Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Ar-Ge

Breaking News - Ar-Ge haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ar-Ge haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

L’Oréal Türkiye 40 yıldır güzelliği teknoloji, inovasyon, gezegen ve insan odağında yeniden tanımlıyor Haber

L’Oréal Türkiye 40 yıldır güzelliği teknoloji, inovasyon, gezegen ve insan odağında yeniden tanımlıyor

L’Oréal Türkiye, 40’ıncı yılında 22 markasıyla Türkiye nüfusunun 3’te 1’inin hayatına dokunarak değer yaratmayı sürdürüyor. L’Oréal Türkiye, ülkemizdeki 40. yılını; güzelliğin bireylerdentopluma, ekonomiden sürdürülebilirliğe kadar uzanan dönüştürücü etkisini/gücünü merkeze alan özel bir etkinlikle kutladı. “Dünyayı Harekete Geçiren Güzelliği Yaratıyoruz” var oluş amacıyla hareket eden tekno-güzellik lideri, Türkiye ekonomisine değer zinciri bütününde 40 milyar TL’lik etki yaratırken, 22 markası, yaklaşık 1000 çalışanı ve bugün Türkiye nüfusunun yaklaşık 3’te 1’ine denk gelen 27 milyon tüketiciye dokunan ekosistemiyle Türkiye güzellik sektörünün dönüşümüne liderlik etmeyi sürdürüyor. L’Oréal Türkiye faaliyet gösterdiği kategorilerdeki yüzde 25 pazar payıyla liderliğini sürdürürken, gerçekleştirdiğietkinlikte, güzelliğin kültürel, ekonomik ve teknolojik boyutlarını tekno-güzellik vizyonu ve sürdürülebilirlik odaklı inovasyonlarıyla birlikte ele aldı. Etkinliğin açılış konuşmasını gerçekleştiren L’Oréal Türkiye Ülke Genel Müdürü VanyaPanayotova “Yalnızca güzellik ürünleri ve hizmetleri sunmuyor; insanların hayatına, hayallerine ve geleceğine eşlik ediyoruz. Güzelliği görünenin ötesinde bireyleri güçlendiren,toplumsal kalkınmayı destekleyen ve ekonomiyi dönüştüren stratejik bir güç olarak ele alıyoruz. Bugün tek işi güzellik olan bir teknoloji şirketi olarak inovasyon, bilim ve sürdürülebilirliği işimizin merkezine koyuyor, geleceğin güzelliğini bugünden yaratmaya devam ediyoruz” dedi. “Dünyayı harekete geçiren güzelliği yaratıyoruz’ vizyonu doğrultusunda hareket eden L’Oréal Türkiye, 40. yılında da bilim, teknoloji ve inovasyonu işinin merkezine koyarak her bireyin ihtiyaç, beklenti ve güzellik anlayışına yanıt veren ultra kişiselleştirilmiş ürün ve hizmetlerini tüketicileriyle buluşturmaya devam ediyor. “Güzellik görünüşün ötesinde; özgüven, bakım ve toplumsal güçtür” L’Oréal Türkiye’nin 40. yıl kutlamasında açılış konuşmasını gerçekleştiren L’Oréal Türkiye Ülke Genel Müdürü VanyaPanayotova, güzelliğin yalnızca fiziksel görünümle sınırlı olmadığını; özgüven, bakım, aidiyet ve toplumsal kalkınmanın önemli bir parçası olduğunu vurguladı. Panayotova sözlerine şöyle devam etti: “Güzellik sadece görünenle sınırlı değil; bireyleri güçlendiren, toplumsal fayda yaratan ve ekonomiyi dönüştüren stratejik bir güç. Günlük bakım ritüellerinden bireylerin özgüvenli hissetmesine, toplumsal kalkınmadan ekonomik büyümeye uzanan geniş bir etki alanından söz ediyoruz. Tüketicilerimize her temas noktasında ‘Görülüyorsunuz, sizi anlıyoruz ve kendi benzersiz hikayenizde her zaman yanınızdayız’ mesajını veriyoruz. “Her Şey Seninle Güzel” diyerek L’Oréal Türkiye olarak insanların hayatı güzelleştirdiği her ana 40 yıldır eşlik etmekten gurur duyuyoruz. Bu güvenle, bilimi, teknolojiyi, inovasyonu ve insanı odağımıza alarak geleceğin güzelliğini bugünden yaratma kararlılığımızı sürdürüyoruz.” 40 yılda Türkiye’de güçlü büyüme: Türkiye nüfusunun üçte birine dokunan lider marka L’Oréal Türkiye, 1986’dan bu yana güzelliği herkes için erişilebilir kılma vizyonuyla büyümeye devam ediyor. Bugün dört ana iş birimi; Tüketici Ürünleri, Lüks, Profesyonel Ürünler ve Dermatolojik Güzellik ile faaliyet gösteren şirket, 22 markası ve 8.500’den fazla ürün çeşidiyle Türkiye genelinde yüz binlerce satış noktasında tüketicilere ulaşıyor. Yaklaşık 1000 çalışanıyla Türkiye nüfusunun 3’te 1’ine denk gelen 27 milyon tüketicinin hayatına dokunan L’Oréal Türkiye, bugün güzellik pazarının lideri konumunda bulunuyor. Şirket; dengeli marka portföyü ve inovasyon gücüyle her yıl pazar büyüme oranının yaklaşık 1.5-2 katı üzerinde büyümeyi hedefleyerek, bu başarıyı sürdürülebilir bir liderliğe dönüştürmeye devam ediyor. Güzellik ekonomisi: Her 1 istihdam, Türkiye’de 12 ek istihdam yaratıyor L’Oréal Türkiye, yalnızca güzellik sektörüne değil, Türkiye ekonomisine de güçlü katkı sağlıyor. Şirket, Türkiye ekonomisine değer zinciri bütününde 40 milyar TL’lik etki sağlarken, L’OréalTürkiye’nin operasyonları doğrudan ve dolaylı olarak 10.000’den fazla tam zamanlı istihdam yaratıyor. Global bir araştırmaya göre L’Oréal ekosisteminde yaratılan her 1 kişilik istihdam, Türkiye genelinde 12 ek istihdam oluşturuyor. Tedarikçilerden eczanelere, kuaförlerden perakende ortaklarına, STK’lardan start-up’lara kadar uzanan geniş ekosistem; büyümeyi ve sosyal kalkınmayı destekliyor. Tek işi güzellik olan bir teknoloji şirketi L’Oréal, bugün kendisini yalnızca bir güzellik şirketi olarak değil, “tek işi güzellik olan bir teknoloji şirketi” olarak tanımlıyor. Şirket, yıllık yaklaşık 1 milyar Euro Ar-Ge yatırımı, dünya genelinde 4.000’den fazla bilim insanı, yılda 725 patent ve 5.900 teknoloji veveri uzmanıyla geleceğin güzelliğini bugünden inşa ediyor. İstanbulise Grup’un dünya genelindeki 7 Açık İnovasyon Merkezi'nden biri. Türkiye’de ise 2014 yılında başlayan dijital güzellik yolculuğu, bugün 14’ü aktif olmak üzere toplam 22 dijital servis ile devam ediyor. Dijitalleşmeyi büyüme motoru olarak konumlayan L’OréalTürkiye, 2025’te dijital servislerinde 7 milyon oturuma ulaştı. Kullanıcıların 6,3 milyon renk tonu denediği ve kişi başına ortalama 19 görünüm keşfettiği bu ekosistem, 1 dakika 8 saniyelik etkileşim süresiyle öne çıkıyor. Şirket, aynı yıl Avrupa Bölgesi’nde en yüksek ‘keşfedilebilirdik oranına’ ulaşarak başarısını uluslararası düzeye taşıdı. Bilim ve teknolojiden güç alan bu yapı; yapay zekâ ve artırılmış gerçeklik destekli servislerle tüketicilere ultra kişiselleştirilmiş güzellik deneyimleri sunuyor. Sanal cilt analizlerinden makyaj denemelerine, saç ve cilt bakım önerilerinden online güzellik danışmanlığına kadar uzanan bu ekosistem; e-ticaret, veri ve CRM gücüyle birleşerek tüketiciyle daha derin ve anlamlı bağlar kurulmasını sağlıyor. Güzelliğin geleceği sürdürülebilirlikte şekilleniyor Sürdürülebilirliği sadece çevresel bir hedef değil, iş yapış biçiminin ayrılmaz bir parçası olarak gören L’Oréal Türkiye; bu yaklaşımını 2020 yılında başlattığı ve Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nin 17 maddesinin 16’sını kapsayan “Gelecek İçin L’Oréal” programı üzerine kurguluyor. Türkiye’deki tesislerinde %100 yeşil enerji kullanan şirket, sürdürülebilirliği ürün geliştirmeden son kullanıcıya kadar uzanan bütünsel bir dönüşüm alanı olarak ele alarak, teknoloji ve bilimi yalnızca inovasyon için değil, sürdürülebilirlik için de kullanıyor. L’Oréal Türkiye; İstanbul içi lüks ve profesyonel ürün dağıtımlarında yıllık 58 ton karbon emisyonunun önüne geçerken, direkt e-ticaret sitelerinden yapılan tüm teslimatlarda ise sıfır plastik kullanımıyla fark yaratıyor. Mağaza teslimatlarında yeniden kullanılabilir kutu sistemine geçerek yıllık 400 ton su tasarrufu elde ederken; müşterilerinesunduğu yeşil dönüşüm desteğiyle bugün yeşil salon ve yeşil eczaneprojelerine destek veriyor. Garnier Sosyal ve Çevresel Etiketleme sistemi ile tüketicilere ürünleriyle ilgili şeffaflık sunmaya devam eden şirket, Impact+ iş birliği ile dijital medya kampanyalarında 41 ton karbon emisyonu azaltımı sağlıyor. Tedarik zinciri aracılığıyla%61’i kadın girişimci ve %39’u KOBİ’lerden oluşan toplam 146 kişiye istihdam desteği sağlıyor. L’Oréal Türkiye’nin Tekno-Güzellik UygulamalarıylaKişiselleştirilmiş Güzellik Deneyimi L’Oréal’in tekno-güzellik cihazları, dünyanın en prestijli teknoloji fuarlarından CES’te 11 İnovasyon Ödülü’ne layık görüldü. • L’Oréal Paris Virtual Try On, Maybelline Virtual Try On, Garnier Virtual Try On, NYX Virtual Try On uygulamaları ile kullanıcılar mağazaya gitmeye gerek kalmadan online olarak yüzlerinde ve saçlarında ürünlerin nasıl duracağını görebiliyor. • L’Oréal Paris Skin Genius ve Garnier Skin Coach ile kullanıcılar cilt analizlerini kolayca gerçekleştirmenin yanı sıra kendilerine özel cilt bakım rehberine ulaşabiliyorlar. • La Roche Posay-Spotscan, yapay zeka desteği ile akneye eğilimli ciltlere kapsamlı bir cilt analizi ile kişiselleştirilmiş rutin önerileri sunuyor. • Dercos Scalp Consult Pro, saç derisini veriye dönüştüren akıllı analiz gücüyle uzman önerisini kişiselleştirilmiş bakım reçetesine dönüştürüyor. • Kiehl’s SkinSnap, cildin farklı bölgelerinin fotoğraflarını çekerek cilt yaşını ölçümlüyor ve kişinin cildine en uygun cilt bakım ürünlerini öneriyor. • Gün ışığı ve UV ışık yardımıyla Skinceuticals-SkinScopecihazı, cildin yüzeyi ve alt katmanlarını ulaşarak daha detaylı bir analiz sunuyor. • Klinik cilt görüntüleme cihazı Lancôme-Skin Screen, 12 klinik cilt parametresini ölçümleyerek cildin ihtiyacı olan kişiselleştirilmiş cilt bakım rutini önerisini sunuyor. • Lancôme-Pro Radiance Booster cihazı ise saniyede 3 milyon ultrason titreşimiyle daha sıkı, pürüzsüz ve genç bir cilt sağlamaya yardımcı oluyor. • Lancome Rénergie Nano-Resurfacer 400 Booster, gelişmiş mikro bakım teknolojisiyle cilt yüzeyini yenileyerek daha pürüzsüz, sıkı ve genç görünen bir cilt görünümünü destekleyen yeni nesil bir cilt bakım cihazıdır. • Lancome E-Skin Expert, 5 dakika içinde cildin görünür yaşını ve 9 farklı longevity parametresini analiz ederek kişiye özel kapsamlı bir cilt yaşı değerlendirmesi sunuyor. • L'Oréal Professionnel-Inoa ID, profesyonel müşterilerin saçlarında hayal ettiği değişimi sanal olarak deneyimle şansı sunuyor. • Kérastase K-Scan Scan Kamerası yapay zeka destekli analiz aracılığıyla, saç profesyonelleri müşterilerinin saç ve saç derilerini mikroskopik olarak görüntüleyerek, tüketicilere daha hassas bakım sunuyor. • L'Oréal Professionnel AirLight Pro, kızılötesi ışık teknolojisiyle saçı daha hızlı kuruturken nemini koruyan, daha az enerji tüketen ve profesyonel seviyede bakım sağlayan yeni nesil akıllı saç şekillendirme cihazıdır.

“Yağmurunu Avantaja Çeviren Şehir: Rize Neden Dünyanın Yeni Marka Merkezi Olmasın?” Haber

“Yağmurunu Avantaja Çeviren Şehir: Rize Neden Dünyanın Yeni Marka Merkezi Olmasın?”

RİZE NEDEN BİR DÜNYA MARKASI OLMASIN? Av. Hüseyin Karaahmetoğlu’ndan Rize için Yağmurdan Teknolojiye Uzanan Vizyon** Rize Barosu Eski Başkanı Av. Hüseyin Karaahmetoğlu, Rize’nin geleceğine dair dikkat çeken bir vizyon ortaya koydu. Karaahmetoğlu, Rize’nin bugüne kadar dezavantaj olarak görülen yağmur, sis, dağlık arazi ve derelerinin; doğru projelerle dünyanın başka hiçbir yerinde kolay bulunmayan bir avantaja dönüşebileceğini vurguladı. Klasik turizm anlayışının Rize için yeterli olmadığını ifade eden Karaahmetoğlu, çözümün; Rize’ye özgü, kopyalanması zor, doğayla uyumlu ve teknolojiyle desteklenen bir marka şehir modeli kurmak olduğunu söyledi. Yağmuru Saklamak Değil, Merkeze Almak Av. Karaahmetoğlu’na göre ana fikir son derece net: Yağmuru saklamak yerine merkeze almak. Rize’nin güneşi bekleyen değil; yağmurla birlikte spor yapılan, deneyim yaşanan ve performansın test edildiği bir şehir olarak konumlandırılması gerektiğini ifade eden Karaahmetoğlu, bu yaklaşımın Rize’yi dünya ölçeğinde ayrıştıracağını belirtti. Bu vizyonun merkezinde ise uluslararası bir marka önerisi yer alıyor: RAIN:IZE (Rain + Rize) Amaç, Rize’nin yoğun yağış alan iklimini bir dezavantaj değil; küresel bir marka kimliği haline getirmek. Teknoloji Bu Modelin Neresinde? Doğa odaklı bu modelin en güçlü ayaklarından biri teknoloji. Rize’nin yağmur, dere ve zorlu arazi koşulları; spor teknolojileri açısından dünyada çok az şehirde bulunan doğal bir test ortamı sunuyor. Bu nedenle şehirde Uluslararası Sports Tech Lab kurulması öneriliyor. Bu merkezde; Spor ekipmanları ve ayakkabıların yağışlı ve zorlu doğa koşullarında test edilmesi,Islak zemin performans analizlerinin yapılması,Global spor ve outdoor markalarıyla AR-GE iş birlikleri kurulması hedefleniyor. Bu sayede Rize, üretimden çok test, performans ve sertifikasyon merkezi haline gelerek ciddi bir ekonomik gelir elde edebilir. Spor Hep İşin İçinde Olmalı RAIN:IZE modeli kapsamında Rize’de; Yağmura dayalı uluslararası spor yarışları,Islak zemin koşullarında spor ekipmanı test alanları,Spor markaları için doğal AR-GE kampüsleri oluşturulabilir. Bu modelle Rize’de 12 ay boyunca sporcu ve turist akışı sağlanması hedefleniyor. Ayrıca Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi ve spor liseleriyle iş birliği içinde; dağlık ve yağışlı koşullarda sporcu, lider ve uzman yetiştirmeye yönelik Uluslararası Dayanıklılık Üniversitesi kurulması da gündemde. Askeri, kurtarma ve ekstrem spor eğitimleriyle Rize’nin eğitim turizmi merkezi haline gelmesi amaçlanıyor. Sis, Dereler ve Vadiler: Kimliktir Rize’nin sisli ve kapalı havası bir eksiklik değil, bir kimlik olarak görülüyor. Bu kapsamda; Bulut ve Sis Sanatı ve Spor Festivali,Sis içinde koşu, bisiklet ve yoga etkinlikleri,Drone ışık gösterileri ve dijital sanat prodüksiyonları ile Rize’nin atmosferinin küresel ölçekte görünür kılınması hedefleniyor. Fırtına, İkizdere ve Çamlıhemşin vadileri entegre turizm alanlarına dönüştürülebilir. Ahşap yürüyüş yolları, dere kafeleri, zipline, seyir rotaları, kano ve rafting sporları yaygınlaştırılabilir. Kaçkarlar ve Ovit Yaylası gibi alanlarda ekstrem bisiklet parkurları, dayanıklılık yarışları ve kış sporlarıyla Rize uluslararası spor takvimine girebilir. Tarihe ve Kültüre Sahip Çıkılmalı Tarihi Rize evleri ve konaklarının, Safranbolu örneğinde olduğu gibi turizme kazandırılması öneriliyor. VR ve AR destekli dijital deneyimlerle ziyaretçi etkileşimi artırılabilir. Yöresel müzik, canlı performanslar ve kültür festivalleriyle yerel kimlik güçlendirilirken; tulum, kemençe gibi enstrümanların tanıtımı ve satışı profesyonel pazarlama modelleriyle yapılabilir. Geçmişte mısır kabuğundan üretilen mobilya ve el emeği ürünlerin yeniden desteklenmesiyle ülke geneline satış hedefleniyor. Çay: Üretmek Yetmez, Deneyimletmek Gerek Rize çayı bu vizyonda sadece üretilen değil, deneyimlenen bir değer olarak konumlanıyor. Çay fabrikalarının ziyaretçilere açılması, atölye ve tadım alanları oluşturulması, “çay tarladan bardağa” temalı turistik rotalar planlanıyor. Çaykur ve Ticaret Borsası desteğiyle; uluslararası çay fuarları, mutfak festivalleri ve gastronomi etkinlikleriyle Rize çayının dünya çapında bir merkez haline gelmesi amaçlanıyor. Gastronomi ve Yerel Ekonomi Rize kahvaltısı, muhlama, hamsi, kavurma, Laz böreği ve Rize pidesi gibi ürünlerin uluslararası mutfak festivalleriyle tanıtılması planlanıyor. Rize Valiliği, Rize Belediyesi, Sanayi ve Ticaret Odası, Ticaret Borsası ve DOKAP iş birliğiyle yöresel ürünlerin e-ticarete entegre edilerek üreticiye doğrudan gelir sağlanması hedefleniyor. Ulaşım Deneyimin Bir Parçası Olmalı Teleferik ve yayla sistemi (dikey turizm), hafif raylı sistem ve minibüs entegrasyonu ile doğaya dost, araçsız bir turizm modeli öneriliyor. Sahilde İyidere–Fındıklı hattında hafif raylı sistem, dağların denize paralel yapısından faydalanarak teleferik hatları kurulması planlanıyor. Ulaşım, yalnızca altyapı değil; başlı başına bir turizm deneyimi olarak ele alınıyor. Ekonomik Karşılığı Net Projelerin kademeli olarak hayata geçirilmesiyle; Yıllık 70–120 milyon dolar ekonomik katkı,Turizmin 12 aya yayılması,1.500–2.000 kişilik yeni istihdam öngörülüyor. Rize’nin destek alan değil, gelir üreten bir şehir modeline geçmesi hedefleniyor. Güçlü Kurumsal Destek Vurgusu Av. Hüseyin Karaahmetoğlu, en büyük avantajlardan birinin Rize’nin Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın memleketi olması olduğunu ifade ederek; Gençlik ve Spor, Kültür ve Turizm, Sanayi ve Teknoloji, Tarım ve Orman, Ulaştırma ve Sağlık Bakanlıklarının temel paydaşlar olabileceğini belirtti. DOKA, belediyeler ve İl Özel İdaresi pilot projelerde kritik rol üstlenirken; AB fonları, UNDP, UNESCO ve spor federasyonları uluslararası destek sağlayabilir. Özel sektörün stratejik ortak olarak sürece dahil edilmesi planlanıyor. Son Söz Av. Hüseyin Karaahmetoğlu’nun vizyonu tek cümleyle özetleniyor: “Rize; yağmurunu, doğasını ve kültürünü gizleyen değil, bunları dünyaya cesurca sunan ve ekonomik değere dönüştüren bir küresel marka olabilir.” Asıl mesele, bu vizyonu konuşmak değil; doğru adımlarla hayata geçirmek olarak ifade ediliyor.

“Anlamın Gücü: Arzum’un Küresel Değer Yolculuğu” Haber

“Anlamın Gücü: Arzum’un Küresel Değer Yolculuğu”

Türkiye’de markalaşmanın yalnızca üretim gücüyle değil; vizyon, kültür ve sürdürülebilir liderlikle mümkün olduğu bir dönemde, Arzum yarım asrı aşan kurumsal birikimiyle bu dönüşümün en güçlü örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Küresel rekabetin sertleştiği, ekonomik dalgalanmaların iş dünyasında kalıcı refleksler gerektirdiği bir çağda; anlam yaratan, kültür taşıyan ve yüksek katma değer üreten markalar fark oluşturuyor. Arzum Yönetim Kurulu Başkanı Murat Kolbaşı ile gerçekleştirdiğimiz bu özel söyleşide; markanın bilançolarda görünmeyen stratejik değerlerini, Türk kahvesinin teknolojiyle buluşarak nasıl küresel bir ekonomik güce dönüştüğünü, liderliğin yalnızca kriz anlarında değil istikrar dönemlerinde nasıl sınandığını ve Türkiye’nin dünya markaları liginde sahip olduğu gerçek potansiyeli konuştuk. ELİF TAYHAN: Bugün dünyada markalar ürünle değil, anlam satarak ayakta kalıyor. Arzum’un bilançosunda görünmeyen ama şirketi geleceğe taşıyan en büyük “anlamsal yatırımı” sizce nedir? MURAT KOLBAŞI; Biz Arzum’da hiçbir zaman sadece ürün satan bir marka olmadık; asıl yatırımımız nesillerdir evlerin içine giren bir güven ve kültür bağı kurmak oldu. Bugün baktığımızda bizi geleceğe taşıyan en büyük anlamsal yatırımımız, tüketiciyle kurduğumuz bu uzun soluklu güven ilişkisi. Çünkü bir ürünün teknik özellikleri zamanla eskir ya da taklit edilirken, markanın taşıdığı anlam kalıcıdır. Arzum’u 59 yıldır ayakta tutan da ‘ürünün arkasında duran marka’ olma refleksi; servisten garantiye, tasarımdan satış sonrası deneyime kadar her temas noktasında verdiğimiz sözdür. Arzum OKKA ise bu yaklaşımın en net örneği: OKKA yalnızca bir kahve makinesi değil, Türk kahvesi kültürünün teknolojiyle yeniden anlatılmasıdır. Biz makine satmaktan çok bir kültürü dünyaya taşıdık; bu yüzden OKKA yüksek katma değer üretir, çünkü insanlar bir üründen öte bir hikâyeye ve kimliğe dahil olur. Özetle Arzum’un en büyük anlamsal yatırımı, ürünün ötesinde hayata dokunan, güven veren ve kültür taşıyan bir marka olma iddiasıdır; bu iddia bilançolarda görünmez ama markayı yarına taşıyan asıl güçtür. ELİF TAYHAN: Türkiye gibi ekonomik dalgalanmaların yüksek olduğu ülkelerde liderlik, çoğu zaman doğruyu yapmakla değil, en az yanlışla ilerlemekle tanımlanıyor. Geriye dönüp baktığınızda “bunu bugün olsa yine yapmazdım” dediğiniz bir stratejik karar var mı? MURAT KOLBAŞI; Türkiye gibi dalgalı ekonomilerde liderlik gerçekten de çoğu zaman kusursuz kararlar almaktan çok, doğru yönde kalabilme becerisiyle tanımlanıyor. Ben geçmişe bakarken “keşke” diliyle değil, öğrenme diliyle bakıyorum. Aldığımız her karar bugünkü başarılarımıza katkı sağladı. O yüzden “bunu yapmazdım” dediğim tekil bir karar yok; bugün daha bilinçli ve dengeli sürdürdüğümüz bir yolculuk var. Liderlikte benim için önemli olan, hata yapmaktan korkmak değil; düştüğünde arkaya değil, her zaman öne düşmek. Çünkü öne düştüğünde kalkmak ve tekrar ilerlemek daha kolaydır. Biz de böyle öğrendik, böyle gelişiyoruz; her adımda ileriye doğru… ELİF TAYHAN: Arzum OKKA ile Türk kahvesini teknolojiyle yeniden tanımladınız. Sizce bu hamle sadece bir ürün inovasyonu muydu, yoksa Türkiye’nin kültürel ihracat kapasitesine yapılmış bilinçli bir ekonomik müdahale miydi? MURAT KOLBAŞI; Arzum OKKA olarak 2014 yılında bu yola çıktığımızda pazarda tam otomatik bir Türk kahvesi makinesi yoktu; fişe takılan cezveler vardı. Türk kahvesini doğrudan fincana servis edebilen ilk makineyi geliştirerek sadece bir boşluğu doldurmadık, bir kültürü yaşattık. Zamanla Arzum OKKA Türk kahvesiyle sınırlı olmayan, farklı kahve deneyimlerini kapsayan güçlü bir ürün ailesine dönüştü ve bugün Türk kahvesi makineleri denince ayrı bir yerde duruyor. Yönetim kurulu üyesi olduğum Türk Kahvesi Kültürü ve Araştırmaları Derneği’nin çalışmalarıyla UNESCO’nun Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne dahil edilen bu köklü kültürü, biz OKKA ile dünyada daha erişilebilir kıldık. Bugüne kadar yaklaşık 4 milyon OKKA satışı gerçekleştirdik; bunun 1 milyonu yurt dışı pazarlarda tüketicilerle buluştu. Türkiye’nin ortalama kilogram başı ihracat değeri 1,4 dolar seviyesindeyken, OKKA’nın kilogram başı ihracat değerinin 26 dolara ulaşması tesadüf değil; kültürün doğru teknolojiyle buluştuğunda yüksek katma değere dönüşüyor olmasıdır. ELİF TAYHAN: Küresel markalar bugün “ucuz üretim ülkesi” algısından hızla uzaklaşıyor. Türkiye’nin bu dönüşümde en büyük handikapı mı var, yoksa kimsenin henüz görmediği bir avantajı mı? MURAT KOLBAŞI; Bugün mesele ucuz üretim ülkesi olmak değil. Küresel markalar artık sadece maliyete bakmıyor; tasarım, özgünlük, kalite ve tedarik güvenliği istiyor. Arzum’da tasarım, ürün geliştirme ve marka yönetimi bizim elimizde şekilleniyor. Türkiye’nin avantajı da tam burada ortaya çıkıyor. Ar-Ge, inovasyon, tasarım ve üretimi aynı coğrafyada çok hızlı şekilde bir araya getirebiliyorsunuz. Bu da markalara hem hız hem kontrol sağlıyor. Yeni dönemde ‘ucuz üretim’ değil, ‘akıllı ve entegre üretim’ öne çıkacak. ELİF TAYHAN: Aile şirketinden kurumsal yapıya geçişte en zor olan şey genelde para değil, kontrolden vazgeçmektir. Siz hangi noktada “bu şirket artık benim reflekslerimle değil, sistemiyle yürüyecek” dediniz? MURAT KOLBAŞI; Biz Arzum’da bu eşiği şirketin sürdürülebilirliği kişisel reflekslerden daha değerli hale geldiği noktada aştık. Büyüdükçe şunu çok net gördük: doğru sistem kurulmadığında en iyi niyet bile yeterli olmuyor. Bugün SPK Kurumsal Yönetim Endeksi’nde aldığımız 9,48’lik not, bu dönüşümün doğru zamanda ve doğru şekilde yapıldığının göstergesi. ELİF TAYHAN: Kahve ciddi bir tutku ama aynı zamanda dev bir ekonomi. Önümüzdeki 10 yılda kahve kültürü mü değişecek, yoksa kahvenin etrafında kurulan yaşam biçimleri mi dönüşecek? MURAT KOLBAŞI; Asıl dönüşümün kahvenin kendisinden çok, kahvenin etrafında kurulan yaşam biçimlerinde olacağını düşünüyorum. Küresel kahve ekonomisi 200 milyar doların üzerinde. Değer, çekirdeğin kendisinden çok deneyimde oluşuyor. ELİF TAYHAN: Global pazarlarda Türk markalarının en çok zorlandığı konu sizce güven mi, algı mı, süreklilik mi? Arzum bu üçlüde hangisini çözerek fark yarattı? MURAT KOLBAŞI; Bu üçlü birlikte yönetilmeli. Arzum güveni servis ve ürün arkasında durma refleksiyle, algıyı tasarım ve hikâyeyle, sürekliliği ise istikrarlı yatırımlarla sağladı. Bugün 50’den fazla ülkeye ihracat yapıyoruz; orta vadede ihracat payını yüzde 30, uzun vadede yüzde 50’ye çıkarmayı hedefliyoruz. ELİF TAYHAN: Bir lider olarak şu an “herkesin doğru sandığı ama sizin sorguladığınız” bir ezber var mı? MURAT KOLBAŞI; “Başarı varsa düzeni bozma” ezberi. Ben bunu sorguluyorum. Asıl liderlik, her şey yolundayken geleceğe hazırlanabilmektir. ELİF TAYHAN: Arzum’u bir kahve profili olarak tanımlasanız; hızlı tüketilen bir zincir kahvesi mi, yoksa sabır isteyen özel bir harman mı olurdu? MURAT KOLBAŞI; Biz damakta iz bırakan, sabır isteyen özel bir harman olurduk. Kalıcı etki bırakan markalar, iyi kahveler gibi hızla değil, özenle hazırlanır.

ANADOLU’NUN GÜCÜ YENİDEN ÖDÜLLERLE TAÇLANDI: Haber

ANADOLU’NUN GÜCÜ YENİDEN ÖDÜLLERLE TAÇLANDI:

ANADOLU’NUN GÜCÜ YENİDEN ÖDÜLLERLE TAÇLANDI: BEE’O PROPOLİS’E SON 2 AYDA 6 ÖDÜL BİRDEN! Türkiye’nin ilk ve tek patentli propolis üreticisi BEE’O, doğal içeriklere dayalı ürünleri ve bilimsel Ar-Ge yaklaşımıyla ulusal ve uluslararası arenada elde ettiği başarılara yenilerini eklemeye devam ediyor! Sürdürülebilirlik vizyonu, çevreye duyarlılığı ve yenilikçi formülasyonlarıyla bugüne dek 100’ü aşkın ödüle sahip olan marka, yalnızca son iki ay içinde ulusal ve uluslararası platformlarda altı prestijli ödüle birden değer görülerek alanındaki liderliğini bir kez daha kanıtladı. 1 Ekim’de gerçekleştirilen Güvenilir Ürün Zirvesi’nde BEE’O Arı Sütü Shot, arı ürünleri kategorisinde, BEE&YOU PhenoliX-B Sprey ise takviye edici gıda kategorisinde birincilik ödüllerine layık görüldü. 14 Ekim’de Boğaziçi Üniversitesi’nde düzenlenen 4. Gıda İnovasyon Zirvesi Gıda Plus Ödülleri’nde BEE&YOU PhenoliX Energy-X Shot “En Yenilikçi Arı Ürünü” seçildi. Atina’daki FCEM Dünya Kongresi’nde BEE’O Propolis / BEE&YOU CEO’su ve Kurucusu Dr. Aslı Elif Tanuğur Samancı “Sürdürülebilirlik Ödülü” ile onurlandırıldı. Birleşik Krallık’ın köklü platformu Quality Food Awards’ta BEE&YOU Propolis Probiyotik Shot finale yükselirken, İngiltere’nin Manchester kentinde düzenlenen Gama Innovation Conference & Awards (GICA) organizasyonunda BEE&YOU “Health & Wellness” kategorisinde birincilik ödülü kazandı. Güvenilir Ürün Zirvesi’nde Çifte Birincilik 1 Ekim 2025 tarihinde Güvenilir Ürün Platformu tarafından düzenlenen ve bu yıl dördüncüsü gerçekleştirilen Güvenilir Ürün Zirvesi’nde BEE’O ve BEE&YOU iki farklı kategoride birincilik elde etti. Arı ürünleri kategorisinde BEE’O Arı Sütü Shot, doğal içeriği ve standardize formülüyle birincilik ödülüne değer görüldü. Takviye edici gıda kategorisinde ise BEE&YOU PhenoliX-B Sprey, doğal bileşenleri ve standardize propolis içeriğiyle birincilik ödülüne layık görüldü. Gıda Plus Ödülleri’nde “En Yenilikçi Arı Ürünü” 14 Ekim 2025’te Boğaziçi Üniversitesi’nde düzenlenen 4. Gıda İnovasyon Zirvesi – Gıda Plus Ödülleri’nde BEE&YOU PhenoliX Energy-X Shot, “En Yenilikçi Arı Ürünü” seçilerek markanın inovasyon gücünü bir kez daha ortaya koydu. Nar suyu, kırmızı ginseng, arı sütü, taurin ve Anadolu Propolisi Ekstraktı (A.P.E.®) içeren güçlü formülüyle doğal enerji desteği sağlayan ürün, kısa sürede yoğun ilgi gördü. GICA’da Health & Wellness Kategorisinde Birincilik 22 Ekim 2025’te İngiltere’nin Manchester kentinde düzenlenen Gama Innovation Conference & Awards (GICA) organizasyonunda BEE&YOU, “Health & Wellness” kategorisinde birincilik ödülü kazandı. FMCG sektörünün global oyuncularını bir araya getiren bu prestijli platformda elde edilen başarı, markanın bilimsel Ar-Ge gücüne ve doğal içerik odaklı inovasyon vizyonuna duyulan uluslararası güveni pekiştirdi. Ödül, Business Growth Hub Genel Müdürü Janine Smith tarafından takdim edildi. Quality Food Awards Bronz Ödülü: BEE&YOU Propolis Probiyotik Shot Birleşik Krallık’ın köklü ve saygın gıda ödülleri organizasyonu Quality Food Awards 2025’te BEE&YOU Propolis Probiyotik Shot, “Yıl Boyu Tüketilen Güçlendirilmiş ve Zenginleştirilmiş Gıdalar” kategorisinde Bronz Ödüle layık görüldü. Bu ödül, ürünün doğal içeriği, standardize propolis yapısı ve fonksiyonel formülünün uluslararası düzeyde takdir edildiğini gösteriyor. Formülünde Patentli Anadolu Propolisi, 10 milyar CFU L. rhamnosus, C vitamini, D3 vitamini, çinko, ham bal ve zencefil özü bulunan ürün; sindirim ve bağışıklık sisteminin normal fonksiyonlarının korunmasına katkıda bulunur. Oda sıcaklığında stabilitesini koruyacak şekilde geliştirilmiştir. Kadın Girişimciliğine Uluslararası Takdir Atina’da gerçekleştirilen FCEM Dünya Kongresi’nde, BEE’O Propolis / BEE&YOU CEO’su ve Kurucusu Dr. Aslı Elif Tanuğur Samancı, sürdürülebilirlik ve kadın girişimciliği alanındaki örnek çalışmalarıyla “Sürdürülebilirlik Ödülü”ne layık görüldü. Bu ödül, markanın doğaya saygılı üretim yaklaşımının uluslararası düzeyde takdir edildiğinin önemli bir göstergesi oldu. İnovasyonun Kalbi: Patentli Anadolu Propolisi (A.P.E.®) Ürünlerin merkezinde yer alan A.P.E.®, Türkiye’nin ilk ve tek patentli Anadolu Propolisi Ekstraktı olup; fenolik ve flavonoid içeriği standardize edilmiş, etkinliği 40’tan fazla klinik çalışma ile gösterilmiş özel bir ekstrakttır. Sözleşmeli Arıcılık Modeli ile elde edilen bu propolis, sürdürülebilir ve izlenebilir üretim zincirinin ürünüdür. BEE’O CEO’su Dr. Aslı Elif Tanuğur Samancı, elde edilen bu başarıları şöyle değerlendirdi: “Anadolu’nun eşsiz bitki örtüsünden elde ettiğimiz arı ürünlerini bilimsel yöntemlerle formüle ederek tüm dünyaya ulaştırmak için arı gibi çalışıyoruz. Patentli özütleme teknolojimizle propolisin fenolik içeriğini koruyor, doğallıktan ödün vermeden etkili formülasyonlar geliştiriyoruz. Sözleşmeli arıcılık modelimizle arıcılarımıza destek olurken sürdürülebilir üretimi güçlendiriyoruz. Bu ödüller, doğaya duyduğumuz saygının, bilime verdiğimiz önemin ve etik üretim anlayışımızın bir yansımasıdır.” BEE’O’nun Güçlü Üretim Altyapısı ve Global Başarısı 2013 yılında İTÜ ARI Teknokent’te bir Ar-Ge projesi olarak kurulan BEE’O, bugün uluslararası sertifikalı 10.500 m²’lik üretim tesislerinde faaliyet göstermekte; 10.000’den fazla arıcı ve 750.000 kovanla iş birliği yürütmektedir. Gıda, takviye edici gıda, dermokozmetik ve tıbbi cihaz kategorilerinde geliştirilen ürünler; GMP, ISO, FDA, BRC, IFS, COSMOS Organic, Helal ve TSE gibi global kalite sertifikaları ile güvence altındadır. BEE’O, Anadolu Propolisi’ni ABD’den Avrupa’ya 37 ülkeye ulaştırmakta; ürünleri ABD’de CVS, Walmart, Trader Joe’s, Avrupa’da ise Holland & Barrett gibi perakende zincirlerinde BEE&YOU markasıyla tüketicilerle buluşturmaktadır.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.