Takip Edin

SAGLIK

TUZ TÜKETİMİNİ AZALTMAK İÇİN 7 ÖNERİ

Yayınlanma tarihi

-

Tuz, vücudun ihtiyacı olan çok önemli mineraller içerse de normalden fazla kullanıldığı zaman sağlığı olumsuz etkiliyor. Dünya Sağlık Örgütü günlük toplam tuz tüketiminin 5 gramın altında olmasını öneriyor. Sağlık Bakanlığı tarafından tuz tüketiminin azaltılması amacıyla da 2011 yılından bu yana çalışmalar yapılıyor. 18 gramdan 9,9 grama kadar düşürülen günlük tuz oranının, hala günlük önerilen tüketim miktarının iki katı olduğunun altı çiziliyor. Memorial Antalya Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Oben Duman, “14 Mart Dünya Tuza Dikkat Günü” nedeniyle, tuzun sağlığa etkileri hakkında bilgi verdi. 

Günlük 1 çay kaşığı tuz yeterli

Tuzun içinde bulunan sodyum minerali vücutta kan basıncı, asit baz dengesi, sinir sistemi ve kas dokusunun çalışmasında çok önemli görevler üstlenmektedir. Hatta tuza iyot ilave edilmesiyle, iyot eksikliği nedeniyle oluşan tiroit hastalıklarının önlenmesinde sofra tuzları etkili rol oynamaktadır. Ancak tuz yine de ölçülü kullanılmalıdır. Çünkü tuzun faydalarının yanı sıra tüketimde aşırıya kaçıldığında uzun dönemde sağlığa birçok olumsuz etkileri de olabilmektedir. Günlük tüketilmesi gereken 5 gr tuz yaklaşık bir çay kaşığına denk gelmektedir. 

Paketlenmiş gıdaların etiketlerini okuyun

Tüketilen birçok paketlenmiş gıdanın içinde de tuz bulunmaktadır. Araştırmalar tuz tüketiminin çoğunun ambalajlı ürünlerdeki yani işlenmiş gıdalardaki sodyum kaynaklı olduğunu göstermiştir. Süpermarkette satın alınan ambalajlı gıdalarda bulunan etiketlerde ne kadar tuz içerdiği bilgisi genellikle yer almamakta, bunun yerine etiketlerde ne kadar sodyum içerdiği yazmaktadır. 1 g sodyum 2.5 g tuza eşittir. Ambalajlı bir gıda etiketinde yazan sodyum değerinden ne kadar tuz (sodyum klorür) içerdiğini öğrenmek için, sodyum değerini 2,5 ile çarpmak gerekmektedir. 100 g gıda için 1 g sodyum konsantrasyonuna sahip olması, bu ürünün 2,5 g tuz içerdiği anlamına gelmektedir. Aynı ürünün 250 gr’ı ise 6.25 gr tuz içerir. Bu değer günlük önerilen 5 gr’ın üzerinde tuz tüketmemize neden olur. 

Aşırı tuz sağlığımızı olumsuz etkiliyor

Hipertansiyon, kalp yetmezliği ve böbrek hastalığı olan kişilerin daha az tuzlu gıda tüketmeleri gerekir. Hipertansiyonla birlikte uzun süreli yüksek tuz tüketimi, artmış kalp ve felç (inme) gibi damar hastalıkları riskini artırır. Günlük sadece 1 gr tuz azaltılmasının bile hipertansiyonu ve ona bağlı olarak gelişen kalp ve damar hastalıklarına bağlı ölümleri ciddi oranda azalttığı bilinmektedir.

Sağlıklı yaşam için tuzu azaltın

Yüksek tuz oranı ile işlenmiş ürünleri sık tüketenler kişilerde midede helikobakter isimli bakterinin etkinliğini artırması mide ülserini, hatta mide kanseri riskini de artırmaktadır. Ayrıca yüksek tuzla işlenmiş ürünleri sıkça tüketenlerde sindirim sisteminin diğer kanserlerinin gelişme riski, tüketmeyenlere oranla fazladır. Besinlerle alınan fazla tuz ve şekerin vücuda sayısız olumsuz etkisi vardır. Tuzun ayrıca gıdalara kattığı lezzet ve yarattığı alışkanlıklar nedeniyle bu tür gıdaları daha çok tüketmek için uyarıcı etki göstererek fazla kiloya ve obeziteye yönelimi artırır. Bu durumun da ileriki yaşlarda kronik hastalıklara zemin hazırladığı bilinmektedir. Fazla tuz kullanımının kemik sağlığına olumsuz etkileri olduğu iddia edilse de bu konuda net bir sonuca ulaşılamamıştır. 

Çocuklarınıza örnek olun

Aşırı tuz tüketiminin yol açtığı sağlık sorunlarının önlenmesinde ilk adım, farkındalık oluşturularak beslenme alışkanlıkları ve yaşam tarzının değiştirilmesi olmalıdır. Beslenme alışkanlığı genellikle çocukluk çağında kazanılır. Bu nedenle anne ve babalara büyük görevler düşmektedir. Evde hazırlanan yiyecek ve içeceklerin tuz içeriğinin azaltılması, aile olarak tuzu az tüketmek, hem kendilerinin hem de çocuklarının ileri yaşlara kadar devam edecek sağlıklı bir yaşam tarzına sahip olmalarını sağlar. Aileler çocuklarını daha az tuzlu, daha az şekerli gıdalarla büyütmeli, daha çok hareket etmeleri için teşvik etmelidir.

Daha az tuz tüketmek için bunlara dikkat edin;

1 – Tadına bakmadan yemeklere tuz eklemeyin ve sofradan tuzluğu kaldırın.

2 – Yemeği hazırlarken veya pişirme sırasında ilave edilen tuzu azaltın.

3 – Tuz yerine baharatlar, soğan, sarımsak, biber gibi doğal lezzetler kullanın.

4 – Gıda sanayisinde kullanılan ve genellikle ambalajlı olarak tüketime sunulan gıdaların, işlenmiş ürünlerin içeriği etiketlerini kontrol edin. Daha az tuz tüketimi için tercihlerinizi değiştirin.

5 – Evde yapılan turşu, salça, tarhana, yaprak salamurası, kurutularak saklanılan gıdaları hazırlarken daha az tuz kullanın veya daha az tüketin.

6 – Tuzun büyük bir kısmını satın alınan gıdaların içinde olduğunu; beyaz ekmek, pizza, pide, poğaça, siyah zeytin, yağlı peynir gibi günlük hayatta sıkça tüketilen besinlerin tuz içerdiğini unutmayın.

7 – Yüksek miktarda tuz içerdiği bilinen hazır soslar, hazır çorbalar, yemeklik katkı maddeleri, atıştırmalık ürünler, tuzlanmış kuruyemişler, mineralli içecekleri ve işlenmiş gıda ürünlerini daha az tüketin

Devamını oku
Yorum Yaz

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SAGLIK

Kan değişimiyle genç kalmak için sıraya girdiler

Yayınlanma tarihi

-

-

The Anatolia Post / Işınsu Kaygusuz

Florida merkezli bir şirket, gençlerin kanını toplayarak, 30 yaş ve üstü kişilere naklediyor. Yaşlanma süreciyle mücadele etmeye çalışılan ve yüzlerce kişinin de bu sıra dışı tedavi için sırada olduğu hastanede kan değişiminin litre başı bedeli 8 bin dolar…

Florida’da da bir hastanede yapılan ‘kan değişimi’ işlemi ve yapılan deneyler bilim kurgu filmlerine taş çıkartacak cinsten.

Jesse Karmazin

Jesse Karmazin, Stanford Tıp Fakültesi’nden mezun olduktan sonra 2016 yılında ABD’deki 5 şehirde Ambrosia isimli transfüzyon merkezleri kurdu. Los Angeles, Tampa, Omaha, Houston ve San Francisco’daki merkezlere gelen hastaların yaşlanma süreciyle, ‘kan değişimi’ yöntemiyle mücadele edilmeye başlandı. Bir litre kan değişimi için 8 bin dolar ödenirken birlikte gelen iki kişiye bu işlem 12 bin dolar oluyor.

Devamını oku

SAGLIK

Balığa limon sıkmak omega 3’ü öldürüyor!

Yayınlanma tarihi

-

-

Dünya Saglık Örgütü (WHO) trafından günde minimum 2.2 gr. tüketilmesi önerilen balık yağı vücutta koruma kalkanı görevini üstleniyor.

Uzmanlar tarafından beynin gıdası olarak görülen balık yağı, sağlığımız için çok önemli bir besin takviyesi. Dünya Saglık Örgütü (WHO) trafından günde minimum 2.2 gr. tüketilmesi önerilen balık yağı vücutta koruma kalkanı görevini üstleniyor. Balık yağının çocuklardaki IQ oranının yüzde 7.5 artırdığını söyleyen Koruyucu Tıp Uzmanı Dr. Ali Fuat Aytekin, “Ekmeği bu kadar tüketeceğimize balık yağı tüketsek IQ seviyelerimiz yükselir” dedi.

Kalp hastalıklarından kansere kadar hemen hemen tüm hastalıklardan korunmada çözüm balık yağından geçiyor.

Omega-3 olarak da bilinen besin kaynağı doğal olarak balık yiyerek alındığı gibi kapsül şeklinde hazırlanan ilaçlardan ya da sıvı halde de alınabiliyor.

Kurşun ve civa oranı sıfırsa o balık yağının kaliteli olduğunu vurgulayan Aytekin, Antartika’da yaşayanların Avrupa’da yaşayanlara oranla kalp krizi riskinin çok düşük olduğuna dikkat çekti.

Omega-3’ün bu durumu engellediğini söyleyen Aytekin sözlerine şöyle devam etti: “Omega-3 asprin gibi. Hem kanı sulandırıyor hem de antikolajen gibi bir sürü özellikleri var.

Halk arasında doğru bilinen bir yanlış var. Balığın üstüne limon sıkılmaz. Limon, omega-3 ile etkileşime girdiğinde onu bozar, etkisini yitirmesine neden olur.”

Balık yağı kilo yapar ifadesi şehir efsanesi

Balık yağı birçok şeye iyi gelirken, kadınların en çok merak ettiği soruların başında ‘Balık yağı kilo yapar mı?’ geliyor. 10 gr. balık yağının aşağı yukarı bir çorba kaşığı olduğuna dikkat çeken Aytekin “10 gr. balık yağı 72 kaloridir.

Bir elma 75 kalori. Yani 10 gr. balık yağı içseniz anca bir elma yemiş olursunuz.

Balığa limon sıkmak omega 3’ü öldürüyor!

Elma yemeye tamam ama balık yağı deyince herkes şoke oluyor. Salatanın üzerine lıkır lıkır zeytin yağı dökülüyor ama omega-3 dökülmüyor. Çünkü kokusu olduğundan yenmiyor. ‘Balık yağı alırsam kilo alırım’ ifadesi tamamen yanlış. Balık yağı kanımızda bulunması gereken temel yağlardan bir tanesidir’’ dedi.

Çocukların IQ’sunu yüzde 7,5 arttırıyor

Aytekin sözlerini şöyle sürdürdü: “Çocukların buyağları almaları çok önemli. Çünkü beynin oluşmasında çok önemli olduğu için çocukların IQ’sunu yüzde 7,5 oranında arttırıyor. Tabii yetişkinler içinde çok önemli özellikle hastalıklardan korunma noktasında. Balık yağı lüks bir tüketim değil zaruri bir ihtiyaçtır. İnsanların bunu benimsemesi gerekiyor.

Devamını oku

SAGLIK

Yaşlanma 20’li yaşlarda başlıyor

Yayınlanma tarihi

-

-

YAŞLANMANIN 20’li yaşlarda başladığını belirten Aile Hekimliği Uzmanı Dr. Semih Gökart, “20’li yaşlarda başlayan hücre yıkımları 35-40’lı yaşlardan itibaren vücutta iş gören hücre grubunda kayıplara dönüşür” dedi.

Yaşlılığın, çocukluk, gençlik, erişkinlik gibi doğal bir yaşam dönemi olduğuna dikkat çeken Yeditepe Üniversitesi Bağdat Caddesi Polikliniği Aile Hekimliği Uzmanı Dr. Semih Gökart, “Türkiye’de yaşlı nüfusun toplumdaki oranı yaklaşık yüzde 4,5-5, ancak bu oran yıllarla birlikte artacaktır. Dünyada da 65 yaş ve üzerindeki insanların sayısı hızla artmaktadır. Bu dönemde, damar sertliği, kanser, diyabet, bunama, idrar tutmada zorlanma, görme bozuklukları, işitme bozuklukları, yetersiz beslenme, kemik erimesi, eklem kireçlenmesi, kıkırdak harabiyeti, yürüme bozuklukları ve sık düşme, bası yaraları, uyku bozuklukları ile karşılaşılabilir. Bir kısmının yaşlanmayla direkt bağlantısı olmadığı gibi bir kısmı da sadece yaşlılıkta görülmektedir. Son yıllarda tıbbın gelişmesi, bireyin kendini ve yaşamı önemsemesi nedeniyle ortalama insan ömrü uzamaktadır” diye konuştu.

“HÜCRE YIKIMI BAŞLIYOR”

Yaşlıları, genç yaşlılar (65-74 yaş), orta yaşlılar (75-84) ve ileri derecede yaşlılar (85 yaş ve üzeri) olmak üzere üçe ayırdıklarını ifade eden Uzm. Dr. Semih Gökart, 20’li yaşlarda başlayan yaşlanma sürecini şu sözlerle anlattı:

“Yaşlanma çok erken dönemlerde, 20’li yaşlarda başlar. Bu kadar genç yaşlarda başlayan değişiklikler insanların hücresel metabolizma aktivitelerinden yani ‘metabolik yolak’ diye tanımladığımız hücre içinde meydana gelen tepkimelerindeki aksamlar şeklinde açıklanabilir. Bazı metabolik yolaklarda pek çok bileşik ve enzim yer aldığı için bunlar çok karmaşık olabilir. Metabolik yolaklar organizmalarda hücre içi dengeleri sabit tutmaya çalışır. Bu sabit tutmayı ve dengeyi bozacak her durum hücrenin bozulmasına, yıkımına yol açar. İşte 20’li yaşlarda başlayan hücre yıkımları yaklaşık 35-40’lı yaşlardan itibaren vücutta iş gören hücre grubunda kayıplara dönüşür. Devam eden bu hücre kayıplarına bağlı olarak hücrelerin yaptığı görevlerde aksamalar, bozulmalar, kesintiler ortaya çıkar.80’li yaşlardan sonra vücut bu kayıplara karşı iç dengesini koruyamaz ve bunun ilerlemesiyle ölüm ortaya çıkar.”

BELİRGİN DEĞİŞİKLİK KAS VE İSKELET SİSTEMİNDE GÖRÜLÜR

Yaşlanmayla meydana gelebilecek en belirgin değişikliğin kas ve iskelet sisteminde görüleceğini anlatan Uzm. Dr. Semih Gökart, “Kadınlarda özellikle menopozdan sonraki dönemde yoğun bir şekilde kemik erimesi ortaya çıkar. Bu kayıplara bağlı olarak boy kısalmaları, omurlarda çökmeler, hatta kırıklar, en sık olarak da kalça kırıkları oluşabilir. Diğer önemli değişiklik zihinsel boyutlarda ortaya çıkar. Algılamada ve yaratıcı yeteneklerde yaşlanmayla birlikte bir azalma, dikkatsizlik ve düşünme hızında yavaşlama görülebilir. Öğrenme yeteneğindeki azalmaya, hareketlerdeki yavaşlama da eşlik edebilir. Yaşlılarda daha önce edinilen bilgiler sağlam kalırken yeni öğrenilen bilgiler çabuk unutulur” ifadelerini kullandı.

BU BELİRTİLER DEMANSA İŞARET EDER

En yaygın bilinen zihinsel değişikliğin bunama yani demans olduğunu kaydeden Uzm. Dr. Gökart, “Hastanın bilinci yerinde olmasına rağmen hafızada zayıflama ve bazı zihinsel becerilerde azalma olur. Kişi çevresinde olanlara ilgisi azalmaya başlar. Yeni bilgiler öğrenmede ve bunları hatırlamada, konuşma sırasında doğru kelimeleri bulmada, günlük yaşantıya ait sorunları çözmede sıkıntılar başlar ve zamanla bu şikâyetler artar. Bellekte zayıflama öncelikle telefon numaralarını, isimleri, yaşanan günlük olayları tam olarak hatırlayamama şeklindedir. Bir konuya yoğunlaşmada zorluklar başlar. Çevreyle kurulan ilişkilerisınırlamaya başlar bu da yalnızlığı, sosyal çevreden kopmayı getirir. Sosyal çevreden koptukça şikâyetler daha çok artar ve böylece kısır bir döngü oluşur. Kişi huzursuz ve kederlidir. Daha kırılgan, öfkeli ya da şüpheci olabilir. Zamanla geçmişe ait anılar da silinmeye başlayabilir” dedi.

10 KİŞİDEN BİRİNDE ALZHEİMER TEHLİKESİ

Zihinsel boyutta meydana gelen bozuklukların en zorunun Alzheimer hastalığı olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Semih Gökart, “Yaşlılıkla beraber ortaya çıkan ve başta unutkanlık olmak üzere çeşitli zihinsel ve davranışsal bozukluklara yol açan ilerleyici bir beyin hastalığıdır. 65 yaşın üzerinde yaklaşık her 10 kişiden birinde; 85 yaşın üzerinde ise yaklaşık her üç kişiden birinde görülür. Yine bu yaş grubunda sıklıkla tansiyon yüksekliği, damar sertliği, şeker hastalığı görülür ki tedavileri ve takipleri düzgün yapılmazsa bunlar da zihinsel faaliyetlerde azalmaya yol açar. Boş vakitlerde bulmaca çözmek, okumak, çevrede olup bitenlerle ilgilenmek, toplumun bir parçası olduğunu hissetmek ve hissettirmek, beden egzersizlerine önem vermek, yaşa bağlı bu olumsuz etkilere karşı zihinsel fonksiyonların korunmasında etkili olabilecek önlemler arasında yer alır. Çene kemiklerinde ve dişlerde olan değişiklikler de çiğneme fonksiyonunu bozar. Böylelikle beslenme bozuklukları da sıklıkla karşımıza çıkan yaşlanmayla ilgili bulgulardandır” ifadelerini kullandı.

Devamını oku

Trend

EnglishTurkey