Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Eğitim

Breaking News - Eğitim haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Eğitim haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

BAKAN TEKİN, OECD GENEL SEKRETERİ CORMANN İLE BİR ARAYA GELDİ Haber

BAKAN TEKİN, OECD GENEL SEKRETERİ CORMANN İLE BİR ARAYA GELDİ

Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in OECD Beceriler Zirvesi kapsamında görüştüğü OECD Genel Sekreteri Mathias Cormann, bir sonraki PISA için gelen verilerin, Türkiye'deki olumlu eğilimin devam ettiğini gösterdiğini vurguladı. Bakan Tekin, İstanbul’da düzenlenen Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) Beceriler Zirvesi kapsamında OECD Genel Sekreteri Mathias Cormann ile bir araya geldi. Tekin, Millî Eğitim Bakanlığı olarak eğitim diplomasisini ve OECD ile ilişkileri çok önemsediklerini, OECD'nin raporları ve tavsiyelerinin kendileri için her zaman referans kaynağı olduğunu söyledi. Bakan Tekin, 2024-2025 eğitim öğretim yılında yaptıkları düzenlemeyle müfredatı beceri odaklı bir formata kavuşturduklarını anlattı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2001 yılında AK Parti’yi kurarken Türkiye’nin eğitim öğretimde fiziki altyapıyla ilgili eksikliklerine dikkat çektiğini hatırlatan Bakan Tekin, “Derslik başına düşen öğrenci sayısı, öğretmen başına düşen öğrenci sayısı, bu sayılar çok yüksekti. Aradan geçen 20 yılı aşkın süre içinde derslik sayısını 300 binlerden 750 binlere çıkardık. Öğretmen sayısını 500 binlerden 1 milyon 200 binlere çıkardık. Okullarımızın tamamında, 650 bin dersliğimizin tamamında şu anda etkileşimli tahtalar var, dünyanın en büyük eğitim içerik portallerinden birine erişim imkânı var.” diye konuştu. Tekin, Bakanlıkta 2013 yılından itibaren 5,5 yıl müsteşarlık yaptığını hatırlatarak bu süre içinde altyapıya dönük çalışmalara ilave olarak beceri odaklı bir programa geçilmesi için çok ciddi bir çaba sarf ettiklerini ve geçen yıl bunu temin ettiklerini ifade etti. Finansal okuryazarlık konusunun, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamındaki 9 okuryazarlık başlığından biri olduğuna işaret eden Tekin, bütün okullarda finansal okuryazarlıkla ilgili süreçleri başlattıklarını, bu konunun şu anda odak noktalarından biri olduğunu ifade etti. “Birçok ülke tecrübelerimizi transfer etmek için bizimle irtibata geçiyor” Mesleki eğitimle ilgili çalışmalara da işaret eden Tekin, ülkelerin millî gelirleri ile mesleki ve teknik eğitimde verilen beceri odaklı eğitim arasındaki korelasyonu çok yakından takip etiklerini kaydetti. 2013'ten itibaren mesleki ve teknik eğitimi hem nicel göstergeler itibarıyla tercih edilen bir alan haline dönüştürmeye çalıştıklarını hem de Türkiye'nin bürokratik yapısı içerisinde bu alana yönelik önemli teşvikler uygulamaya başladıklarını anlatan Tekin, şu değerlendirmelerde bulundu. “Bütün bunları yaparken de iş başı eğitimlerine, yani çocuklarımızın işletmelerde mesleki alanla ilgili beceri eğitimlerine odaklandık. Şu an Türkiye'de, kendine özgü değişik bir model uygulamaya girmiş oldu ve bu, kamuoyu tarafından da ciddi şekilde beğenilmeye başlandı. Mesleki eğitim alan çocuklarımızın hem saha becerileri hem de akademik eğitimleri paralel bir biçimde yürümüş oluyor. Birçok ülke Türkiye’nin bu konudaki tecrübelerini transfer etmek üzere bizimle irtibata geçiyor. Biz de bu konuda çok iş birliğine açık bir tutum sergiliyoruz.” Mesleki ve teknik eğitimin başlangıçta sağlıklı verilmesi ve hayat boyu devam ettirilmesinin çok kritik bir yaklaşım olduğunu vurgulayan Bakan Tekin, “Biz mesleki teknik eğitimin hem zorunlu eğitim çağında verilmesi için çaba sarf ediyoruz hem de yaşam boyu öğrenme kapsamındaki modüllerimizi güncel gelişmelere göre daha çekici ve daha cazip hale getirmek üzere çok devasa bir yükün altına girdik.” dedi. Mesleki eğitimin çekici hale getirilmesi konusunun küresel bir problem olduğunu kaydeden Tekin, bu konuda OECD gibi güçlü yapılarla birlikte çalışmanın tüm ülkelere güç vereceğini söyledi. Cormann: “Türkiye doğru yönde eğilim gösteren az sayıdaki ülkeden biri” OECD Genel Sekreteri Cormann da örgütün Türkiye ile olan etkileşimine büyük değer verdiğini ifade etti. Özellikle eğitim politikası alınanda bu ilişkilerin kendileri için önemli olduğunu söyleyen Cormann, “PISA sonuçlarının bize söylediği şey; son on yılda Türkiye'nin doğru yönde eğilim gösteren az sayıdaki ülkeden biri olduğudur. Bir sonraki PISA için gelen verilerin, Türkiye'deki bu olumlu eğilimin devam ettiğini gösterdiğini görüyoruz.” şeklinde konuştu. Eğitimin; verimliliği artırmanın ve dolayısıyla gelirleri ve yaşam standartlarını iyileştirmenin en iyi yollarından biri olduğuna işaret eden Cormann, “Ancak bu, olumlu değişimin etkisini göstermesinin uzun zaman aldığı bir politika alanıdır. Fakat Türkiye'nin bir süredir olumlu bir yörüngede olduğunu görmek çok güzel.” dedi. OECD Eğitim Direktörü Schleicher: “Mesleki eğitimde iş birliğimizi geliştirmek istiyoruz” Görüşmeye katılan OECD Eğitim Direktörü AndreasSchleicher de eğitim alanındaki başarılarından dolayı Bakan Tekin’i kutladı. Finansal okuryazarlık konusuna özel bir önem verdiklerini ifade eden Schleicher, gençlerin matematiksel bilgilerini finansal bir bağlamda ne kadar iyi uygulayabildiklerini değerlendirmek açısından bunun önem taşıdığını söyledi. Schleicher, bu konunun Millî Eğitim Bakanlığı ile OECD arasındaki iş birliklerinin iyi bir uzantısı olacağını dile getirdi. Bugün “Küresel Mesleki ve Teknik Eğitim” girişimini başlatacaklarını kaydeden Schleicher, “Ülkeleri mesleki eğitim etrafında bir araya getirdiğimiz, küresel standartlar oluşturduğumuz, sistemleri birbirleriyle daha uyumlu hale getirdiğimiz ve ortak bir dil yarattığımız bir girişim. Türkiye'nin bu alana yaptığı yatırımlar göz önüne alındığında, bunun iş birliğimizi genişletmek için harika bir alan olacağını düşünüyorum.” dedi. Görüşmeye Millî Eğitim Bakan Yardımcısı Celile Eren Ökten ve Bakanlık bürokratları da katıldı.

ŞİDDET ARTIYOR, SEVGİ GERİLİYOR Haber

ŞİDDET ARTIYOR, SEVGİ GERİLİYOR

Ünlü Hukukçu Av. Hüseyin Karaahmetoğlu’ndan Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan katliamlar için çarpıcı açıklama Av.Hüseyin Karaahmetoğlu, son dönemde artan toplumsal şiddet olayları ve eğitimde yaşanan sorunlara ilişkin dikkat çeken bir açıklamada bulundu. Özellikle Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan olaylara değinen Karaahmetoğlu, “Gencecik çocuklara yaşatılanlar ve öğretmenlere yönelik eylemler asla kabul edilemez. Bu sadece bireysel değil, toplumsal bir çöküşün göstergesidir” dedi. Toplumda şiddetin giderek normalleştiğini vurgulayan Karaahmetoğlu, aile yapısındaki değişime dikkat çekti. Çocuk eğitiminde en önemli unsurun aile olduğunu belirten deneyimli hukukçu, “Bugün en küçük bir tartışmada veliler okula giderek öğretmenlerle karşı karşıya geliyor. Çocuk başarısız olduğunda sorumluluk alınmıyor, suç başkalarında aranıyor. Bu yaklaşım, sorunu çözmek yerine derinleştiriyor” ifadelerini kullandı. Ailelerin Özgüven adı altında çocuklarını kontrolsüz bir şekilde büyütmeleri ciddi bir tehlikedir. Gelinen noktada “özgüven” adı altında kontrolsüzlüğün teşvik edildiğini belirten Karaahmetoğlu, bunun çocukları suça sürüklenmeye açık hale getirdiğini vurguladı. Ailelerin çocuk yetiştirme anlayışını eleştiren Karaahmetoğlu, “Anne-baba olması gereken yerde çocuk söz sahibi oluyor. Disiplin yerine sınırsızlık, sorumluluk yerine kontrolsüzlük veriliyor. Buna da özgüven deniyor. Oysa bu, şiddete meyilli bireyler yetiştirmek anlamına gelir” şeklinde konuştu. Kahramanmaraş’ta yaşanan olayda bir babanın 14 yaşındaki çocuğuna atış talimi yaptırdığını ifade etmesinin son derece vahim olduğunu belirten Karaahmetoğlu, “Bunun övünülerek anlatılması ve hatta görüntülenmesi, gelinen noktayı açıkça ortaya koymaktadır. Bir evde bu kadar çok silahın bulunması kabul edilebilir değildir” dedi.Ailelerin eğitim sürecindeki rolünün yanlış bir yöne evrildiğine dikkat çeken Karaahmetoğlu, “Eğitim esasen öğretmenler eliyle, pedagojik esaslara uygun şekilde yürütülmelidir. Ancak bugün bazı aileler bu süreci kontrol altına almaya çalışarak eğitimdeki dengeyi bozmaktadır” ifadelerini kullandı. Çocukların yalnızca akademik başarıya yönlendirildiğini belirten Karaahmetoğlu, spor, sanat ve sosyal gelişimin ihmal edildiğini vurgulayarak, “Şiir yazan, resim yapan, müzikle ilgilenen ve sporla uğraşan çocuklar suçtan uzak durur. Daha sosyal, daha vicdanlı bireyler olarak yetişir; öğretmenlerine, büyüklerine ve arkadaşlarına saygı duyar” dedi. Bugün her ortamda Şiddetin aleni bir şekilde görünülmesi yanında,çocukların yetişmesindeki sevgi paylaşımları gizlilik içermektedir.Toplumda şiddetin görünür hale geldiğini, sevginin ise geri plana itildiğini ifade eden Karaahmetoğlu, şu değerlendirmede bulundu; Gün ortasında kavga etmek sıradan hale geldi. Ancak bir sevgi göstergesi hâlâ gizlenmek zorunda kalıyor. Bu durum, neyi normalleştirdiğimizin açık bir göstergesidir. Şiddeti görünür kıldık, sevgiyi bastırdık. Sonra da neden bu noktaya geldiğimizi sorguluyoruz.Sosyal medya ve televizyon içeriklerinin bu süreci hızlandırdığını belirten Karaahmetoğlu, ilgili kurumlara çağrıda bulunarak denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti. “Aileler çocuklarına sevgiyi ve Öğretmene saygı yeniden tesis edilmelidirler. Eğitim sistemine de değinen Karaahmetoğlu, geçmiş ile bugün arasında ciddi bir değer farkı oluştuğunu belirterek, “Bizler ‘Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum’ anlayışıyla yetiştik. Öğretmene saygı esastı. Bugün ise bir öğretmen öğrenciyi uyardığında ilk tepki veliden geliyor. Bu kabul edilemez” dedi. Devletin bu süreçte önemli sorumlulukları bulunduğunu vurgulayan Karaahmetoğlu, eğitimde fırsat eşitliğinin güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Özel okul–devlet okulu ayrımının azaltılması ve devlet okullarının imkânlarının güçlendirilmesi gerektiğini belirten Karaahmetoğlu, gerekli düzenlemelerin ivedilikle yapılması çağrısında bulundu. Toplumsal gidişata “dur” denmesi gerektiğini vurgulayan Karaahmetoğlu, sözlerini şöyle tamamladı. “Sağlıklı bir toplum; ahlaklı, saygılı ve vicdanlı nesillerle mümkündür. Bu da güçlü aile yapısıyla başlar. Eğitim sadece okulda değil, önce evde başlar. Değişim istiyorsak, önce kendimizi değiştirmek zorundayız. Devletimiz bu sorunları çözebilecek güç ve kudrete sahiptir.”

BÜYÜK ONUR! Türkiye, Global Klinik Araştırmalarda Bölgesel Merkez Olma Yolunda  Haber

BÜYÜK ONUR! Türkiye, Global Klinik Araştırmalarda Bölgesel Merkez Olma Yolunda 

23. Türkiye Hemofili Kongresi bu yıl 15-17 Nisan 2026 tarihlerinde Antalya Pine Beach Belek Otel Kongre Merkezi’nde Türkiye Hemofili Derneği ve Hemofili Federasyonu’nun ev sahipliğinde düzenleniyor. Kongrenin ilk günü olan 15 Nisan Çarşamba “Dünya Hemofili Günü” kapsamında Türkiye Hemofili Derneği Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof.Dr.Bülent Zülfikar başkanlığında basın toplantısı düzenlendi. Hemofili Dernekleri Federasyonu Başkanı ve Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hematolojisi öğretim üyesi Prof.Dr.Kaan Kavaklı ile Fransa - Lyon Universitesi Hemofili Merkezi ve Hemostaz Ünitesi Başkanı Prof.Dr.Yeşim Dargaud’un da değerli bilgiler paylaştığıtoplantıda; Hemofili tedavisindeki yenilikler, bilimsel gelişmeler, tedaviye erişim ve gelecek vizyonu değerlendirildi. Hemofili konusunda son yıllarda Türkiye’de yapılan toplantılar, sosyal ve bilimsel faaliyetler, dünyanın önde gelen bilim platformları tarafından yakından takip ediliyor. Kuşkusuz “Türkiye Hemofili Kongresi” bu çalışmaların ön sıralarında yer alıyor. Basın toplantısında açıklamalarda bulunan Türkiye Hemofili Derneği Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof.Dr.Bülent Zülfikar şunları söyledi; “Türkiye olarak Hemofili konusundaki klinik çalışmalara katkımız yüksek. Bugün baktığımızda dünya çapında yürütülen 1102 klinik çalışmanın 121’inde Türkiye yer alıyor. Bu bizim için çok değerli bir veri.” 17 Nisan Dünya Hemofili Günü kapsamında konuşmasına devam eden Zülfiikar ortopedik komplikasyonlar, protez gereksinimleri, ameliyat maliyetleri ve ekonomik-sosyal etkiler ile hasta derneklerinin farkındalık oluşturmadaki rolüne değindi ve sözlerine şöyle devam etti; “Türkiye'de devlet geri ödeme mekanizmalarının (SGK) güçlü olması sayesinde faktör tedavilerine erişim geçmişe göre çok daha iyi hale geldi. Bu, hem hastalar hem de hasta yakınları için çok sevindirici. Türkiye’deki Hemofili konusunda uzman merkezler sayesinde erken tanı ve tedavi süreci de olumlu yönde ilerliyor. Yeni ilaçların ülkeye girişiyle birlikte daha kolay uygulanabilir ürünlere geçiş gündemde; bunun yaygınlaştırılması için karar, düzenleme ve finansal mekanizmların devam etmesi gerekiyor.” Tedavinin sağlık sistemi üzerindeki ekonomik getirilerine de değinen Zülfikar;”Yeni gelişmeler; protez ameliyatlarının azalması, hastanede yatış sürelerinin kısalması ve ameliyat maliyetlerinin düşmesi gibi tasarruf potansiyelleri de sunuyor” dedi. “Deri altı uygulamalar sayesinde çocuklar ve erişkinlerde hem yaşam süresi uzuyor hem de yaşam kaliteleri iyileşiyor” Hemofili tedavisine yönelik son 15 yıldaki gelişmelerin önemini vurgulayan Prof.Dr.Yeşim Dargaud ise şunları söyledi; “Özellikle son 5-6 yılda deri altı (subkutan) tedaviler hastaların yaşam kalitesini ciddi oranda yükseltti. Bu tedaviler yeni doğandan erişkine kadar kullanım kolaylığı sağlıyor ve beyin kanaması gibi ağır komplikasyonları azaltıyor. Mevcut gelişmeler, hastalara aspirin gibi kardiyovasküler tedaviler uygulanabilmesini mümkün kılıyor. Erişkin hastaların genel sağlık sorunlarının tedavisini kolaylaştırıyor. Yakın gelecekte 2. ve 3. jenerasyon subkutan ürünler ile gen tedavisi konusunda gelişmeler kaydedilecek.” Gen tedavisinin Hemofili B’de daha olumlu sonuç verirken,Hemofili A’da ticari ve teknik nedenlerle bazı ürünlerin geri çekilmesi nedeniyle kısmi belirsizlikler bulunduğunu söyleyenProf.Dr.Kaan Kavaklı; “Erken tanı, uzman merkezlerde yoğunlaşmış bakım ve güncel tedavilere hızlı erişim sayesinde hastaların normal yaşam süreçlerini sürdürmeleri mümkün hale geldi; gençlerin eğitim, istihdam ve sosyal aktivitelere katılımı arttı. Öte yandan haftada birkaç kez damar yoluyla tedavi gerektiren dönemlerin yerini daha kolay uygulamalar aldığı için aile yükü ve psikososyal baskı azaldı. Ancak erişkin dönemde geçmişten kalan eklem hasarları (artropati) nedeniyle protez ve ortopedik müdahale ihtiyacı sürebiliyor; eklem tamirini geri döndürecek yeni tedavi boşlukları halen var” dedi. Tanı ve tedavi merkezlerinin sayısının artırılması gerektiği, mevcut merkezlerin büyük şehirlerde yoğunlaştığı ve ülke çapında yaygınlaşmanın hedeflendiğini vurgulayan Prof.Dr.Bülent Zülfikar sözlerine şöyle devam etti; “Hekim, hemşire ve sağlık personelinin eğitilmesi; hasta dernekleri ile sağlık ekiplerinin entegre çalışması ve hasta ailelerinin bilgilendirilmesi öncelikli olmalı. Bu noktada ulusal kongreler, hasta eğitimi oturumları ve hasta-hekîm iş birlikleri, farkındalık ve bakım kalitesini yükseltmede önemli rol oynuyor”.

20. Çağdaş Yaşam Cumhuriyet ödülü Zülfü Livaneli'ye verildi Haber

20. Çağdaş Yaşam Cumhuriyet ödülü Zülfü Livaneli'ye verildi

Haber; Tuana Mina Bahadır Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği tarafından her yıl 10 Nisan Laiklik Günü’nün yıl dönümünde verilen Çağdaş Yaşam Cumhuriyet Ödülü’nü 20’ncisi yaşamı boyunca Cumhuriyet değerlerinin korunması ve geliştirilmesi için ortaya koyduğu çalışmalar nedeniyle Zülfü Livaneli’ye verildi. Törene ÇYDD Genel Başkanı Prof. Dr. Ayşe Yüksel, yönetim kurulu üyeleri, şube temsilcileri, gönüllüleri ile birlikte sanat ve basın dünyasından çok sayıda isim katıldı. "25 BİN ÖĞRENCİSİ İLE LAİK CUMHURİYETE BORCUNU ÖDEMEYE ÇALIŞIYOR" Prof. Dr. Ayşe Yüksel: ÇYDD 117 Şubesi, 6 Temsilciliği ve 26 Bin Üyesiyle Cumhuriyet’e Borcunu Ödemeye Çalışıyor Sunuculuğunu Başak İkiz’in yaptığı ve yoğun bir katılım ile gerçekleşen ödül töreninin açış konuşması ÇYDD Genel Başkanı Prof. Dr. Ayşe Yüksel tarafından gerçekleştirildi. Atatürk devrimi ve ilkeleri ile çağdaş Cumhuriyetin ışığında çalışmaya devam edeceklerini belirten Yüksel, “Laiklik, inanç özgürlüğünün teminatı olduğu kadar, kadınların toplumsal hayata katılımının da en temel dayanağıdır. Eğitim birliği ve laik eğitim politikaları sayesinde kadınlar okuma hakkına kavuştu, üniversitelere gidebildi ve meslek sahibi olabildi. Medeni Kanun ile erkeklerle eşitlenen kadınlar, yaşamın her alanında var olabildi ve kendi geleceklerini belirleyebilme hakkına kavuştu. Ne yazık ki günümüzde laiklik tehdit altında, yaşamın her alanında bu tehdidi görüyoruz. 37 yıl önce, Atatürk devrimi ve ilkeleri doğrultusunda çağdaş eğitim yoluyla çağdaş ülke seviyesine ulaşma amacıyla kurulan ÇYDD, 117 şubesi, 6 temsilciliği, 26 bin üyesi, 78 bin mezunu, her yıl burs verdiği, niteliklerini geliştirdiği 25 bin öğrencisi ile Laik Cumhuriyete borcunu ödemeye çalışıyor.” dedi. dedi. "CUMHURİYET BİZİM KİMLİĞİMİZDİR" 20. Çağdaş Yaşam Cumhuriyet Ödülü’nü kazanan sanatçı Zülfü Livaneli ise aldığı ödülün öneminden bahsederek Çağdaş Yaşam ailesine teşekkür etti ve "Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin değerli Cumhuriyet Ödülü’ne değer görüldüğüm için çok mutluyum. Cumhuriyet ve laikliğin kabul edilişinin yıl dönümünde aldığım bu ödül çok kıymetli. Çünkü Cumhuriyet bizim kimliğimizdir. Türkan Saylan’ın öncüsü olduğu derneğin beni onurlandırmasının değeri tarifsizdir. Yaşasın laik ve çağdaş Türkiye Cumhuriyeti" dedi. Tören, Çağdaş Yaşamlı öğrenciler tarafından gerçekleştirilen klasik müzik dinletisi ile son buldu. Çağdaş Yaşam Cumhuriyet Ödülü’nü kazananların kronolojik listesi şu şekilde:2007: Muazzez İlmiye Çığ, 2008: Fazıl Say, 2009: Sabih Kanadoğlu, 2010: Dr. Rıza Türmen, 2011: Prof. Dr. Yıldız Kenter, 2012: Gülriz Sururi ve Genco Erkal, 2013: Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen, 2014: Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu, 2015: Prof. Dr. Nermin Abadan Unat, 2016: Prof. Dr. Doğan Kuban, 2017: Doç. Dr. Ümit Kocasakal, 2018: Prof. Dr. İlber Ortaylı 2019: Müjdat Gezen, 2020: Prof. Dr. Yücel Aşkın, Prof. Dr. Mehmet Haberal, Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran, Prof. Dr. Ferit Bernay, 2021: Prof. Dr. Emre Kongar2022: Ataol Behramoğlu, 2023: Prof. Dr. İonna Kuçuradi, 2024: Ayşe Kulin, 2025: Av. Nazan Moroğlu, 2026 Zülfü Livaneli

MEB düğmeye bastı, proje 25 ilçede başladı Haber

MEB düğmeye bastı, proje 25 ilçede başladı

Veliler de dahil edilecekMilli Eğitim Bakanlığı, son dönemlerde ciddi anlamda artış gösteren akran zorbalığı ile mücadele için düğmeye bastı. Çocukların empati becerilerinin gelişmesi adına İstanbul’un 25 ilçesindeki okullarda 'nezaket atölyeleri' kuruldu. Tüm kademelerde yaygınlaşması hedeflenen projeye aileler de dahil edilecek. İşte detaylar... Son dönemlerde okullarda artan akran zorbalığı Milli Eğitim Bakanlığı'nı harekete geçirdi. İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü öğrencilerin bilinçlenmesi ve empati yapabilme yeteneklerinin artması için yeni çalışmalar başlattı. Bu kapsamda İstanbul’un 25 ilçesindeki okullarda 'nezaket atölyeleri' kuruldu. Nezaket atölyelerinde öğrenciler, çeşitli senaryoları tiyatro yoluyla canlandırıyor. Bu sayede çocuklara doğru ve yanlış davranışlar yaşayarak öğretiliyor. Empati kurma, saygı ve nezaket gibi değerler uygulamalı etkinliklerle pekiştiriliyor. ÖNCE İLKOKULLARDA BAŞLAYACAK SONRA YAYGINLAŞACAK Proje ilk etapta ilkokul kademelerinde uygulanıyor. Sene sonuna kadar ortaokul ve lise düzeylerinde de devreye alınması planlanıyor. Böylece nezaket atölyelerinin İstanbul genelinde tüm öğrencilere ulaşması amaçlanıyor. 3 KONUNUN ÜZERİNDE DURULACAK İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Murat Mücahit Yentür, uygulamanın özellikle ikinci dönem için öncelikli hale getirildiğini belirtti.Yentür, "Psikolojik sağlamlık, akran nezaketi ve aile yılı çalışmalarını merkezimize aldık. İstanbul’un resmi ve özel tüm okullarında, tüm kademelerde bu üç konu üzerinde yoğun bir çaba göstereceğiz" dedi. AİLELER DE SÜRECE DAHİL EDİLECEK Nezaket atölyelerinin ilerleyen aşamalarında ebeveynlerin de projeye katılması planlanıyor. Ailelere yönelik bilinçlendirme eğitimleri verilerek çocukların okulda kazandıkları değerlerin ev ortamında da desteklenmesi hedefleniyor.

Erdoğan’dan İzmirli iş insanı Nazım Torbaoğlu’na anlamlı plaket Haber

Erdoğan’dan İzmirli iş insanı Nazım Torbaoğlu’na anlamlı plaket

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Aileyi, toplumsal değerleri ve millet iradesini korumakta kararlıyız Kurucuları arasında Recep Tayyip Erdoğan ve İsmail Kahraman’ın yer aldığı Birlik Vakfı, 40’ıncı kuruluş yıl dönümünü İstanbul’da düzenlenen geniş katılımlı bir programla kutladı. Devlet erkânı, sivil toplum kuruluşları ve iş dünyasından çok sayıda davetlinin katıldığı törende konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin milli ve manevi değerlerini koruma konusundaki kararlılığını vurguladı. Aile yapısını güçlendiren, gençleri zararlı alışkanlıklardan uzak tutan ve toplumsal dayanışmayı önceleyen bir anlayışla hareket ettiklerini belirten Erdoğan, devletin her alanda bu hassasiyetle yoluna devam edeceğini ifade etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasında yerel yönetimlere yönelik yürütülen soruşturmalar üzerinden de değerlendirmelerde bulunarak, milletin emanetine sahip çıkmanın temel sorumluluk olduğunu dile getirdi. Kamu kaynaklarının şeffaf, adil ve hukuka uygun şekilde kullanılmasının altını çizen Erdoğan, toplumun değerleriyle uyuşmayan yaklaşımlara karşı net bir duruş sergiledi. Törende vakfa sunduğu katkılar dolayısıyla İzmirli iş insanı Nazım Torbaoğlu’na plaket takdim edildi. Anlamlı plaketi Torbaoğlu’na bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan verdi. Torbaoğlu’nun Birlik Vakfı’nın eğitim, kültür ve sosyal dayanışma alanındaki çalışmalarına verdiği destek, davetliler tarafından takdirle karşılandı. Plaket töreninin ardından açıklamada bulunan Torbaoğlu, Birlik Vakfı’nın 40 yıllık hizmet yolculuğunda yer almaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, eğitime ve toplumsal dayanışmaya katkı sunmaya aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğini belirtti. Programın sonunda Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, Birlik Vakfı tarafından “100 Yılın Devlet Başkanı” ödülü takdim edildi. Ödülü, Birlik Vakfı Kurucu Başkanı ve eski TBMM Başkanı İsmail Kahraman verdi. Tören, birlik, vefa ve ortak değerler vurgusuyla sona erdi.

Oyunculuğa Sessiz Ama Kararlı Bir Başlangıç: Tuana Mina Bahadır Haber

Oyunculuğa Sessiz Ama Kararlı Bir Başlangıç: Tuana Mina Bahadır

Türkiye’de oyuncu olmak isteyen milyonlarca insan varken, bu yolu bir heves değil bilinçli bir süreç olarak gören isimlerden biri de Tuana Mina Bahadır. Oyunculuğa yeni adım atan Bahadır, sektöre bakışını, beklentilerini ve hedeflerini samimi ifadelerle anlattı. Kendini geliştirmeyi merkeze alan bir anlayışla yola çıktığını söyleyen Tuana Mina Bahadır, oyunculuk merakının çocukluktan gelen bir gözlem ve ifade ihtiyacından doğduğunu belirtiyor. Oyunculuğu yalnızca görünür olma isteğiyle değil, uzun soluklu bir meslek olarak gördüğünün altını çiziyor. “Oyunculuk benim için sadece kamera önünde olmak değil; insanı, duyguyu ve hikâyeyi anlamakla ilgili bir yolculuk,” diyen Bahadır, bu yolda sabır ve disiplinin en önemli unsurlar olduğunu vurguluyor. Henüz yolun başında olmasına rağmen farklı projelerde yer alan Bahadır, kısa deneyimlerin bile mesleğe bakışını ciddi şekilde değiştirdiğini söylüyor. Kamera önünün göründüğü kadar kolay olmadığını, ekip çalışması ve disiplinin bu işin temelini oluşturduğunu ifade ediyor. Eğitim konusuna özel önem verdiğini belirten genç oyuncu, oyunculuğun yalnızca yetenekle değil, sürekli çalışmayla inşa edilebileceğini savunuyor. Diksiyon, beden dili ve kamera önü oyunculuğu üzerine kendini geliştirmeye devam ettiğini dile getiriyor. Sektördeki hızlı görünür olma isteğine de mesafeli duran Bahadır, sabrı şu sözlerle tanımlıyor: “Her rol, her set bir basamak. Acele etmek yerine sağlam ilerlemek uzun vadede daha doğru.” “Herkes oyuncu olabilir mi?” sorusuna ise net ama gerçekçi bir yanıt veriyor. Ona göre bu meslek; empati, gözlem yeteneği, eleştiriye açıklık ve disiplin gerektiriyor. Bu özellikleri geliştirenlerin oyunculukta daha kalıcı olabileceğini düşünüyor. Rol seçiminde projenin büyüklüğünden çok, rolün kendisine ne kattığına baktığını belirten Bahadır, küçük ama öğretici işlerin kendisi için daha kıymetli olduğunu söylüyor. Oyunculuk hayali kuran ama cesaret edemeyen gençlere de seslenen Tuana Mina Bahadır, hayallerin küçümsenmemesi gerektiğini ancak gerçekçi bir bakış açısının şart olduğunu vurguluyor: “Çalışmaya, öğrenmeye ve sabırlı olmaya hazır olan herkes kendi yolunu çizebilir. Önemli olan vazgeçmemek.” Oyunculuk yolculuğunun başında olmasına rağmen duruşu ve yaklaşımıyla dikkat çeken Tuana Mina Bahadır, sektöre sessiz ama kararlı bir adım atıyor.

BAŞARILI, ÇOK YÖNLÜ VE VİZYON SAHİBİ BİR İŞ KADINI: GÜLAY KAMAZ Haber

BAŞARILI, ÇOK YÖNLÜ VE VİZYON SAHİBİ BİR İŞ KADINI: GÜLAY KAMAZ

Ekran önünden iş dünyasına, modadan güzellik sektörüne uzanan çok katmanlı bir kariyer… Zarafetle disiplini, estetikle etiği aynı potada buluşturan bir duruş… Gülay Kamaz, yalnızca yaptıklarıyla değil; nasıl yaptığıyla da dikkat çeken, çok yönlü ve vizyoner bir iş kadını. Bu özel röportajda; eğitim hayatından iş yolculuğuna, modaya bakışından estetik anlayışına, sosyal medyadan hayata dair prensiplerine kadar pek çok başlığı tüm açıklığı ve samimiyetiyle konuşuyoruz. Derya Özgören: Başarılı iş insanı Gülay Kamaz… Biz sizi tanıyoruz ama yine de sizden dinlemek isteriz. Kendinizi nasıl tanımlarsınız? Gülay Kamaz: Ben tipik bir İkizler burcu kadınıyım. Uzun bir eğitim hayatım oldu; İtalyan Lisesi, ardından İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi… “Acaba bilgisayar da mı öğrenmeliyim?” deyip Boğaziçi’ne gittim, sonra turizm-otelcilik okudum. Tüm bunların ardından direkt televizyon sektöründe çalışmaya başladım. Çok yönlü, meraklı, yerinde duramayan bir iş kadınıyım diyebilirim. Derya Özgören: Üç üniversite bitirmişsiniz. Peki iş hayatı nasıl şekillendi? Gülay Kamaz: Uzun yıllar televizyon sektöründe çalıştım, kendi programlarım oldu. Kurumsal tarafta da görev aldım ama sonra tekrar program tarafına döndüm. Eşim vesilesiyle güzellik sektörüne giriş yaptım. MOS Kuaförleri’nin Türkiye’de büyüme sürecinde; akademi kurulumundan franchising yapılanmasına kadar birebir çalıştım. Kuaförlük bir sanat ve büyük saygı gerektiriyor. Eşimi kaybettikten sonra ortaklık yapısında biraz geri planda kalmayı tercih ettim ve kendi işlerime odaklandım. Derya Özgören: Televizyon tarafı hiç kopmadı sanırım… Gülay Kamaz: Hiç kopmadı. Habertürk’te çalıştım. Spikerlerin kıyafetleri, saç-makyaj ekipleri bana emanet edildi. Orada aslında bugün yaptığımız işlerin temelini attım; ekip kurma, hizmet veren profesyonelleri doğru yerlere konumlandırma… Aynı zamanda güzellik sektörü de medikal estetikle çok büyüdü. Ben de danışmanlık vermeye başladım. Derya Özgören: Moda ve markalarla iş birlikleri de bu dönemde mi başladı? Gülay Kamaz: Evet. Giyim markaları, yeni girişimler derken birçok marka ile iş birlikleri yaptım. Örneğin Moët & Chandon’un Türkiye lansmanını moda ile birleştirdik. Nişantaşı vitrinlerini kapsayan büyük bir yılbaşı organizasyonu yaptım. Roberto Cavalli dahil birçok marka katıldı. Çok başarılı oldu ve ben bu tip konsept işlere devam ettim. Derya Özgören: Allservice süreci nasıl başladı? Gülay Kamaz: Ebru çok yakın arkadaşım. O farklı sektörlere geçiş yaptığı bir dönemdeydi. Birlikte üretim odaklı bir işe girelim dedi. Başta daha destek ekibi gibiydim ama süreç içinde operasyonel tarafı da öğrenerek aktif rol aldım. İyi polis-kötü polis dengesi kurduk diyebilirim. İşte eğlenmenin de çok önemli olduğuna inanırım. Derya Özgören: Sosyal medya bu işin neresinde? Gülay Kamaz: Instagram benim için başta tamamen eğlenceydi. Pandemide ciddi bir iş alanına dönüştü. Takipçi sayım çok yüksek değil ama organik. Markalar zaten sizi takip eden kitleye ulaşmak istiyor. Ayrıca yıllardır Toçev Vakfı ile sosyal sorumluluk projeleri yürütüyorum. Söyleşiler, etkinlikler… Orası benim evim gibi. Derya Özgören: Rol modeliniz var mı? Gülay Kamaz: Çok kitap okurum. “Bir mesleğin en iyisi kim, oraya nasıl gelmiş?” diye bakarım. En büyük ilhamım etik değerlerdir. Para değil, etik… Takım çalışması, emeğe saygı, kimseyi yok saymamak. Benim kırmızı çizgim budur. Derya Özgören: “Saygısızlığı not alırım” dediğinizi duymuştum… Gülay Kamaz: Doğru. Çünkü saygı benim için her şeydir. Çok çabuk unuturum, o yüzden not alırım. Unutursam kendime saygısızlık etmiş olurum. Bu annemden öğrendiğim bir duruştur. Derya Özgören: Ralli, tekvando… Oldukça hareketli bir geçmiş. Gülay Kamaz: Tekvando yaptım, ralliye co-pilot olarak katıldım. Kayak hayatımın sporu. Oğlum milli sporcu. Çok iddialı değildim ama çok eğlendim. Hayatımda hep “keyif alarak yapmak” vardı. Derya Özgören: Instagram’daki filtre dünyası hakkında ne düşünüyorsunuz? Gülay Kamaz: Filtrelerle eğleniyorum ama saklamıyorum. Filtreli fotoğraf koyup ardından filtresiz video paylaşıyorum. Sorun, insanların filtreli hâllerine inanması. Bu çok tehlikeli ve psikolojik olarak zararlı. Yalanla başlayan ilişkiler bana çok mantıksız geliyor. Derya Özgören: Estetikle ilişkiniz nasıl? Gülay Kamaz: Çok erken yaşta tanıştım. Annem çok güzel bir kadındı ve bakıma çok önem verirdi. Küçük dokunuşlara inanıyorum. Ama ifade bozan işlemlere hayır. Estetik benim için gençleşmek değil, daha iyi hissetmek. Derya Özgören: Tarzınızı nasıl tanımlarsınız? Gülay Kamaz: Muhafazakâr ve mono. Tek renk giyerim. Renk uyumu, aksesuar uyumu benim için çok önemli. Aynı elbiseyi yıllarca aynı şekilde giyebilirim. Casual tarzı da çok severim ama orada da takım ve bütünlük şart. Derya Özgören: Asla giymem dediğiniz şeyler var mı? Gülay Kamaz: Var. Kısa pantolon-bot kombinasyonu mesela… Renk uyumsuzluğu… Aksesuar uyumsuzluğu… Bana göre değil. Derya Özgören: Beğendiğiniz tasarımcılar? Gülay Kamaz: Siren, Yıldırım Mayruk, Canan Yaka… Couture konusunda Türkiye çok güçlü. Machka’yı da çok severim. Son dönemde Dilara Fındıkoğlu’nu da çok başarılı buluyorum. Derya Özgören: Kadınlara ne önerirsiniz? Gülay Kamaz: Kendinize vakit ayırın. Yerine göre giyinin. Konforu öncelik alın. Dolabınızda sizi her zaman kurtaracak temel parçalar olsun. Şık olmak rahatsız olmak değildir. Kendinizi iyi hissettiğiniz kıyafet en şık kıyafettir. Derya Özgören: Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı? Gülay Kamaz: Araştırmacı bakışın ve detayları yakalama yeteneğinle çok güzel sorular sordun. Çok teşekkür ederim. Derya Özgören’le Derya’ca Moda

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.