Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Adalet

Breaking News - Adalet haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Adalet haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Av Hüseyin Karaahmetoğlu’dan avukatlar gününe dair açıklama Haber

Av Hüseyin Karaahmetoğlu’dan avukatlar gününe dair açıklama

Rize Eski Baro Başkanı Av. Hüseyin Karaahmetoğlu 5 Nisan Avukatlar günü nedeni ile yaptığı açıklamada Avukatların sorunlarının giderilmesi gerektiğini söyleyerek Savunma güçlenmeden yargı güçlenemeyeceğini belirtti. Rize Eski Baro Başkanı Av. Hüseyin Karaahmetoğlu, 5 Nisan Avukatlar Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, savunma makamı güçlendirilmeden yargının güçlenmesinin mümkün olmadığını belirterek, avukatların sorunlarının ertelenmeden ve ciddiyetle ele alınması gerektiğini ifade etti. Karaahmetoğlu, Türkiye genelinde yaklaşık 200 bin avukatın hem ekonomik hem de mesleki anlamda ciddi sorunlarla karşı karşıya bulunduğunu belirterek, yıllardır dile getirilmesine rağmen savunma makamını güçlendirecek somut adımların atılmadığını vurguladı. Avukatların yargının üç temel unsurundan biri olduğunu hatırlatan Karaahmetoğlu, “Hâkim, savcı ve avukat yargının üç sacayağını oluşturur. Ancak uygulamada bu üç unsur arasında bugüne kadar gerçek anlamda bir eşitlik sağlanamamıştır. Savunma makamı uzun süredir sistem içerisinde ikinci planda bırakılmıştır. Oysa savunma güçlenmeden yargının güçlenmesi mümkün değildir” dedi. “Ekonomik kriz yaklaşık 200 bin avukatı derinden etkilemektedir” Avukatların yaşadığı ekonomik sorunların yalnızca mesleğe yeni başlayanlarla sınırlı olmadığını vurgulayan Karaahmetoğlu, mesleğin tüm kesimlerinin ciddi bir geçim mücadelesi verdiğini ifade etti. “Bugün sadece genç meslektaşlarımız değil, yıllardır mesleğini icra eden avukatlarımız da ağır ekonomik şartlar altında çalışmaktadır. Artan ofis kiraları, personel giderleri, vergi yükleri, sigorta primleri ve tahsil edilemeyen vekâlet ücretleri avukatları ekonomik olarak çıkmaza sürüklemektedir. Avukatların büyük bir bölümü mesleğini sürdürebilmek için ciddi fedakârlıklar yapmak zorunda kalmaktadır.” Toplumda avukatların yüksek gelir elde ettiği yönündeki yanlış algının, mesleğin gerçek sorunlarının görünmesini engellediğini belirten Karaahmetoğlu, bu algının kırılması gerektiğini ifade etti. “Vergi ve harç yükünde ciddi eşitsizlik bulunmaktadır.Bu eşitsizlik Avukatlar lehine giderilmelidir. Yargının üç temel unsurundan biri olan avukatların, mali yükümlülükler açısından eşit konumda değerlendirilmediğine dikkat çeken Karaahmetoğlu, şu ifadeleri kullandı: “Avukatlar, yargının kurucu unsuru olmasına rağmen vergi ve harç yükümlülükleri bakımından hâkim ve savcılarla aynı düzeyde değerlendirilmemektedir. Meslektaşlarımız hemen her işlemde yüksek vergi ve harç yüküyle karşı karşıya kalmaktadır. Bu durum açık bir eşitsizliktir ve kabul edilemez.” Bu kapsamda; Avukatlık hizmetlerinde uygulanan KDV oranının düşürülmesi,Serbest meslek kazançlarına yönelik vergi yükünün hafifletilmesi, Resmî işlemlerde alınan harçların yeniden düzenlenmesi gerektiğini vurguladı. “Silah ruhsatı alımında harç muhafiyeti sağlanmalı ve mesleki haklarda eşitlik sağlanmalıdır” Avukatların mesleki risklerine rağmen birçok alanda eşit haklara sahip olmadığını belirten Karaahmetoğlu, özellikle ruhsat ve güvenlik konularında yaşanan mağduriyetlere dikkat çekti. Avukatlar görevleri gereği ciddi tehdit ve risklerle karşı karşıya kalabilmektedir. Buna rağmen silah ruhsatı alırken dahi hâkim ve savcılarla eşit harç ve kolaylıklardan yararlanamamaktadırlar. Bu durum büyük bir adaletsizliktir. Yargının bir unsuru olan avukatların güvenlik ve ruhsat haklarında da eşit statüye kavuşturulması gerekmektedir.” Avukatların Vergi, KDV ve ÖTV yükü azaltılmalıdır. Avukatların ekonomik olarak rahatlatılması için vergi sisteminde düzenleme yapılması gerektiğini belirten Karaahmetoğlu, şu önerilerde bulundu.Avukatlık hizmetlerinde KDV oranının %5–10 seviyesine düşürülmesi,Mesleki giderlerde vergi avantajı sağlanması,Büro açılışı ve mesleki ekipman alımlarında ÖTV ve KDV indirimi uygulanması,Meslek mensuplarına yönelik özel vergi teşvikleri getirilmelidir. “Savunma hizmeti lüks değildir. Bu nedenle avukatlık hizmetlerinin yüksek vergilendirilmesi doğru değildir” dedi.”Devlet kurumlarında avukatlara destek artırılmalıdır” Avukatların görevlerini yerine getirirken kamu kurumlarında ve adliyelerde çeşitli zorluklarla karşılaştığını belirten Karaahmetoğlu, devletin tüm kurumlarının savunma makamına daha destekleyici yaklaşması gerektiğini ifade etti. “Avukatlar kamu hizmeti yürütmektedir. Ancak uygulamada birçok kurumda gerekli kolaylık sağlanmamakta, aksine bürokratik engellerle karşılaşılmaktadır. Adliyelerde dosya inceleme, evrak erişimi ve duruşma süreçlerinde yaşanan aksaklıklar mesleğin etkin icrasını zorlaştırmaktadır.” Bu kapsamda; • UYAP sisteminin daha etkin hale getirilmesi • E-tebligat süreçlerinin sadeleştirilmesi • Avukatlara fiziki ve dijital erişim kolaylığı sağlanması • Kamu kurumlarında avukatlara öncelik tanınması gerektiğini ifade etti. ⸻ “Avukatlara yönelik şiddete karşı acil önlem alınmalıdır” Son yıllarda artan avukata yönelik şiddet olaylarına da değinen Karaahmetoğlu, mesleğin güvenliğinin ciddi tehdit altında olduğunu belirtti: “Avukatlar görevlerini yerine getirirken tehdit, baskı ve fiziksel saldırılarla karşılaşmaktadır. Bu tür suçlar daha ağır yaptırımlara bağlanmalı ve avukatlara yönelik saldırılar kamu görevlisine karşı işlenen suç kapsamında değerlendirilmelidir.” “Barolar artık sorumluluk almalı, meslek sorunlarına odaklanmalıdır” Baroların da mevcut sorunların çözümünde daha aktif rol üstlenmesi gerektiğini belirten Karaahmetoğlu, baroların siyasi tartışmaların dışında kalarak meslek sorunlarına yoğunlaşması gerektiğini ifade etti. “Bu sadece avukatların değil, adalet sisteminin sorunudur” Açıklamasının sonunda Karaahmetoğlu şu ifadeleri kullandı, Avukatların ekonomik, sosyal ve mesleki güvencelerinin artırılması yalnızca meslektaşlarımızın değil, doğrudan vatandaşın adalete erişiminin güçlendirilmesi anlamına gelmektedir. Savunma makamı zayıf olan bir yargı sistemi adil olamaz. 5 Nisan Avukatlar Günü’nün, bu sorunların çözümü için bir dönüm noktası olmasını temenni ediyoruz.”

Türkiye’nin Tarafsızlık Politikası Gündemde: “Dengeli Duruş Stratejik Bir Tercih” Haber

Türkiye’nin Tarafsızlık Politikası Gündemde: “Dengeli Duruş Stratejik Bir Tercih”

Rize eski Baro Başkanı Avukat Hüseyin Karaahmetoğlu Son dönemde ABD, İsrail ve İran arasında artan gerilim, küresel siyasetin en tartışmalı başlıklarından biri haline gelmiştir. Karaahmetoğlu; Bu süreçte ABD Başkanı Donald Trump’ın NATO’nun bu tür bir çatışmada ABD’nin yanında olmayabileceğine yönelik açıklamaları, uluslararası ilişkiler açısından dikkat çekici bir tartışma başlatmıştır. Zira bu söylem, yalnızca güncel politik dengeleri değil, aynı zamanda NATO’nun işlevi ve müttefiklik ilişkilerinin sınırlarını da yeniden sorgulatmaktadır. Karaahmetoğlu Trump’ ın NATO hakkındaki ve çıkışı yeni değildir. Başkanlığı döneminde sık sık NATO yu eleştirmiş ve işlevini yitirdiğini söylemiştir. Öte yandan ABD- İsrail- İran savaşında Avrupa Birliği ülkelerinin önemli bir kısmının bu insanlık suçunda ABD’ye koşulsuz destek vermemesi, Batı ittifakı içinde de görüş ayrılıklarının bulunduğunu göstermektedir. Bu durum, söz konusu çatışmanın yalnızca güvenlik temelli değil, aynı zamanda siyasi ve ahlaki boyutları olan karmaşık bir mesele olduğunu ortaya koymaktadır. Av.Hüseyin Karaahmetoğlu, Özellikle İsrail’in Gazze’de yürüttüğü ve savaş suçu içeren askeri operasyonlara yönelik uluslararası kamuoyunda artan eleştiriler, İran’a yönelik çatışmanın meşruiyetini sorgulayan yaklaşımları güçlendirmiştir. Karaahmetoğlu , İran’a yönelik tehdit söylemi ise büyük ölçüde nükleer program üzerinden şekillendirilmektedir. Ancak bu noktada, uluslararası sistemde nükleer silahlara sahip diğer ülkelerin varlığı sıkça gündeme getirilmektedir. Eleştirmenler, nükleer silah meselesinde çifte standart uygulandığını ve bu durumun küresel adalet algısını zedelediğini savunmaktadır. Nükleer silah yapımı ile ilgili bir algının doğru olmadığını çok iyi bilmekteyiz. Bu bağlamda, geçmişte Irak, Afganistan ve Suriye’de yaşanan askeri müdahaleler de benzer gerekçelerle açıklanmış, ancak sonuçları itibarıyla ciddi insani ve siyasi krizlere yol açmıştır. Av.Hüseyin Karaahmetoğlu, bu savaşların amacının İsrail’in vaddedilmiş toprakları diye nitelendirilen toprakları işgal etme çabasıdır. Karaahmetoğlu Türkiye NATO’nun en güçlü ikinci ordusuna sahiptir. Türkiye açısından bu savaşa bakıldığında ise mesele çok daha farklı ve hassas bir boyut kazanmaktadır. Türkiye, tarihsel olarak hem NATO üyesi bir ülke hem de Orta Doğu ile güçlü kültürel ve siyasi bağlara sahip bir aktördür. Ancak geçmişte yaşanan bazı olaylar, Türkiye’nin Batı ittifakına yönelik güvenini zaman zaman sarsmıştır. Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında uygulanan ambargo, Türkiye’nin güvenlik kaygılarının müttefikler tarafından her zaman desteklenmediği yönünde bir algı oluşturmuştur. Hiç bir dönemde ABD ve batılı müttefik ülkeler Türkiye’nin yanında yer almamışlardır. Karaahmetoğlu Türkiye’nin uzun yıllardır terörle mücadele sürecinde bazı NATO müttefiklerinden beklediği desteği göremediği yönündeki eleştiriler de kamuoyunda geniş yer bulmaktadır. Hatta destek görme bir tarafta NATO ülkelerinin hemen hemen büyük çoğunluğu terör örgütü yanında yer almışlardır. Bu durum, NATO’nun dayanışma ilkesinin pratikte ne ölçüde işletildiği sorusunu gündeme getirmektedir. Türkiye’nin on binlerce kayıp verdiği ve milyar dolarlar terörle mücadelede kullanılması unutulmamalıdır. Bu süreçte, NATO ve müttefik ülkelerin tutumu sıkça tartışma konusu olmuştur. Av.Hüseyin Karaahmetoğlu Tüm bu gelişmeler ışığında Türkiye’nin dış politikada bağımsız ve dengeli bir duruş sergileme çabası daha anlaşılır hale gelmektedir. Türkiye, bir yandan NATO üyeliğinin getirdiği yükümlülükleri yerine getirirken, diğer yandan bölgesel gelişmeler karşısında kendi ulusal çıkarlarını ve insani değerlerini gözeten bir politika izlemeye çalışmaktadır. ABD-İsrail-İran gerilimi yalnızca askeri bir çatışma ihtimali değil, aynı zamanda uluslararası sistemin adalet, eşitlik ve müttefiklik ilkelerinin de test edildiği bir süreçtir. Türkiye’nin bu denklemdeki konumu ise ne tamamen Batı eksenli ne de tamamen karşıt bir çizgide; daha çok kendi stratejik önceliklerini merkeze alan çok boyutlu bir yaklaşım olarak şekillenmektedir.Bu da İkinci dünya savaşındaki Türkiye’nin tarafsızlık ilkesinin an itibari ile desteklendiği milli bir duruş olmasıdır.

Av.Hüseyin Karaahmetoğlu: “Bu Tablo İnsanlık İçin Utançtır”.             Haber

Av.Hüseyin Karaahmetoğlu: “Bu Tablo İnsanlık İçin Utançtır”.            

Ortadoğu’da devam eden çatışmaların gölgesinde bu yıl idrak edilen bayram, İslam dünyasında derin bir üzüntü ve hassasiyetle karşılandı. Konuya ilişkin dikkat çeken bir tepki ve değerlendirme, Rize eski Baro Başkanı Av. Hüseyin Karaahmetoğlu’ndan geldi. Karaahmetoğlu, özellikle Mescid-i Aksa’nın bayram sürecinde ibadete kapatılmasının, sadece Müslümanlar için değil, tüm insanlık adına düşündürücü ve kabul edilemez bir gelişme olduğunu ifade etti. Açıklamasında, bölgede tırmanan İran-ABD-İsrail geriliminin ve buna bağlı çatışmaların, İslam dünyasını derinden yaraladığını vurguladı. “İran, ABD ve İsrail arasında yaşanan savaş ve gerilim, sadece taraf ülkeleri değil, tüm bölgeyi ateşin içine sürüklemiştir. Bu çatışmaların ortasında en büyük bedeli siviller, özellikle de çocuklar ödemektedir. Bu tablo, insanlık adına büyük bir trajedidir.” Av. Hüseyin Karaahmetoğlu, Mescid-i Aksa’nın İslam’daki önemine dikkat çekerek şu değerlendirmelerde bulundu: “İslam’ın ilk kıblesi olan Mescid-i Aksa’nın, böylesine mübarek bir zamanda kapatılması, yaklaşık 1400 yılı aşkın bir sürenin ardından yaşanan son derece çarpıcı ve üzücü bir gelişmedir. Kudüs gibi üç semavi din açısından kutsal kabul edilen bir şehirde, ibadet özgürlüğünün kısıtlanması kabul edilebilir değildir.” “Müslüman dünyası, savaşın gölgesinde bir bayram yaşamasının altında yatan nedenleri iyi analiz etmelidir” diyen Karaahmetoğlu, özellikle Gazze Şeridi’nde yaşanan ağır insani tabloya dikkat çekti; “Gazze’de aylardır süren saldırılar, yıkım ve sivil ölümleri, artık bir insani felakete dönüşmüştür. Kadınlar, çocuklar ve masum sivillerin hedef olduğu bu tablo, sadece bölgenin değil, tüm insanlığın ortak vicdanını yaralamaktadır. Bayram, birlik ve kardeşlik demektir; ancak bugün Müslümanlar bayramı acı, gözyaşı ve yas içinde karşılamaktadır.” Karaahmetoğlu, kutsal mekânların korunması gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi.”Mescid-i Aksa yalnızca Müslümanların değil, farklı inanç gruplarının da değer verdiği bir mekândır. Bu tür kutsal alanların siyasi ve askeri hesaplaşmalara alet edilmesi kabul edilemez. Kutsallar, çatışmaların değil, barışın sembolü olmalıdır.” Yaşanan gelişmelere karşı Türkiye’nin gösterdiği tepkiye de değinen Karaahmetoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamalarına da vurgu yaptı; “Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın, Mescid-i Aksa’nın kapatılmasına ve bölgede yaşanan zulümlere karşı ortaya koyduğu net ve kararlı duruş, İslam dünyasında vicdanların sesi olmuştur. Bu tepki son derece kıymetlidir. Ancak bu kadar büyük bir insani trajedi karşısında yalnızca bir ülkenin ve bir liderin ses yükseltmesi yeterli değildir. Tüm İslam dünyasının ve uluslararası toplumun daha güçlü bir irade ortaya koyması gerekmektedir.” Mescid-i Aksa’nın kapatılması, Müslümanların bayramının ruhuna gölge düşürmüştür diyen Karaahmetoğlu, açıklamasının sonunda şu ifadeleri kullandı; “Bu bayram, ne yazık ki olması gerektiği gibi sevinç ve huzur içinde yaşanamamaktadır. Hem Mescid-i Aksa’nın kapalı olması hem de İran-ABD-İsrail hattında büyüyen savaş ile Gazze’de yaşanan dram, bayramın manevi atmosferini derinden sarsmıştır. Temennimiz; savaşların son bulduğu, sivillerin korunabildiği ve kutsal mekânların özgürce ibadete açık olduğu bir dünyanın en kısa sürede tesis edilmesidir.” Karaahmetoğlu’nun açıklamaları, İslam dünyasında yaşanan gelişmelere yönelik duyarlılığı bir kez daha gözler önüne sererken, barış, adalet ve insanlık vicdanı çağrılarıyla dikkat çekti.

CEZAEVİNDE BULUNAN HER 6 KİŞİDEN BİRİ HUKUKEN MASUM MU? Haber

CEZAEVİNDE BULUNAN HER 6 KİŞİDEN BİRİ HUKUKEN MASUM MU?

CEZAEVİNDE BULUNAN HER 6 KİŞİDEN BİRİ HUKUKEN MASUM MU? Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST), Ekim 2025’e ait hapishane istatistiklerini açıklamıştı. Rapora göre Türkiye’deki cezaevlerinde tutuklu ve hükümlü toplam mahpus sayısı 420 bin 904 iken bu sayı, hapishane kapasitesinin yüzde 138’ine denk geliyordu. Aynı veriler mahpusların 357 bin 646 ’sı hükümlü, 63 bin 258’i tutuklu olduğu tespitini de içeriyor. Bu tespitlere göre cezaevinde bulunan her 6 kişiden biri suçlu olmayan tutuklu. Bu oran geçmişte kalan yıllarla kıyaslandığında tutuklama tedbirinin uygulanmasının aşırı derece artış gösterdiği sonucuna ulaşılıyor. Av. Kevser YILDIRIM, “Tutukluluk bir ceza değil, yargılamanın sağlıklı yürüyebilmesi için başvurulan geçici bir tedbirdir. Tutuklu yargılanan kişinin masumiyeti esastır, itibarına zarar verilemez. Unutmamak gerekir ki; Tutuklu yargılanan kişinin masumiyeti esastır yani hukuken tutuklu kişi masum kabul edilmektedir. Öte yandan tutuklama kararları, kamuoyunda ciddi bir kavram kargaşasına yol açmaktadır. Tutuklama, hukuken bir ceza değildir ve hiçbir şekilde bir kişinin suçlu olduğunun kabulü anlamına gelmez. Hukuken masum olduğu kabul gören kişilerin tedbir uygulanması amacıyla cezaevi nüfusunun 1/6’ ini oluşturuyor olması toplum açısından da büyük bir kargaşa oluşturabilecek niteliktedir. Cezaevinde bulunan kişinin masum olabileceği algısı, gerçekten suçu kabul görmüş olan kişilerinde hayatın akışında bu algıyla ıslah edilmesini engelleyebilir. Hukukun varlığı ve amacı ile uyuşmayan bir uygulama hukuki amaçtan uzaklaşma ve şaşma olarak karşımıza çıkar.” şeklinde yorumluyor. YILDIRIM devamla, Masumiyet karinesi gereğince tutukluların en ağır tedbir ile yargılanmaları yerine başkaca tedbirlerle yargılanmaları açısından büyük bir önem taşıdığına da dikkat çekiyor. “Ceza alacağı hukuka uygun delillerle kesinleşmemiş ve deliller birlikte değerlendirildiğinde suç işlendiği kanaati kuvvetli şüphe barındırmaması halinde kişiye tutuklama tedbiri uygulanması daha vahim sonuçlara yol açabilir. Masumiyet karinesi hukuka ve yargıya güveni artırır. Toplumsal barış ve güven bu şekilde devamlılık oluşturabilir. Toplumsal damgalanma ve linç kültürü kargaşa yaratırken, kişilerin iş, sosyal hayat ve aile yaşamı geri telafisi olmayacak yaralar almaktadır.” Tutuklu ve hükümlülerin aynı algı ile aynı cezaevinde kalması ise tutukluların mağduriyetinin başka bir sebebi olduğu söylenebilir. Türkiye’de iki çeşit cezaevi bulunmaktadır: Tutuklu ve hükümlü cezaevi. Ancak birçok cezaevinde tutuklu ve hükümlüler bir arada barındırılmaktadır. Mevcut cezaevlerinde kişi sayısı fazlalığı sebebiyle yeni cezaevleri yapılsa da tutuklu sayısının çokluğu genel problemlerin çözümüne engel olmaya devam ediyor. Adalet Bakanlığı, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün 1 Eylül 2025 itibarıyla yayımladığı güncel verilere göre ise toplam mahpus sayısı 419.194 kişiye ulaştığını belirtiyor ve bu da cezaevleri kapasitelerinin yaklaşık 100 bin kişi üzerinde doluluğa ulaştığını gösteriyor.

BAKAN TUNÇ: ARABULUCULUK HUKUK SİSTEMİMİZDE ÖNEMLİ BİR KAZANIM Haber

BAKAN TUNÇ: ARABULUCULUK HUKUK SİSTEMİMİZDE ÖNEMLİ BİR KAZANIM

Haber: Savaş Uğurlu 2024’TE 826 BİN DOSYA ARABULUCULUK UYGULAMASIYLA DOSTANE ŞEKİLDE ÇÖZÜME KAVUŞTURULDU Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, arabuluculuk uygulaması sayesinde hukuk uyuşmazlıklarının kısa bir sürede çözüme kavuşturulduğunu belirterek, “El sıkışmak anlaşmak, bizi biz yapan güzel değerlerimiz. Hukuk anlaşmazlıklarında bunu sağlayan arabuluculuk uygulaması önemli bir kazanım. Her geçen yıl daha etkinhale getirdiğimiz arabuluculuk ile 2024 yılında 826 binin üzerinde dosyada taraflar el sıkışarak anlaştı.” dedi.  Alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleriyle adalete erişimin güçlendirildiğini, anlaşmazlıkların dostane bir şekilde çözüldüğünü ve toplumsal barışa katkı sağlandığını belirten Adalet Bakanı Tunç, “Adalet Bakanlığı olarak alternatif çözüm yöntemlerinin geliştirilmesine yönelik çalışmalarımıza aralıksız devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.  Bakan Tunç, sistemde aktif olarak 45 bin 154 arabulucunun görev aldığını vurgulayarak, arabuluculuğun başladığı 2013 yılından itibaren de 4 milyon 300 binin üzerinde dosyada anlaşma sağlandığını kaydetti.  MAHKEMELERİN İŞ YÜKÜ AZALIYOR  Adalet Bakanlığı tarafından hukuk uyuşmazlıklarının mahkemeye yansımadan dostane usullerle çözüme kavuşturulmasını sağlayan arabuluculuk uygulamasıyla 2024 yılı içerisinde 826 bin 548 dosya çözüme kavuşturuldu.  Arabuluculuk uygulaması kapsamında yargılamaların uzun sürmesi başta olmak üzere birçok sorunungiderilmesine katkı sağlanıyor. Uygulama hukuk sistemimize 2012 yılında 6325 sayılı “Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu” ile kazandırıldı ve ilk olarak 14 Kasım 2013 tarihinde ihtiyari arabuluculuk ile uygulanmaya başladı.  2024 yılı içerisinde ihtiyari arabuluculuk kapsamında 613 bin 697 dosya ve dava şartı arabuluculuk kapsamında 212 bin 851 dosya olmak üzere toplam 826 bin 548dosyada anlaşma dostane bir şekilde sağlandı. TOPLUMSAL BARIŞA KATKI SAĞLIYOR Arabuluculuk uygulamasının başladığı günden bu güne 4 milyon 316 bin 754 dosyada taraflar anlaşıp el sıkıştı. Toplumsal barışa katkı sağlayan arabuluculuk uygulamasından alınan olumlu geri dönüşlerle birlikte kapsamı da genişletildi. 1 Eylül 2023 tarihinden itibaren kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklar, taşınır ve taşınmazların paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin uyuşmazlıklar, kat mülkiyetinden kaynaklanan uyuşmazlıklar, komşuluk hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıklar ve tarımsal üretim sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıklar dava şartı arabuluculuk kapsamına alındı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.