Takip Edin

SAGLIK

Ağrının bilinmeyenleri açığa çıktı

Yayınlanma tarihi

-

İstanbul Bilgi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü, ilk kez düzenlenen “Uluslararası Fizyoterapide Ağrı Sempozyumu”na ev sahipliği yaptı. Sempozyumda ulusal ve uluslararası isimler ağrı algısını ve boyutlarını tartıştı. Sempozyumda ağrı tedavisinde yeni bir yaklaşım olan Entegre Kinetik Nöroloji (IKN) de ele alındı.

İstanbul Bilgi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü tarafından bu yıl ilk kez düzenlenen “Uluslararası Fizyoterapide Ağrı Sempozyumu” santralistanbul Kampüsü’nde gerçekleştirildi. İşlevsel egzersizlerde ağrının yol gösterici rolü ve ağrı algısının yanı sıra ağrının duyusal katmanları, visseral problemler, entegre kinetik nöroloji, alanında uzman isimler tarafından aktarıldı. Sempozyumun açılış konuşmalarını İstanbul Bilgi Üniversitesi Fizyoterapi Bölüm Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Fizyoterapist Hülya Şişli ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nilgün Sarp yaptı.

“İnsan çıraksa, ağrı onun ustasıdır”

Dr. Hülya Şişli, gerek duyusal gerek çevresel faktörler açısından ağrının önemli olduğuna vurgu yaparken, Prof. Dr. Nilgün Sarp ise sempozyumun kendileri için çok değerli olduğunu söyledi. Prof. Dr. Sarp; “Fransız şair Alfred de Musset, ‘İnsan çıraksa ağrı onun ustasıdır’ demiş. Buradan hareketle hemen her disiplin ağrının boyutlarını çağlar boyu incelemiş ve farklı verileri ortaya koymuştur. Tüm bu çalışmaların arasında fizyoterapi açısından ağrı, yol gösterici niteliği nedeniyle son derece önemli bir konumdadır” dedi.

“Ağrı sadece fiziksel değil”

Açılış konuşmalarının ardından ilk oturum, Üsküdar Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Prof. Dr. Defne Kaya “Kronik Ağrılı Kas İskelet Sistemi Hastalıklarında İşlevsel Egzersiz Prensipleri” başlıklı konuşmasında, ağrının nörofizyolojisini ve biomekanizmalarını anlatarak, işlevsel egzersizde ağrının nasıl yol gösterici olduğunu açıkladı. Sonrasında, Eczacıbaşı Spor Kulübü Fizyoterapisti Uzm. İlkay Koç, ağrıya felsefi açıdan yaklaşmak gerektiğini savundu. Koç, “Bir sistemin felsefesini kavrarsanız, gelişiminizi sınırsız kılarsınız. Ağrıyı nörobilim, fizyoloji, nöropsikiatri, davranış bilimleri ve ağrı bilimi gibi birçok farklı disiplin inceliyor. Milyonlarca sinaps, milisaniyeler içinde mükemmel bir elektrik akışı sağlayıp vücudun her köşesinden sinyaller alıyor. Dolayısıyla bu süreci sadece fiziksel olarak ele almak mümkün değil” dedi. Bunun yanı sıra Koç, öğrencilere ağrı modellemelerini okumalarını tavsiye etti.

Yeni tedavi yöntemi: Entegre Kinetik Nöroloji

Sempozyumda geleneksel tedavilere destek niteliği taşıyan Entegre Kinetik Nöroloji (Integrated Kinetic Neurology-IKN) de ele alındı. İrlanda Merkezli IKN Kurucusu Dr. Ryan Foley, geliştirdikleri yeni metodu şu cümlelerle aktardı: “Ağrıya nörolojik açıdan, farklı katmanlarda yaklaşıyoruz. Nöroloji ve sinir bilimlerindeki teorik bilgileri pratiğe aktarma amacındayız. Girdi, süreç ve çıktı metoduyla çalışan beyin mekanizmasına, farklı girdileri doğru zamanda vererek, çıktıyı değiştiren bir sistem geliştirdik. Sadece deri ve kas üzerinden değil; görsel, işitsel, koku gibi tüm duyuları sinir katmanlarını uyarmak için kullanıyoruz. Çünkü duyulardan biri, tehlike anında daha dominant olabiliyor. Amacımız farklı disiplinlerin yerini almak değil. Mevcut yaklaşımlara nörolojik eklemeler yapmak.”

İkinci Oturum Yeditepe Üniversitesi Öğretim Görevlisi Ayça Aklar’ın, ‘Dünya Kadınlar Günü’ de olması dolayısıyla, pelvik taban ağrılarından örnekler verdiği “Visseral Problemler ve Ağrı” sunumlarıyla devam etti. Manex Asistan Eğitmeni Fzt. Onur Seyrek’in “Ağrı Algısı”, Fit Level Ankara Dr.Fzt. Bünyamin Haksever’in “Diskojenik Ağrı” sunumlarıyla, fizyoterapistin klinik ve akademik anlamda ağrı algısını değerlendirmesinin farklı örnekleri ele alındı. Acıbadem Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Tolga Aydoğ’un “Ağrının Patofizyolojisi” sunumunda, ağrı tanımları ile bunun kişisel ve tanısal önemi vurgulandı. Etkinliğin kapanış konuşmasını yapan, Bilgi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Hülya Şişli, birçok Üniversiteden ilgiyle katılım gösteren Fizyoterapi öğrencilerine, bilgi ve ilham veren konuşmalarından dolayı konuşmacılara teşekkürlerini iletti. Düzenleme kurulundaki genç fizyoterapistlere, akademik ve klinik alanda saygın isimlere ev sahipliği yapmaktan onur duyduklarını ifade etti.

Devamını oku
Yorum Yaz

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SAGLIK

Kan değişimiyle genç kalmak için sıraya girdiler

Yayınlanma tarihi

-

-

The Anatolia Post / Işınsu Kaygusuz

Florida merkezli bir şirket, gençlerin kanını toplayarak, 30 yaş ve üstü kişilere naklediyor. Yaşlanma süreciyle mücadele etmeye çalışılan ve yüzlerce kişinin de bu sıra dışı tedavi için sırada olduğu hastanede kan değişiminin litre başı bedeli 8 bin dolar…

Florida’da da bir hastanede yapılan ‘kan değişimi’ işlemi ve yapılan deneyler bilim kurgu filmlerine taş çıkartacak cinsten.

Jesse Karmazin

Jesse Karmazin, Stanford Tıp Fakültesi’nden mezun olduktan sonra 2016 yılında ABD’deki 5 şehirde Ambrosia isimli transfüzyon merkezleri kurdu. Los Angeles, Tampa, Omaha, Houston ve San Francisco’daki merkezlere gelen hastaların yaşlanma süreciyle, ‘kan değişimi’ yöntemiyle mücadele edilmeye başlandı. Bir litre kan değişimi için 8 bin dolar ödenirken birlikte gelen iki kişiye bu işlem 12 bin dolar oluyor.

Devamını oku

SAGLIK

Balığa limon sıkmak omega 3’ü öldürüyor!

Yayınlanma tarihi

-

-

Dünya Saglık Örgütü (WHO) trafından günde minimum 2.2 gr. tüketilmesi önerilen balık yağı vücutta koruma kalkanı görevini üstleniyor.

Uzmanlar tarafından beynin gıdası olarak görülen balık yağı, sağlığımız için çok önemli bir besin takviyesi. Dünya Saglık Örgütü (WHO) trafından günde minimum 2.2 gr. tüketilmesi önerilen balık yağı vücutta koruma kalkanı görevini üstleniyor. Balık yağının çocuklardaki IQ oranının yüzde 7.5 artırdığını söyleyen Koruyucu Tıp Uzmanı Dr. Ali Fuat Aytekin, “Ekmeği bu kadar tüketeceğimize balık yağı tüketsek IQ seviyelerimiz yükselir” dedi.

Kalp hastalıklarından kansere kadar hemen hemen tüm hastalıklardan korunmada çözüm balık yağından geçiyor.

Omega-3 olarak da bilinen besin kaynağı doğal olarak balık yiyerek alındığı gibi kapsül şeklinde hazırlanan ilaçlardan ya da sıvı halde de alınabiliyor.

Kurşun ve civa oranı sıfırsa o balık yağının kaliteli olduğunu vurgulayan Aytekin, Antartika’da yaşayanların Avrupa’da yaşayanlara oranla kalp krizi riskinin çok düşük olduğuna dikkat çekti.

Omega-3’ün bu durumu engellediğini söyleyen Aytekin sözlerine şöyle devam etti: “Omega-3 asprin gibi. Hem kanı sulandırıyor hem de antikolajen gibi bir sürü özellikleri var.

Halk arasında doğru bilinen bir yanlış var. Balığın üstüne limon sıkılmaz. Limon, omega-3 ile etkileşime girdiğinde onu bozar, etkisini yitirmesine neden olur.”

Balık yağı kilo yapar ifadesi şehir efsanesi

Balık yağı birçok şeye iyi gelirken, kadınların en çok merak ettiği soruların başında ‘Balık yağı kilo yapar mı?’ geliyor. 10 gr. balık yağının aşağı yukarı bir çorba kaşığı olduğuna dikkat çeken Aytekin “10 gr. balık yağı 72 kaloridir.

Bir elma 75 kalori. Yani 10 gr. balık yağı içseniz anca bir elma yemiş olursunuz.

Balığa limon sıkmak omega 3’ü öldürüyor!

Elma yemeye tamam ama balık yağı deyince herkes şoke oluyor. Salatanın üzerine lıkır lıkır zeytin yağı dökülüyor ama omega-3 dökülmüyor. Çünkü kokusu olduğundan yenmiyor. ‘Balık yağı alırsam kilo alırım’ ifadesi tamamen yanlış. Balık yağı kanımızda bulunması gereken temel yağlardan bir tanesidir’’ dedi.

Çocukların IQ’sunu yüzde 7,5 arttırıyor

Aytekin sözlerini şöyle sürdürdü: “Çocukların buyağları almaları çok önemli. Çünkü beynin oluşmasında çok önemli olduğu için çocukların IQ’sunu yüzde 7,5 oranında arttırıyor. Tabii yetişkinler içinde çok önemli özellikle hastalıklardan korunma noktasında. Balık yağı lüks bir tüketim değil zaruri bir ihtiyaçtır. İnsanların bunu benimsemesi gerekiyor.

Devamını oku

SAGLIK

Yaşlanma 20’li yaşlarda başlıyor

Yayınlanma tarihi

-

-

YAŞLANMANIN 20’li yaşlarda başladığını belirten Aile Hekimliği Uzmanı Dr. Semih Gökart, “20’li yaşlarda başlayan hücre yıkımları 35-40’lı yaşlardan itibaren vücutta iş gören hücre grubunda kayıplara dönüşür” dedi.

Yaşlılığın, çocukluk, gençlik, erişkinlik gibi doğal bir yaşam dönemi olduğuna dikkat çeken Yeditepe Üniversitesi Bağdat Caddesi Polikliniği Aile Hekimliği Uzmanı Dr. Semih Gökart, “Türkiye’de yaşlı nüfusun toplumdaki oranı yaklaşık yüzde 4,5-5, ancak bu oran yıllarla birlikte artacaktır. Dünyada da 65 yaş ve üzerindeki insanların sayısı hızla artmaktadır. Bu dönemde, damar sertliği, kanser, diyabet, bunama, idrar tutmada zorlanma, görme bozuklukları, işitme bozuklukları, yetersiz beslenme, kemik erimesi, eklem kireçlenmesi, kıkırdak harabiyeti, yürüme bozuklukları ve sık düşme, bası yaraları, uyku bozuklukları ile karşılaşılabilir. Bir kısmının yaşlanmayla direkt bağlantısı olmadığı gibi bir kısmı da sadece yaşlılıkta görülmektedir. Son yıllarda tıbbın gelişmesi, bireyin kendini ve yaşamı önemsemesi nedeniyle ortalama insan ömrü uzamaktadır” diye konuştu.

“HÜCRE YIKIMI BAŞLIYOR”

Yaşlıları, genç yaşlılar (65-74 yaş), orta yaşlılar (75-84) ve ileri derecede yaşlılar (85 yaş ve üzeri) olmak üzere üçe ayırdıklarını ifade eden Uzm. Dr. Semih Gökart, 20’li yaşlarda başlayan yaşlanma sürecini şu sözlerle anlattı:

“Yaşlanma çok erken dönemlerde, 20’li yaşlarda başlar. Bu kadar genç yaşlarda başlayan değişiklikler insanların hücresel metabolizma aktivitelerinden yani ‘metabolik yolak’ diye tanımladığımız hücre içinde meydana gelen tepkimelerindeki aksamlar şeklinde açıklanabilir. Bazı metabolik yolaklarda pek çok bileşik ve enzim yer aldığı için bunlar çok karmaşık olabilir. Metabolik yolaklar organizmalarda hücre içi dengeleri sabit tutmaya çalışır. Bu sabit tutmayı ve dengeyi bozacak her durum hücrenin bozulmasına, yıkımına yol açar. İşte 20’li yaşlarda başlayan hücre yıkımları yaklaşık 35-40’lı yaşlardan itibaren vücutta iş gören hücre grubunda kayıplara dönüşür. Devam eden bu hücre kayıplarına bağlı olarak hücrelerin yaptığı görevlerde aksamalar, bozulmalar, kesintiler ortaya çıkar.80’li yaşlardan sonra vücut bu kayıplara karşı iç dengesini koruyamaz ve bunun ilerlemesiyle ölüm ortaya çıkar.”

BELİRGİN DEĞİŞİKLİK KAS VE İSKELET SİSTEMİNDE GÖRÜLÜR

Yaşlanmayla meydana gelebilecek en belirgin değişikliğin kas ve iskelet sisteminde görüleceğini anlatan Uzm. Dr. Semih Gökart, “Kadınlarda özellikle menopozdan sonraki dönemde yoğun bir şekilde kemik erimesi ortaya çıkar. Bu kayıplara bağlı olarak boy kısalmaları, omurlarda çökmeler, hatta kırıklar, en sık olarak da kalça kırıkları oluşabilir. Diğer önemli değişiklik zihinsel boyutlarda ortaya çıkar. Algılamada ve yaratıcı yeteneklerde yaşlanmayla birlikte bir azalma, dikkatsizlik ve düşünme hızında yavaşlama görülebilir. Öğrenme yeteneğindeki azalmaya, hareketlerdeki yavaşlama da eşlik edebilir. Yaşlılarda daha önce edinilen bilgiler sağlam kalırken yeni öğrenilen bilgiler çabuk unutulur” ifadelerini kullandı.

BU BELİRTİLER DEMANSA İŞARET EDER

En yaygın bilinen zihinsel değişikliğin bunama yani demans olduğunu kaydeden Uzm. Dr. Gökart, “Hastanın bilinci yerinde olmasına rağmen hafızada zayıflama ve bazı zihinsel becerilerde azalma olur. Kişi çevresinde olanlara ilgisi azalmaya başlar. Yeni bilgiler öğrenmede ve bunları hatırlamada, konuşma sırasında doğru kelimeleri bulmada, günlük yaşantıya ait sorunları çözmede sıkıntılar başlar ve zamanla bu şikâyetler artar. Bellekte zayıflama öncelikle telefon numaralarını, isimleri, yaşanan günlük olayları tam olarak hatırlayamama şeklindedir. Bir konuya yoğunlaşmada zorluklar başlar. Çevreyle kurulan ilişkilerisınırlamaya başlar bu da yalnızlığı, sosyal çevreden kopmayı getirir. Sosyal çevreden koptukça şikâyetler daha çok artar ve böylece kısır bir döngü oluşur. Kişi huzursuz ve kederlidir. Daha kırılgan, öfkeli ya da şüpheci olabilir. Zamanla geçmişe ait anılar da silinmeye başlayabilir” dedi.

10 KİŞİDEN BİRİNDE ALZHEİMER TEHLİKESİ

Zihinsel boyutta meydana gelen bozuklukların en zorunun Alzheimer hastalığı olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Semih Gökart, “Yaşlılıkla beraber ortaya çıkan ve başta unutkanlık olmak üzere çeşitli zihinsel ve davranışsal bozukluklara yol açan ilerleyici bir beyin hastalığıdır. 65 yaşın üzerinde yaklaşık her 10 kişiden birinde; 85 yaşın üzerinde ise yaklaşık her üç kişiden birinde görülür. Yine bu yaş grubunda sıklıkla tansiyon yüksekliği, damar sertliği, şeker hastalığı görülür ki tedavileri ve takipleri düzgün yapılmazsa bunlar da zihinsel faaliyetlerde azalmaya yol açar. Boş vakitlerde bulmaca çözmek, okumak, çevrede olup bitenlerle ilgilenmek, toplumun bir parçası olduğunu hissetmek ve hissettirmek, beden egzersizlerine önem vermek, yaşa bağlı bu olumsuz etkilere karşı zihinsel fonksiyonların korunmasında etkili olabilecek önlemler arasında yer alır. Çene kemiklerinde ve dişlerde olan değişiklikler de çiğneme fonksiyonunu bozar. Böylelikle beslenme bozuklukları da sıklıkla karşımıza çıkan yaşlanmayla ilgili bulgulardandır” ifadelerini kullandı.

Devamını oku

Trend

EnglishTurkey