Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Eğitim

Breaking News - Eğitim haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Eğitim haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

MEB düğmeye bastı, proje 25 ilçede başladı Haber

MEB düğmeye bastı, proje 25 ilçede başladı

Veliler de dahil edilecekMilli Eğitim Bakanlığı, son dönemlerde ciddi anlamda artış gösteren akran zorbalığı ile mücadele için düğmeye bastı. Çocukların empati becerilerinin gelişmesi adına İstanbul’un 25 ilçesindeki okullarda 'nezaket atölyeleri' kuruldu. Tüm kademelerde yaygınlaşması hedeflenen projeye aileler de dahil edilecek. İşte detaylar... Son dönemlerde okullarda artan akran zorbalığı Milli Eğitim Bakanlığı'nı harekete geçirdi. İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü öğrencilerin bilinçlenmesi ve empati yapabilme yeteneklerinin artması için yeni çalışmalar başlattı. Bu kapsamda İstanbul’un 25 ilçesindeki okullarda 'nezaket atölyeleri' kuruldu. Nezaket atölyelerinde öğrenciler, çeşitli senaryoları tiyatro yoluyla canlandırıyor. Bu sayede çocuklara doğru ve yanlış davranışlar yaşayarak öğretiliyor. Empati kurma, saygı ve nezaket gibi değerler uygulamalı etkinliklerle pekiştiriliyor. ÖNCE İLKOKULLARDA BAŞLAYACAK SONRA YAYGINLAŞACAK Proje ilk etapta ilkokul kademelerinde uygulanıyor. Sene sonuna kadar ortaokul ve lise düzeylerinde de devreye alınması planlanıyor. Böylece nezaket atölyelerinin İstanbul genelinde tüm öğrencilere ulaşması amaçlanıyor. 3 KONUNUN ÜZERİNDE DURULACAK İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Murat Mücahit Yentür, uygulamanın özellikle ikinci dönem için öncelikli hale getirildiğini belirtti.Yentür, "Psikolojik sağlamlık, akran nezaketi ve aile yılı çalışmalarını merkezimize aldık. İstanbul’un resmi ve özel tüm okullarında, tüm kademelerde bu üç konu üzerinde yoğun bir çaba göstereceğiz" dedi. AİLELER DE SÜRECE DAHİL EDİLECEK Nezaket atölyelerinin ilerleyen aşamalarında ebeveynlerin de projeye katılması planlanıyor. Ailelere yönelik bilinçlendirme eğitimleri verilerek çocukların okulda kazandıkları değerlerin ev ortamında da desteklenmesi hedefleniyor.

Erdoğan’dan İzmirli iş insanı Nazım Torbaoğlu’na anlamlı plaket Haber

Erdoğan’dan İzmirli iş insanı Nazım Torbaoğlu’na anlamlı plaket

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Aileyi, toplumsal değerleri ve millet iradesini korumakta kararlıyız Kurucuları arasında Recep Tayyip Erdoğan ve İsmail Kahraman’ın yer aldığı Birlik Vakfı, 40’ıncı kuruluş yıl dönümünü İstanbul’da düzenlenen geniş katılımlı bir programla kutladı. Devlet erkânı, sivil toplum kuruluşları ve iş dünyasından çok sayıda davetlinin katıldığı törende konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin milli ve manevi değerlerini koruma konusundaki kararlılığını vurguladı. Aile yapısını güçlendiren, gençleri zararlı alışkanlıklardan uzak tutan ve toplumsal dayanışmayı önceleyen bir anlayışla hareket ettiklerini belirten Erdoğan, devletin her alanda bu hassasiyetle yoluna devam edeceğini ifade etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasında yerel yönetimlere yönelik yürütülen soruşturmalar üzerinden de değerlendirmelerde bulunarak, milletin emanetine sahip çıkmanın temel sorumluluk olduğunu dile getirdi. Kamu kaynaklarının şeffaf, adil ve hukuka uygun şekilde kullanılmasının altını çizen Erdoğan, toplumun değerleriyle uyuşmayan yaklaşımlara karşı net bir duruş sergiledi. Törende vakfa sunduğu katkılar dolayısıyla İzmirli iş insanı Nazım Torbaoğlu’na plaket takdim edildi. Anlamlı plaketi Torbaoğlu’na bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan verdi. Torbaoğlu’nun Birlik Vakfı’nın eğitim, kültür ve sosyal dayanışma alanındaki çalışmalarına verdiği destek, davetliler tarafından takdirle karşılandı. Plaket töreninin ardından açıklamada bulunan Torbaoğlu, Birlik Vakfı’nın 40 yıllık hizmet yolculuğunda yer almaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, eğitime ve toplumsal dayanışmaya katkı sunmaya aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğini belirtti. Programın sonunda Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, Birlik Vakfı tarafından “100 Yılın Devlet Başkanı” ödülü takdim edildi. Ödülü, Birlik Vakfı Kurucu Başkanı ve eski TBMM Başkanı İsmail Kahraman verdi. Tören, birlik, vefa ve ortak değerler vurgusuyla sona erdi.

Oyunculuğa Sessiz Ama Kararlı Bir Başlangıç: Tuana Mina Bahadır Haber

Oyunculuğa Sessiz Ama Kararlı Bir Başlangıç: Tuana Mina Bahadır

Türkiye’de oyuncu olmak isteyen milyonlarca insan varken, bu yolu bir heves değil bilinçli bir süreç olarak gören isimlerden biri de Tuana Mina Bahadır. Oyunculuğa yeni adım atan Bahadır, sektöre bakışını, beklentilerini ve hedeflerini samimi ifadelerle anlattı. Kendini geliştirmeyi merkeze alan bir anlayışla yola çıktığını söyleyen Tuana Mina Bahadır, oyunculuk merakının çocukluktan gelen bir gözlem ve ifade ihtiyacından doğduğunu belirtiyor. Oyunculuğu yalnızca görünür olma isteğiyle değil, uzun soluklu bir meslek olarak gördüğünün altını çiziyor. “Oyunculuk benim için sadece kamera önünde olmak değil; insanı, duyguyu ve hikâyeyi anlamakla ilgili bir yolculuk,” diyen Bahadır, bu yolda sabır ve disiplinin en önemli unsurlar olduğunu vurguluyor. Henüz yolun başında olmasına rağmen farklı projelerde yer alan Bahadır, kısa deneyimlerin bile mesleğe bakışını ciddi şekilde değiştirdiğini söylüyor. Kamera önünün göründüğü kadar kolay olmadığını, ekip çalışması ve disiplinin bu işin temelini oluşturduğunu ifade ediyor. Eğitim konusuna özel önem verdiğini belirten genç oyuncu, oyunculuğun yalnızca yetenekle değil, sürekli çalışmayla inşa edilebileceğini savunuyor. Diksiyon, beden dili ve kamera önü oyunculuğu üzerine kendini geliştirmeye devam ettiğini dile getiriyor. Sektördeki hızlı görünür olma isteğine de mesafeli duran Bahadır, sabrı şu sözlerle tanımlıyor: “Her rol, her set bir basamak. Acele etmek yerine sağlam ilerlemek uzun vadede daha doğru.” “Herkes oyuncu olabilir mi?” sorusuna ise net ama gerçekçi bir yanıt veriyor. Ona göre bu meslek; empati, gözlem yeteneği, eleştiriye açıklık ve disiplin gerektiriyor. Bu özellikleri geliştirenlerin oyunculukta daha kalıcı olabileceğini düşünüyor. Rol seçiminde projenin büyüklüğünden çok, rolün kendisine ne kattığına baktığını belirten Bahadır, küçük ama öğretici işlerin kendisi için daha kıymetli olduğunu söylüyor. Oyunculuk hayali kuran ama cesaret edemeyen gençlere de seslenen Tuana Mina Bahadır, hayallerin küçümsenmemesi gerektiğini ancak gerçekçi bir bakış açısının şart olduğunu vurguluyor: “Çalışmaya, öğrenmeye ve sabırlı olmaya hazır olan herkes kendi yolunu çizebilir. Önemli olan vazgeçmemek.” Oyunculuk yolculuğunun başında olmasına rağmen duruşu ve yaklaşımıyla dikkat çeken Tuana Mina Bahadır, sektöre sessiz ama kararlı bir adım atıyor.

BAŞARILI, ÇOK YÖNLÜ VE VİZYON SAHİBİ BİR İŞ KADINI: GÜLAY KAMAZ Haber

BAŞARILI, ÇOK YÖNLÜ VE VİZYON SAHİBİ BİR İŞ KADINI: GÜLAY KAMAZ

Ekran önünden iş dünyasına, modadan güzellik sektörüne uzanan çok katmanlı bir kariyer… Zarafetle disiplini, estetikle etiği aynı potada buluşturan bir duruş… Gülay Kamaz, yalnızca yaptıklarıyla değil; nasıl yaptığıyla da dikkat çeken, çok yönlü ve vizyoner bir iş kadını. Bu özel röportajda; eğitim hayatından iş yolculuğuna, modaya bakışından estetik anlayışına, sosyal medyadan hayata dair prensiplerine kadar pek çok başlığı tüm açıklığı ve samimiyetiyle konuşuyoruz. Derya Özgören: Başarılı iş insanı Gülay Kamaz… Biz sizi tanıyoruz ama yine de sizden dinlemek isteriz. Kendinizi nasıl tanımlarsınız? Gülay Kamaz: Ben tipik bir İkizler burcu kadınıyım. Uzun bir eğitim hayatım oldu; İtalyan Lisesi, ardından İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi… “Acaba bilgisayar da mı öğrenmeliyim?” deyip Boğaziçi’ne gittim, sonra turizm-otelcilik okudum. Tüm bunların ardından direkt televizyon sektöründe çalışmaya başladım. Çok yönlü, meraklı, yerinde duramayan bir iş kadınıyım diyebilirim. Derya Özgören: Üç üniversite bitirmişsiniz. Peki iş hayatı nasıl şekillendi? Gülay Kamaz: Uzun yıllar televizyon sektöründe çalıştım, kendi programlarım oldu. Kurumsal tarafta da görev aldım ama sonra tekrar program tarafına döndüm. Eşim vesilesiyle güzellik sektörüne giriş yaptım. MOS Kuaförleri’nin Türkiye’de büyüme sürecinde; akademi kurulumundan franchising yapılanmasına kadar birebir çalıştım. Kuaförlük bir sanat ve büyük saygı gerektiriyor. Eşimi kaybettikten sonra ortaklık yapısında biraz geri planda kalmayı tercih ettim ve kendi işlerime odaklandım. Derya Özgören: Televizyon tarafı hiç kopmadı sanırım… Gülay Kamaz: Hiç kopmadı. Habertürk’te çalıştım. Spikerlerin kıyafetleri, saç-makyaj ekipleri bana emanet edildi. Orada aslında bugün yaptığımız işlerin temelini attım; ekip kurma, hizmet veren profesyonelleri doğru yerlere konumlandırma… Aynı zamanda güzellik sektörü de medikal estetikle çok büyüdü. Ben de danışmanlık vermeye başladım. Derya Özgören: Moda ve markalarla iş birlikleri de bu dönemde mi başladı? Gülay Kamaz: Evet. Giyim markaları, yeni girişimler derken birçok marka ile iş birlikleri yaptım. Örneğin Moët & Chandon’un Türkiye lansmanını moda ile birleştirdik. Nişantaşı vitrinlerini kapsayan büyük bir yılbaşı organizasyonu yaptım. Roberto Cavalli dahil birçok marka katıldı. Çok başarılı oldu ve ben bu tip konsept işlere devam ettim. Derya Özgören: Allservice süreci nasıl başladı? Gülay Kamaz: Ebru çok yakın arkadaşım. O farklı sektörlere geçiş yaptığı bir dönemdeydi. Birlikte üretim odaklı bir işe girelim dedi. Başta daha destek ekibi gibiydim ama süreç içinde operasyonel tarafı da öğrenerek aktif rol aldım. İyi polis-kötü polis dengesi kurduk diyebilirim. İşte eğlenmenin de çok önemli olduğuna inanırım. Derya Özgören: Sosyal medya bu işin neresinde? Gülay Kamaz: Instagram benim için başta tamamen eğlenceydi. Pandemide ciddi bir iş alanına dönüştü. Takipçi sayım çok yüksek değil ama organik. Markalar zaten sizi takip eden kitleye ulaşmak istiyor. Ayrıca yıllardır Toçev Vakfı ile sosyal sorumluluk projeleri yürütüyorum. Söyleşiler, etkinlikler… Orası benim evim gibi. Derya Özgören: Rol modeliniz var mı? Gülay Kamaz: Çok kitap okurum. “Bir mesleğin en iyisi kim, oraya nasıl gelmiş?” diye bakarım. En büyük ilhamım etik değerlerdir. Para değil, etik… Takım çalışması, emeğe saygı, kimseyi yok saymamak. Benim kırmızı çizgim budur. Derya Özgören: “Saygısızlığı not alırım” dediğinizi duymuştum… Gülay Kamaz: Doğru. Çünkü saygı benim için her şeydir. Çok çabuk unuturum, o yüzden not alırım. Unutursam kendime saygısızlık etmiş olurum. Bu annemden öğrendiğim bir duruştur. Derya Özgören: Ralli, tekvando… Oldukça hareketli bir geçmiş. Gülay Kamaz: Tekvando yaptım, ralliye co-pilot olarak katıldım. Kayak hayatımın sporu. Oğlum milli sporcu. Çok iddialı değildim ama çok eğlendim. Hayatımda hep “keyif alarak yapmak” vardı. Derya Özgören: Instagram’daki filtre dünyası hakkında ne düşünüyorsunuz? Gülay Kamaz: Filtrelerle eğleniyorum ama saklamıyorum. Filtreli fotoğraf koyup ardından filtresiz video paylaşıyorum. Sorun, insanların filtreli hâllerine inanması. Bu çok tehlikeli ve psikolojik olarak zararlı. Yalanla başlayan ilişkiler bana çok mantıksız geliyor. Derya Özgören: Estetikle ilişkiniz nasıl? Gülay Kamaz: Çok erken yaşta tanıştım. Annem çok güzel bir kadındı ve bakıma çok önem verirdi. Küçük dokunuşlara inanıyorum. Ama ifade bozan işlemlere hayır. Estetik benim için gençleşmek değil, daha iyi hissetmek. Derya Özgören: Tarzınızı nasıl tanımlarsınız? Gülay Kamaz: Muhafazakâr ve mono. Tek renk giyerim. Renk uyumu, aksesuar uyumu benim için çok önemli. Aynı elbiseyi yıllarca aynı şekilde giyebilirim. Casual tarzı da çok severim ama orada da takım ve bütünlük şart. Derya Özgören: Asla giymem dediğiniz şeyler var mı? Gülay Kamaz: Var. Kısa pantolon-bot kombinasyonu mesela… Renk uyumsuzluğu… Aksesuar uyumsuzluğu… Bana göre değil. Derya Özgören: Beğendiğiniz tasarımcılar? Gülay Kamaz: Siren, Yıldırım Mayruk, Canan Yaka… Couture konusunda Türkiye çok güçlü. Machka’yı da çok severim. Son dönemde Dilara Fındıkoğlu’nu da çok başarılı buluyorum. Derya Özgören: Kadınlara ne önerirsiniz? Gülay Kamaz: Kendinize vakit ayırın. Yerine göre giyinin. Konforu öncelik alın. Dolabınızda sizi her zaman kurtaracak temel parçalar olsun. Şık olmak rahatsız olmak değildir. Kendinizi iyi hissettiğiniz kıyafet en şık kıyafettir. Derya Özgören: Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı? Gülay Kamaz: Araştırmacı bakışın ve detayları yakalama yeteneğinle çok güzel sorular sordun. Çok teşekkür ederim. Derya Özgören’le Derya’ca Moda

Dünyanın En Uzun Kadını Rumeysa Gelgi: “En Büyük Mücadelem Boyum Değil, Zorbalıkla Yaşamak” Haber

Dünyanın En Uzun Kadını Rumeysa Gelgi: “En Büyük Mücadelem Boyum Değil, Zorbalıkla Yaşamak”

DÜNYANIN EN UZUN KADINI RUMEYSA GELGİ, BREAKING NEWS’DEN SAVAŞ UĞURLU'YA KONUŞTU: “Farklılık bir sınır değil, yeni bir başlangıçtır” Dünyanın en uzun kadını olarak Guinness Dünya Rekorları’na adını sekiz kez yazdıran Rumeysa Gelgi… Türkiye’den yükselen bir ses, dünya çapında milyonlara ilham veren bir figür, aynı zamanda Harvard sertifikalı bir web geliştirici. Bedeni, ölçülere sığmıyor; ama asıl dikkat çeken, zihninin ve duruşunun hiçbir sınır tanımaması. Breaking News Genel Yayın Yönetmeni Savaş Uğurlu’nun sorularını yanıtlayan Rumeysa Gelgi, hayatının bilinmeyenlerini, toplumdaki önyargılarla mücadelesini, en derin kırılmalarını ve geleceğe dair bilimsel hedeflerini bütün açıklığıyla anlattı. Savaş Uğurlu; Dünyanın En Uzun Kadını unvanını ilk duyduğunuz anda içinizde ne değişti? Bu unvanın yüklediği sorumluluğu hayatınızda ilk kez ne zaman hissettiniz? Rumeysa Gelgi; Bu unvanı –ve diğer yedi Guinness World Records unvanımı– ilk duyduğum an, hayatımda yeni bir sayfanın açıldığını hissettim. Bunun benim için anlamı sorumluluktan çok büyük bir onurdu. Yıllarca “hızlı büyüme sendromuna sahip genç bir kadın” olarak tanımlandıktan sonra dünya çapında tanınan bir rekortmen olmak bana güçlü bir kimlik kazandırdı. Bu unvan, kendime bakışımı ve yaşama yüklediğim anlamı yeniden şekillendirdi. İnsanlara farklılıkların da başarıyla anılabileceğini göstermek beni mutlu etti. Sorumluluk duygusu ise zamanla gelişti; özellikle çocukların ve gençlerin beni ilham kaynağı olarak görmeye başladığı dönemde bunun ne kadar önemli bir şey olduğunu anladım. Savaş Uğurlu; Ölçülere sığmayan bir bedene sahip olmak günlük hayatta çoğu kişinin hayal bile edemeyeceği detaylarla mücadeleyi gerektiriyor. Bugün hâlâ sizi en çok zorlayan şey nedir? Rumeysa Gelgi; Çocukluğumdan beri yaşadığım fiziksel zorluklar kelimelerle tarif edebileceğimin çok ötesinde. Ancak tüm bunlara rağmen beni en çok zorlayan hep zorbalık oldu. İster yüz yüze ister dijital ortamda olsun, kendimi bildim bileli bitmeyen bir döngü bu. İnsanların incitici sözleri ve bakışları fiziksel engellerden çok daha büyük iz bırakabiliyor. Ben yıllar içinde bunun ruh sağlığımı etkilemesine izin vermemeyi başardım ama buna ulaşmak çok uzun zaman ve büyük bir çaba gerektirdi. Her insanın aynı direnci gösteremeyeceğini biliyorum. Gençlerin en kırılgan olduğu yaşlarda zorbalığa maruz kalmaları hayatlarını derinden etkileyebiliyor. Bu yüzden onlara hep şunu söylemek istiyorum: Bu sizin suçunuz değil ve yalnız değilsiniz. Sizi inciten sözler sizinle ilgili değil; o insanların kendi eksiklikleriyle ilgili. Kendinizi onların bakışıyla değil, kendi gerçekliğinizle değerlendirin. Savaş Uğurlu; Bugüne kadar sizi en çok kıran söz neydi? Bir de tam tersine, sizi en çok güçlendiren cümle neydi? Rumeysa Gelgi: Beni en çok kıran söz, insanların benim kendi ayakları üzerinde duran bir kadın olamayacağıma dair önyargılarıydı. “O bunu yapamaz, kendi başına var olamaz” gibi yaklaşımlar sadece bir söz değil, hayatımı sınırlandırmaya çalışan etiketlerdi. Zamanla bu sözler güç kaynağına dönüştü. Bana güç veren cümle ise hep şu oldu: “Kendi kapasiteni sen belirlersin.” Bu cümle hayatım boyunca içimde yankılanan bir rehber gibiydi. Başkalarının dar çizdiği çerçevenin içine sığmak yerine o çerçeveyi tamamen kırabileceğimi gördüm. Savaş Uğurlu; Hayatınız tekerlekli sandalye, özel ekipmanlar, ameliyatlar gibi süreçlerle ilerliyor. “Normal bir hayat” özlemi duyduğunuz oluyor mu? Rumeysa Gelgi; Pek çok insanın “olağanüstü” olarak gördüğü unsurlar benim için hayatın doğal parçaları. Yıllardır bu düzenle yaşıyorum ve gördüm ki “normal” göreceli bir kavram. Birileri için sıra dışı olan benim için sadece günlük rutin. Ameliyatlar, tekerlekli sandalye kullanmak… Bunların hiçbirini dramatik bulmuyorum, çünkü hepsi sağlıklı bir yaşam sürdürebilmem için gerekli süreçlerdi. Tabii zaman zaman keşke bazı şeyler daha kolay olsaydı dediğim anlar oluyor ve bunu bana en çok Türkiye’deki erişim sorunları hissettiriyor. Bunun dışında kendi yaşam düzenimi kabullenmiş durumdayım. Savaş Uğurlu; Fiziksel farklılıklara yönelik önyargı hâlâ çok güçlü. Sizce en kritik toplumsal değişim ne olmalı? Rumeysa Gelgi; Toplumsal değişimin temelinde kesinlikle eğitim var. Farklılıkların ne olduğu, neden var olduğu ve nasıl karşılanması gerektiği çocuklara küçük yaşta öğretilmeli. Yaşadığım zorbalığın büyük bir kısmı çocuklardan geliyor çünkü kimse onlara empatiyi, çeşitliliği, saygıyı öğretmemiş. Empati ve saygı doğuştan gelen değil, öğrenilen davranışlardır. Müfredatta kapsayıcı eğitim yaklaşımı olmazsa bireysel ve toplumsal dönüşüm mümkün değil. Savaş Uğurlu; Uluslararası medyada sıkça yer alan bir isim olmanıza rağmen insanlar sizin hakkınızda en çok neyi yanlış biliyor? Rumeysa Gelgi; En yaygın yanlışlar, sendromumun nedeni hakkında uydurulan şehir efsaneleri. Tıbbi tanının karmaşık olması insanların bu boşluğu yanlış bilgilerle doldurmasına yol açıyor. Ses tonumdan genetik yapıya kadar pek çok konuda tahmin yürütülüyor. Oysa hepsinin bilimsel açıklaması net: anne karnında bilinmeyen bir DNA mutasyonu. Ailemde akrabalık olduğuna dair iddialar da tamamen yanlış. Savaş Uğurlu; Ailenizle ilgili söyleyemediğiniz ama söylemek istediğiniz bir cümle var mı? Rumeysa Gelgi; Açıkçası içimde kalmış bir söz olduğunu düşünmüyorum. Ailemle iletişimim hep güçlüydü. Hislerimi gizlemek zorunda olduğum bir ortamda büyümedim. Hem fiziksel hem duygusal anlamda hep yanımda oldular ve ben de minnettarlığımı her zaman ifade ettim. Söyleyemediğim bir söz değil, söylemekten hiç vazgeçmediğim bir söz var: “İyi ki varsınız.” Savaş Uğurlu; Sizi takip eden genç kızlara, kendini “farklı” hisseden insanlara söylemek istediğiniz tek bir cümle olsa ne derdiniz? Rumeysa Gelgi; İnsanların sizi kendi kalıplarına sıkıştırmasına izin vermeyin. Başkalarının sizin için çizdiği çerçeve gerçek potansiyelinizin çok küçük bir kısmıdır. Farklı hissetmek bir eksiklik değil; dünyaya benzersiz bir açıdan bakabilme yeteneğidir. Bunu keşfetmek ve dönüştürmek sizin elinizde. Savaş Uğurlu; Guinness rekorlarının ötesine geçerek gelecekte adınızın hangi başlıkla anılmasını istersiniz? Rumeysa Gelgi; Rekorlar benim için bir başlangıç noktasıydı. Nihai hedef değil. Gelecekte bilim ve tıp alanında yeni buluşlara, araştırmalara veya metodolojik yeniliklere ilham veren bir isim olmak istiyorum. Detay veremem ama uzun vadeli vizyonum insanlığa dokunan, bilgiyi ve bakış açısını dönüştüren çalışmalara kapı aralamak. Savaş Uğurlu; Yetkililere iletmek istediğiniz bir ihtiyaç var mı? Rumeysa Gelgi; Evet. Boyuma ve tekerlekli sandalyeme uygun bir araca uzun yıllardır ulaşmakta zorlanıyorum. Oturur pozisyonda bile boyum 1.70’in üzerinde olduğu için mevcut araçların çoğu bana uygun değil. Güvenli bir lift sistemi, geniş iç alan ve uzun yolculuklarda uzanabileceğim bir yapı benim için büyük ihtiyaç. Böyle bir aracın sağlanması günlük hayatımı çok daha güvenli ve bağımsız kılar.

TÜMBİAD Olağanüstü Genel Kurulu Yapıldı: Yeni Başkan Mustafa Efe Topaloğlu Oldu Haber

TÜMBİAD Olağanüstü Genel Kurulu Yapıldı: Yeni Başkan Mustafa Efe Topaloğlu Oldu

TÜMBİAD Olağanüstü Genel Kurulu Yapıldı: Yeni Başkan Mustafa Efe Topaloğlu Oldu Tüm Bürokratlar ve İş İnsanları Derneği (TÜMBİAD) Olağanüstü Genel Kurulu, yoğun bir katılımla gerçekleştirildi. Gerçekleşen genel kurulda derneğin yeni genel başkanı Mustafa Efe Topaloğlu oldu. Topaloğlu, görevi önceki dönem başkanı Prof. Dr. Recep Yıldızhan’dan devralarak resmen göreve başladı. Yeni Genel Başkan Mustafa Efe Topaloğlu, yaptığı konuşmada TÜMBİAD’ın yeni dönemde güçlü bir yönetim anlayışı ve vizyoner projelerle yoluna devam edeceğini vurguladı. “TÜMBİAD olarak ülkemizin ve dünyanın hızla değişen dinamiklerine ayak uyduracak, özellikle teknoloji, dijital dönüşüm ve yenilikçi projeler alanında güçlü çalışmalar yapacağız. Bununla birlikte, sosyal, kültürel, eğitim ve sağlık alanlarında toplumun her kesimine dokunan etkinlikler gerçekleştireceğiz. Kamu kurumlarımız, üniversitelerimiz, sivil toplum kuruluşlarımız ve iş dünyamızla el ele vererek ülkemiz için değer üreten projelere imza atacağız.” Genel kurula çok sayıda bürokrat, daire başkanı, milletvekili, üst düzey yönetici ve sivil toplum kuruluşu başkanı katılım gösterdi. Büyük bir birlik, dayanışma ve vizyon atmosferinde geçen genel kurul, TÜMBİAD’ın ulusal ve uluslararası alanda etkin bir sivil toplum gücü olarak yeni dönemde daha da büyüyeceğinin sinyalini verdi. Yeni yönetim, ülkemizin geleceğine yön verecek yenilikçi projeler ve toplumsal fayda odaklı çalışmalarla görevine kararlılıkla başladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.