargının üç sacayağını oluşturur. Ancak uygulamada bu üç unsur arasında bugüne kadar gerçek anlamda bir eşitlik sağlanamamıştır. Savunma makamı uzun süredir sistem içerisinde ikinci planda bırakılmıştır. Oysa savunma güçlenmeden yargının güçlenmesi mümkün değildir” dedi. “Ekonomik kriz yaklaşık 200 bin avukatı derinden etkilemektedir” Avukatların yaşadığı ekonomik sorunların yalnızca mesleğe yeni başlayanlarla sınırlı olmadığını vurgulayan Karaahmetoğlu, mesleğin tüm kesimlerinin ciddi bir geçim mücadelesi verdiğini ifade etti. “Bugün sadece genç meslektaşlarımız değil, yıllardır mesleğini icra eden avukatlarımız da ağır ekonomik şartlar altında çalışmaktadır. Artan ofis kiraları, personel giderleri, vergi yükleri, sigorta primleri ve tahsil edilemeyen vekâlet ücretleri avukatları ekonomik olarak çıkmaza sürüklemektedir. Avukatların büyük bir bölümü mesleğini sürdürebilmek için ciddi fedakârlıklar yapmak zorunda kalmaktadır.” Toplumda avukatların yüksek gelir elde ettiği yönündeki yanlış algının, mesleğin gerçek sorunlarının görünmesini engellediğini belirten Karaahmetoğlu, bu algının kırılması gerektiğini ifade etti. “Vergi ve harç yükünde ciddi eşitsizlik bulunmaktadır.Bu eşitsizlik Avukatlar lehine giderilmelidir. Yargının üç temel unsurundan biri olan avukatların, mali yükümlülükler açısından eşit konumda değerlendirilmediğine dikkat çeken Karaahmetoğlu, şu ifadeleri kullandı: “Avukatlar, yargının kurucu unsuru olmasına rağmen vergi ve harç yükümlülükleri bakımından hâkim ve savcılarla aynı düzeyde değerlendirilmemektedir. Meslektaşlarımız hemen her işlemde yüksek vergi ve harç yüküyle karşı karşıya kalmaktadır. Bu durum açık bir eşitsizliktir ve kabul edilemez.” Bu kapsamda; Avukatlık hizmetlerinde uygulanan KDV oranının düşürülmesi,Serbest meslek kazançlarına yönelik vergi yükünün hafifletilmesi, Resmî işlemlerde alınan harçların yeniden düzenlenmesi gerektiğini vurguladı. “Silah ruhsatı alımında harç muhafiyeti sağlanmalı ve mesleki haklarda eşitlik sağlanmalıdır” Avukatların mesleki risklerine rağmen birçok alanda eşit haklara sahip olmadığını belirten Karaahmetoğlu, özellikle ruhsat ve güvenlik konularında yaşanan mağduriyetlere dikkat çekti. Avukatlar görevleri gereği ciddi tehdit ve risklerle karşı karşıya kalabilmektedir. Buna rağmen silah ruhsatı alırken dahi hâkim ve savcılarla eşit harç ve kolaylıklardan yararlanamamaktadırlar. Bu durum büyük bir adaletsizliktir. Yargının bir unsuru olan avukatların güvenlik ve ruhsat haklarında da eşit statüye kavuşturulması gerekmektedir.” Avukatların Vergi, KDV ve ÖTV yükü azaltılmalıdır. Avukatların ekonomik olarak rahatlatılması için vergi sisteminde düzenleme yapılması gerektiğini belirten Karaahmetoğlu, şu önerilerde bulundu.Avukatlık hizmetlerinde KDV oranının %5–10 seviyesine düşürülmesi,Mesleki giderlerde vergi avantajı sağlanması,Büro açılışı ve mesleki ekipman alımlarında ÖTV ve KDV indirimi uygulanması,Meslek mensuplarına yönelik özel vergi teşvikleri getirilmelidir. “Savunma hizmeti lüks değildir. Bu nedenle avukatlık hizmetlerinin yüksek vergilendirilmesi doğru değildir” dedi.”Devlet kurumlarında avukatlara destek artırılmalıdır” Avukatların görevlerini yerine getirirken kamu kurumlarında ve adliyelerde çeşitli zorluklarla karşılaştığını belirten Karaahmetoğlu, devletin tüm kurumlarının savunma makamına daha destekleyici yaklaşması gerektiğini ifade etti. “Avukatlar kamu hizmeti yürütmektedir. Ancak uygulamada birçok kurumda gerekli kolaylık sağlanmamakta, aksine bürokratik engellerle karşılaşılmaktadır. Adliyelerde dosya inceleme, evrak erişimi ve duruşma süreçlerinde yaşanan aksaklıklar mesleğin etkin icrasını zorlaştırmaktadır.” Bu kapsamda; • UYAP sisteminin daha etkin hale getirilmesi • E-tebligat süreçlerinin sadeleştirilmesi • Avukatlara fiziki ve dijital erişim kolaylığı sağlanması • Kamu kurumlarında avukatlara öncelik tanınması gerektiğini ifade etti. ⸻ “Avukatlara yönelik şiddete karşı acil önlem alınmalıdır” Son yıllarda artan avukata yönelik şiddet olaylarına da değinen Karaahmetoğlu, mesleğin güvenliğinin ciddi tehdit altında olduğunu belirtti: “Avukatlar görevlerini yerine getirirken tehdit, baskı ve fiziksel saldırılarla karşılaşmaktadır. Bu tür suçlar daha ağır yaptırımlara bağlanmalı ve avukatlara yönelik saldırılar kamu görevlisine karşı işlenen suç kapsamında değerlendirilmelidir.” “Barolar artık sorumluluk almalı, meslek sorunlarına odaklanmalıdır” Baroların da mevcut sorunların çözümünde daha aktif rol üstlenmesi gerektiğini belirten Karaahmetoğlu, baroların siyasi tartışmaların dışında kalarak meslek sorunlarına yoğunlaşması gerektiğini ifade etti. “Bu sadece avukatların değil, adalet sisteminin sorunudur” Açıklamasının sonunda Karaahmetoğlu şu ifadeleri kullandı, Avukatların ekonomik, sosyal ve mesleki güvencelerinin artırılması yalnızca meslektaşlarımızın değil, doğrudan vatandaşın adalete erişiminin güçlendirilmesi anlamına gelmektedir. Savunma makamı zayıf olan bir yargı sistemi adil olamaz. 5 Nisan Avukatlar Günü’nün, bu sorunların çözümü için bir dönüm noktası olmasını temenni ediyoruz.”

DOĞU AKDENİZ’İN STRATEJİK ÖNEMİ VE GELECEĞİ, ÖNEMLİİSİMLERİN KATILIMIYLA DAÜ’DE TARTIŞILDI Haber

DOĞU AKDENİZ’İN STRATEJİK ÖNEMİ VE GELECEĞİ, ÖNEMLİİSİMLERİN KATILIMIYLA DAÜ’DE TARTIŞILDI

KURUMSAL İLETİŞİM VE MEDYA İLİŞKİLERİ ŞUBESİ’NDEN BİLDİRİLMİŞTİR; DOĞU AKDENİZ’İN STRATEJİK ÖNEMİ VE GELECEĞİ, ÖNEMLİİSİMLERİN KATILIMIYLA DAÜ’DE TARTIŞILDI Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) ev sahipliğinde, “Doğu Akdeniz’in Stratejik Önemi” konulu zirve, 27 Mart 2026 Cuma günü, Rauf Raif Denktaş Kültür ve Kongre Sarayı’nda yoğun katılımla gerçekleştirildi. Uluslararası Sosyal, Kültürel ve Akademik İlişkiler Derneği (USKAİD) iş birliğiyle düzenlenen zirvede, bölgenin jeopolitik, ekonomik ve stratejik dinamikleri, alanında uzman isimler tarafından ele alındı. Proje Koordinatörlüğünü Arif Ekşi’nin yaptığı etkinliğe, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Ekonomi ve Enerji Bakanı Olgun Amcaoğlu, CTP Milletvekilleri Teberrüken Uluçay ve Şifa Çolakoğlu, eski Devlet Bakanı ve eski TBMM Başkan Vekili, DAÜ Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yüksel Yalova, İstanbul Milletvekili ve Akdeniz için Birlik Parlamenter Asamblesi (AİBPA) Türk Grubu Başkanı Doç. Dr. Hulki Cevizoğlu, Edirne Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Akalın, Türkiye-Azerbaycan Dostluk Grubu Başkanı, AİBPA Ekonomi Komisyonu Başkanı, 28. Dönem İstanbul Milletvekili Şamil Ayrım, Konya Milletvekili ve Türkiye-Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı Orhan Erdem, DAÜ Vakıf Yöneticiler Kurulu (VYK) Başkanı Şemi Bora, DAÜ Rektörü Prof. Dr. Hasan Kılıç, USKAİD Genel Başkanı Av. Selman Yaray, DAÜ VYK Üyeleri Anıl İmre, Özdinç Akdel, Turan Büyükyılmaz, DAÜ Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Osman M. Karatepe, Prof. Dr. Sonuç Zorlu, Prof. Dr. Ali Öztüren, DAÜ Genel Sekreteri Derviş Ekşici, Uluslararası Akademi Sosyal Kültürel ve Ekonomik İlişkiler Federasyonu (USKEF) Genel Başkanı Dr. Umut Elbir, The London Energy Club Yönetim Kurulu Başkanı, eski diplomat ve Uluslararası Enerji Ajansı eski yöneticisi Mehmet Öğütçü, akademisyenler ve öğrencilerkatıldı. Etkinliğin sunuculuğunu da üstlenen USKEF Genel Başkanı Dr. Umut Elbir, yaptığı açılış konuşmasında enerji, ticaret, güvenlik ve diplomasinin kesişim noktasında yer alan Doğu Akdeniz’in stratejik önemine dikkat çekti. Bölgede yaşanan güncel gelişmelerin yalnızca bölgesel değil, küresel ölçekte de belirleyici bir rol oynadığını vurgulayan Dr. Elbir, akademik bilgi ile sahadaki gerçeklerin bir araya getirilmesinin geleceğin stratejik vizyonunun oluşturulmasında büyük önem taşıdığını ifade etti. Katılımcılara katkılarından dolayı teşekkür eden Dr. Elbir, forumun verimli ve başarılı geçmesini diledi. “Doğu Akdeniz, Tarih Boyunca Medeniyetlerin Kesişim Noktası Olmuştur” USKAİD Genel Başkanı Av. Selman Yaray gerçekleştirdiğikonuşmada bu tür toplantıların yalnızca akademik bir buluşma olmadığını vurgulayarak, Doğu Akdeniz’in tarih boyunca medeniyetlerin kesişim noktası, stratejik rekabet alanı ve enerji kaynaklarının geçiş güzergâhı olduğunu, artan enerji talebi, yeni kaynak keşifleri ve güvenlik dinamiklerinin bölgeyi hem Türkiye hem de küresel aktörler açısından kritik hale getirdiğini ifade etti. Günümüzde enerji, güvenlik, ekonomi ve siyasetin iç içe geçtiğine dikkat çeken Av. Yaray, toplantının amacının sadece değerlendirme yapmak değil, somut öneriler geliştirmek ve karar alıcılara katkı sunacak stratejik çıktılar üretmek olduğunu belirtti. “DAÜ Bu Önemli Coğrafyada Yer Alan Bir Bilim Kurumu Olarak Sorumluluğunun Bilincindedir.” DAÜ Rektörü Prof. Dr. Hasan Kılıç, konuşmasında Doğu Akdeniz’in jeopolitik, ekonomik, enerji ve hukuki boyutlarıyla küresel ölçekte stratejik bir öneme sahip olduğunu vurguladı. Uluslararası dengeler açısından da Doğu Akdeniz’in kritik bir konumda bulunduğunu belirten Prof. Dr. Kılıç, DAÜ’nün bu önemli coğrafyada yer alan bir bilim kurumu olarak sorumluluğunun bilincinde olduğunu ifade etti. Akademik bilgi üretimi ve uluslararası iş birlikleriyle bölgenin barış, istikrar ve refahına katkı sağlamayı hedeflediklerini dile getiren Prof. Dr. Kılıç, düzenlenen zirvenin bilim insanları ve karar alıcıları bir araya getirerek önemli çıktılar sunacağına inandığını belirterek, programın verimli geçmesi temennisinde bulundu. “Doğu Akdeniz Enerji Açısından Küresel Ölçekte Sınırlı Ancak Stratejik Bir Öneme Sahiptir.” The London Energy Club Yönetim Kurulu Başkanı, eski diplomat ve Uluslararası Enerji Ajansı eski yöneticisi Mehmet Öğütçü, yaptığı konuşmada dünyanın çok boyutlu krizlerin yaşandığı kritik bir dönemden geçtiğini vurguladı. Asıl önemli olanın savaşların bitişinden sonra oluşacak yeni düzenin doğru şekilde öngörülmesi olduğunu ifade eden Öğütçü, Doğu Akdeniz’in enerji açısından küresel ölçekte sınırlı ancak stratejik bir öneme sahip olduğunu belirterek, bölgedeki jeopolitik gerilimlerin ve özellikle Kıbrıs, Türkiye, Yunanistan ve İsrail hattındaki anlaşmazlıkların enerji yatırımları açısından risk oluşturduğunu ifade etti. Enerji projelerinde güvenlik ve istikrarın belirleyici olduğunu vurgulayan Öğütçü, elde edilecek verilerin ve değerlendirmelerin karar alıcılara ve uluslararası kamuoyuna aktarılmasının önemine dikkat çekti. “Günümüzde Enerji Kaynakları, Jeopolitik Dengeler ve Uluslararası İlişkiler Bağlamında Bölgenin Önemi Daha da Artmıştır.” Eski Devlet Bakanı ve DAÜ Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yalova, Doğu Akdeniz’in tarih boyunca stratejik bir merkez olduğuna dikkat çekerek, günümüzde enerji kaynakları, jeopolitik dengeler ve uluslararası ilişkiler bağlamında bölgenin öneminin daha da arttığını vurguladı. DAÜ Hukuk Fakültesi bünyesinde enerji hukuku alanında yürütülen çalışmalara da değinen Prof. Dr. Yalova, bu alanda verilen dersler, kurulan araştırma merkezleri ve uluslararası iş birliklerinin stratejik açıdan büyük değer taşıdığını ifade etti. Öğrencilerin yoğun ilgisinden memnuniyet duyduğunu belirten Prof. Dr. Yalova, etkinliğin güçlü konuşmacı kadrosuyla önemli çıktılar sağlayacağına inandığını ifade ederek katkı koyan herkese teşekkür etti. “Bu Sürecin Ardından Dünya Düzeni YenidenŞekillenecektir.” Edirne Milletvekili Prof. Dr. Akalın konuşmasında Doğu Akdeniz’in Afrika, Asya ve Avrupa’nın kesişim noktasında yer alması nedeniyle tarih boyunca stratejik bir öneme sahip olduğunu vurguladı. Kıbrıs’ın ve özellikle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bu coğrafyanın merkezinde bulunduğunu belirten Prof. Dr. Akalın, enerji kaynaklarının da etkisiyle bölgenin günümüzde daha kritik hale geldiğini ifade etti. Küresel ölçekte ekonomik, siyasi ve sosyal krizlerin yaşandığı bir dönemden geçildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Akalın, bu sürecin ardından dünya düzeninin yeniden şekilleneceğini belirterek Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bu yeni döneme hazırlıklı olması gerektiğini vurguladı. “Bugün Savaş ve Krizlerle Sarsılan Bölgede Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Durumu Kritiktir” Türkiye-Azerbaycan Dostluk Grubu Başkanı, AİBPA Ekonomi Komisyonu Başkanı, 28. Dönem İstanbul Milletvekili Şamil Ayrım gerçekleştirdiği konuşmada Doğu Akdeniz’in medeniyetlerin kesişim noktası, ticaret yollarının birleştiği ve günümüzde küresel güç dengelerinin şekillendiği stratejik bir bölge olduğunu belirtti. Bugün savaş ve krizlerle sarsılan bölgede Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin durumunun kritik olduğunu ifade eden Ayrım, Doğu Akdeniz’de enerji, güvenlik ve jeopolitik unsurların iç içe geçtiğini, kalıcı istikrarın ancak diyalog, karşılıklı saygı ve uluslararası hukuka bağlılıkla sağlanabileceğini vurguladı. Ayrıca, Kuzey Kıbrıs’ın tanınırlığı ve Türkiye-Azerbaycan iş birliğinin güçlendirilmesi amacıyla kurulan dostluk grubu ve yaklaşan toplantılar hakkında katılımcılara bilgi verdi. “Hukukun Üstünlüğü ile İnsan Hakları Sıklıkla İhlal Edilmektedir.” Türkiye-KKTC Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı ve Konya Milletvekili Orhan Erdem, forumda yaptığı konuşmada, dünyanın kritik bir dönemden geçtiğini ve hukukun üstünlüğü ile insan haklarının sıklıkla ihlal edildiğini vurguladı. Gazze ve İran başta olmak üzere bölgede yaşanan sivillere yönelik trajedilere dikkat çeken Erdem, Kuzey Kıbrıs’ın Türkiye’nin garantörlüğü altında güvenli bir bölge olarak korunması gerektiğini belirtti. Ada üzerindeki silahlanmanın artmasına rağmen müzakere kültürünün sürdürülmesinin önemine değinen Erdem, bu bağlamda ilgili ülkelerin ve liderlerin açıklamalarını yakından takip ettiklerini ifade etti. “Akdeniz ve Kıbrıs Meselelerini Anlamak İçin Tarih ve Güncel Krizler Doğru Okunması Gerekir” AİBPA Türk Grubu Başkanı ve İstanbul Milletvekili Doç. Dr. Hulki Cevizoğlu, forumda yaptığı konuşmada Akdeniz ve Kıbrıs meselelerini anlamak için tarih ve güncel krizlerin doğru okunması gerektiğini belirtti. Doç. Dr. Cevizoğlu, Kıbrıs’ın sadece bir ada değil, 1571’den itibaren yaklaşık 350 yıl adaletle yönetilmiş bir dava merkezi olduğunu hatırlattı. Günümüzde enerji haklarının jeopolitik dengeleri yeniden şekillendirdiğine değinen Doç. Dr. Cevizoğlu, süper güçlerin müdahalelerinin küresel enerji akışını ve güvenliğini doğrudan etkilediğini ifade etti. Doç. Dr. Cevizoğlu ayrıca, medya ve tartışma programlarının bu konuları yeterince analiz etmediğini ve sık sık tekrarlarla dolu olduğunu vurguladı. “Kıbrıs Türk Halkının Varlığının Korunması ve Ada Üzerindeki Türk Nüfusu ile Çıkarlarının Güvence Altında Tutulması Kritiktir.” Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Ekonomi ve Enerji Bakanı Olgun Amcaoğlu ise yaptığı konuşmada, yönetim ve öngörü yeteneğinin önemine değinerek, Kıbrıs adasının stratejik önemini vurguladı. Amcaoğlu, Kıbrıs Türk halkının varlığının korunmasının ve ada üzerindeki Türk nüfusu ile çıkarlarının güvence altında tutulmasının kritik olduğunu belirtti. Savaş ekonomisinin ve bölgesel gelişmelerin dikkate alınması gerektiğini ifade eden Amcaoğlu, katılımcılara teşekkür ederek, toplantının sonuçlarını yakından takip edeceklerini ve forumdaki bakış açılarını önemsediklerini dile getirdi. Açılış konuşmalarının ardından, DAÜ Rektörü Prof. Dr. Hasan Kılıç ve USKAİD Genel Başkanı Av. Selman Yaray, açılışta konuşan katılımcılara plaket takdim etti. Ayrıca açılışkonuşması gerçekleştiren milletvekilleri, DAÜ Rektörü Prof. Dr. Kılıç’a Türkiye Büyük Millet Meclisi adına hediye sundu. "Jeopolitik ve Uluslararası İlişkiler" başlıklı ilk oturum Güvenlik Uzmanı ve Star Gazetesi Yazarı Coşkun Başbuğ moderatörlüğünde gerçekleştirildi. Oturumda Prof. Dr. Nurşin Ateşoğlu Güney, Prof. Dr. Hasan Ünal, Prof. Dr. Yalçın Sarıkaya ve Prof. Dr. Uğur Özgöker birer sunum yaptı. "Enerji, Ekonomi ve Hukuk" başlıklı ikinci oturum ise Türkiye Cumhuriyeti Eski Devlet Bakanı ve DAÜ Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yüksel Yalova moderatörlüğünde gerçekleşti. Oturumda Prof. Dr. Vedat Yorucu, Prof. Dr. Cemal Zehir, Yrd. Doç. Dr. Aylin G. Gürzel Aka, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Akdeniz Stratejik Araştırmalar Merkezi Genel Sekreteri Gökhan Güler ve Olasılıksal Modelleme Uzmanı Dr. Ekrem Teymur, bölgenin enerji ve hukuk stratejilerini değerlendirdi. Program, düzenlenen Plaket Töreni ile sona erdi.

Türkiye’nin Tarafsızlık Politikası Gündemde: “Dengeli Duruş Stratejik Bir Tercih” Haber

Türkiye’nin Tarafsızlık Politikası Gündemde: “Dengeli Duruş Stratejik Bir Tercih”

Rize eski Baro Başkanı Avukat Hüseyin Karaahmetoğlu Son dönemde ABD, İsrail ve İran arasında artan gerilim, küresel siyasetin en tartışmalı başlıklarından biri haline gelmiştir. Karaahmetoğlu; Bu süreçte ABD Başkanı Donald Trump’ın NATO’nun bu tür bir çatışmada ABD’nin yanında olmayabileceğine yönelik açıklamaları, uluslararası ilişkiler açısından dikkat çekici bir tartışma başlatmıştır. Zira bu söylem, yalnızca güncel politik dengeleri değil, aynı zamanda NATO’nun işlevi ve müttefiklik ilişkilerinin sınırlarını da yeniden sorgulatmaktadır. Karaahmetoğlu Trump’ ın NATO hakkındaki ve çıkışı yeni değildir. Başkanlığı döneminde sık sık NATO yu eleştirmiş ve işlevini yitirdiğini söylemiştir. Öte yandan ABD- İsrail- İran savaşında Avrupa Birliği ülkelerinin önemli bir kısmının bu insanlık suçunda ABD’ye koşulsuz destek vermemesi, Batı ittifakı içinde de görüş ayrılıklarının bulunduğunu göstermektedir. Bu durum, söz konusu çatışmanın yalnızca güvenlik temelli değil, aynı zamanda siyasi ve ahlaki boyutları olan karmaşık bir mesele olduğunu ortaya koymaktadır. Av.Hüseyin Karaahmetoğlu, Özellikle İsrail’in Gazze’de yürüttüğü ve savaş suçu içeren askeri operasyonlara yönelik uluslararası kamuoyunda artan eleştiriler, İran’a yönelik çatışmanın meşruiyetini sorgulayan yaklaşımları güçlendirmiştir. Karaahmetoğlu , İran’a yönelik tehdit söylemi ise büyük ölçüde nükleer program üzerinden şekillendirilmektedir. Ancak bu noktada, uluslararası sistemde nükleer silahlara sahip diğer ülkelerin varlığı sıkça gündeme getirilmektedir. Eleştirmenler, nükleer silah meselesinde çifte standart uygulandığını ve bu durumun küresel adalet algısını zedelediğini savunmaktadır. Nükleer silah yapımı ile ilgili bir algının doğru olmadığını çok iyi bilmekteyiz. Bu bağlamda, geçmişte Irak, Afganistan ve Suriye’de yaşanan askeri müdahaleler de benzer gerekçelerle açıklanmış, ancak sonuçları itibarıyla ciddi insani ve siyasi krizlere yol açmıştır. Av.Hüseyin Karaahmetoğlu, bu savaşların amacının İsrail’in vaddedilmiş toprakları diye nitelendirilen toprakları işgal etme çabasıdır. Karaahmetoğlu Türkiye NATO’nun en güçlü ikinci ordusuna sahiptir. Türkiye açısından bu savaşa bakıldığında ise mesele çok daha farklı ve hassas bir boyut kazanmaktadır. Türkiye, tarihsel olarak hem NATO üyesi bir ülke hem de Orta Doğu ile güçlü kültürel ve siyasi bağlara sahip bir aktördür. Ancak geçmişte yaşanan bazı olaylar, Türkiye’nin Batı ittifakına yönelik güvenini zaman zaman sarsmıştır. Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında uygulanan ambargo, Türkiye’nin güvenlik kaygılarının müttefikler tarafından her zaman desteklenmediği yönünde bir algı oluşturmuştur. Hiç bir dönemde ABD ve batılı müttefik ülkeler Türkiye’nin yanında yer almamışlardır. Karaahmetoğlu Türkiye’nin uzun yıllardır terörle mücadele sürecinde bazı NATO müttefiklerinden beklediği desteği göremediği yönündeki eleştiriler de kamuoyunda geniş yer bulmaktadır. Hatta destek görme bir tarafta NATO ülkelerinin hemen hemen büyük çoğunluğu terör örgütü yanında yer almışlardır. Bu durum, NATO’nun dayanışma ilkesinin pratikte ne ölçüde işletildiği sorusunu gündeme getirmektedir. Türkiye’nin on binlerce kayıp verdiği ve milyar dolarlar terörle mücadelede kullanılması unutulmamalıdır. Bu süreçte, NATO ve müttefik ülkelerin tutumu sıkça tartışma konusu olmuştur. Av.Hüseyin Karaahmetoğlu Tüm bu gelişmeler ışığında Türkiye’nin dış politikada bağımsız ve dengeli bir duruş sergileme çabası daha anlaşılır hale gelmektedir. Türkiye, bir yandan NATO üyeliğinin getirdiği yükümlülükleri yerine getirirken, diğer yandan bölgesel gelişmeler karşısında kendi ulusal çıkarlarını ve insani değerlerini gözeten bir politika izlemeye çalışmaktadır. ABD-İsrail-İran gerilimi yalnızca askeri bir çatışma ihtimali değil, aynı zamanda uluslararası sistemin adalet, eşitlik ve müttefiklik ilkelerinin de test edildiği bir süreçtir. Türkiye’nin bu denklemdeki konumu ise ne tamamen Batı eksenli ne de tamamen karşıt bir çizgide; daha çok kendi stratejik önceliklerini merkeze alan çok boyutlu bir yaklaşım olarak şekillenmektedir.Bu da İkinci dünya savaşındaki Türkiye’nin tarafsızlık ilkesinin an itibari ile desteklendiği milli bir duruş olmasıdır.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.